Muhabirliğe davet


Dergi Satış Noktaları


Bize yazın!


Danışma Hattı




Kullanıcı girişi


Bülten


Muhabirimiz olur musun?


Gönüllü Aranıyor!


Akademi Formu


Haklarını biliyor musun?



Hukuk Hattı


Radyo Programı


Dernek Tüzüğü


Dernek Üyeliği


Reklam


Yeni yorum ekle

Diğer

“‘Hepimiz Ermeniyiz’, tıpkı ‘eşcinsel’ olduğuna dair sürdürülen Amerikan ‘karalama’ kampanyasına karşı ‘Evet, tabii ki heteroseksüellere karşı ben i.yim’ diyen Kumandan yardımcısı Marcos'un yaptığıdır.” Selçuk Candansayar’ın kaleminden.

KAOS GL

Selçuk Candansayar

Kimlik üzerinden kurulan politikaların yanılsatıcı gücü, kurgusal olanı doğuştan gelen değişmez bir özellik olarak kabul etmesi ve genelleştirmesidir.

Kadın kimliğini ele alalım. Kadının, sadece kadın olduğu için doğuştan ve değişmez bir şekilde zayıf olduğu varsayılır. Biyolojik olarak gelen bedensel farklılıklar, güç üzerinden değerlendirilir ve kas gücü en yüksek erkek ile kas gücü en zayıf kadın arasındaki güç orantısızlığı genelleştirilerek, kadının zayıf erkeğinse güçlü olduğu kabul edilir. Genelleştirme bedensel güçten yola çıkarak en sonunda karakter ve ahlaka yayılır.

Bu yolla kadının doğuştan zayıf karakterli ve düşük ahlaklı, erkeğin güçlü karakterli ve sağlam ahlaklı olduğu varsayılır. Bu genelleştirme kadının kandırılabilir ve kandırabilir karakterde olduğu sonucuna götürür. Bu durumda güçlü ve ahlaklı erkeğe düşen kadının zayıf özelliklerini denetim altında tutmak olur. İster döverek, isterse romantik şefkatle; aradaki fark "gelişmişlik" düzeyinden kaynaklanır.

Bu yanılsatıcı süreç bu haliyle bile gerçeklikten kaynaklanmaz aslında. Çünkü kadın, ancak erkeğe o da genel olarak değil herhangi birine oranla bedensel olarak daha zayıftır. Yoksa kadın ve erkeğin bedensel güçlerinin ölçüsü her bir durumda bazen birinin bazen de diğerinin güçlü olduğunu gösterecek yapıdadır. Bu durumu kaynakların kısıtlı, doğa/hayat şartlarının ağır ve iş gücünün az olduğu durumlarda açık olarak görürüz. Tarlada çalışan kadının yaptığı işler, onun kurgusal güçsüzlüğüne aykırıdır. Ciddi bedensel güç ve dayanıklılık gerektiren her tür işi kadın çoğu zaman çoğu erkekten daha ağır şartlarda yapar.

Daha dikkatli bir gözle bakarsak günümüz çalışma koşullarında da kadınlarla erkeklerin çalışma şartlarının güç özelliklerine göre ayrımlaşmamış olduğunu da görebiliriz. Güç farkı ücretlendirme aşamasında ortaya çıkar. Yapılan işin gerektirdiği güç göz ardı edilir ve kadına "güçsüz" olduğu için daha az ücret verilir.

Ondokuzuncu yüzyıl sanayileşme sürecinde Avrupa'da kadın ve çocuk işçilerin daha çok tercih edilmesi, günümüzde Çin ve Uzakdoğu'daki üretimin çoğunlukla kadın ve çocuk işçilerle yürütülmesi de bu yüzdendir.

Gerçekte olmayan ancak egemenliğin kurulması ve sürdürülüp yeniden üretilmesi için uydurulan bu güç farklılığı kimliğin her alanına yayılır. Her anlamda zayıf olduğu kabul edilen ve kendisine de dayatılıp benimsetilen kadın, zayıflığını ve korunması gerektiğini kimliğinin bir parçası olarak benimser. Zayıf olduğu için erkeklerin "tuzağına düşebileceğinden" o da korkar ve örneğin kapanmaya ve erkek için cinsel çekicilik taşımamaya çalışır. Kapanırken kendisini erkekten koruduğunu yanılsarken gerçekte kendisinin ahlaken zayıf olduğu için aklının çelineceğinin düşünüldüğünü fark etmez bile.

Bu yolla gerçekte aşağılanırken, kendisini yücelttiğini sanır. Güçlüyken zayıf olduğunu yanılsar ve ahlaksızlık kurgusal erkeğe özgüyken, kendisini ahlaksızlığa eğilimli kabul eder. Bu çarpıtılmış bilinç, üretim sürecinde kadının en olumsuz koşulları, kendisine sağlanmış nimet olarak görmesine yol açar. Güncel bir örnek Türkiye'de "türbanlı kadın" işçilerin, daha az ücretlerle, daha olumsuz ve ağır koşullarda sigortasız olarak çalıştırılmalarıdır. Tahakküm altına alma kimlik politikalarının kaçınılmaz sonucudur ve kimlik üzerinden geliştirilecek karşı çıkma çabaları yenilgiye, egemenlik ilişkisinin yeniden üretilmesine neden olmaya mahkûm olur. Bu yanılsamayı kırmanın yolu, kimlik kavramını bozmakla mümkündür.

Kimlik kavramını bozmanın yolu zayıf olduğu varsayılanı güçlendirmek, az olduğu sanılanı çoğaltmak, aşağılananı benimsemekten geçer.

İşte "hepimiz Ermeniyiz", tıpkı "eşcinsel" olduğuna dair sürdürülen Amerikan "karalama" kampanyasına karşı "Evet, tabii ki heteroseksüellere karşı ben i.yim" diyen Kumandan yardımcısı Marcos'un yaptığıdır.

Egemene egemenliğinin içinin boş olduğunu göstermek, silah zannettiğini ona döndürmektir. Bir türlü hazmedilememesi bu yüzdendir.

Kaynak: Birgün Gazetesi, 5 Ocak 2007

yeni yorum ekle | Devamını oku

Cevapla


*

  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • BBCode tags'larını text içersinde kullanabilirsiniz,URL adresleri otomatik olarak linke çevrilecektir


Duyuru Listesi

Duyuru listesine kaydolmak için email adresinizi girmeniz yeterli.



Kaos GL - 101


"Canım Ailem"


LGBT Söyleşi


Google Reklam


LGBT Ünlüler


Madiledik!

“Gay'lik toplumsal bir sorun değil, o sapkınlığa giriyor. (…) Kadın erkek ilişkisini yasaklarsan, insan sonunda kendi cinsiyle ilişkiye girmeye başlıyor. Cinsellik içgüdülerle oluşuyor, ihtiyaç olduğu için de bir noktada dışa vurum yaşanıyor. Bu da sapkınlıklara yol açabiliyor.”

  • Biri İpek Tuzcuoğlu’nu durdursun!

“Oğlunun kafasındaki baba resmini yıkarsan, tabii ki anneyi örnek alır. Ondan sonra da kadın gibi davranmaya baslar. Oğlum, bir gün çıkıp da bana bunu söylerse 'Hay, ağzıma tüküreyim beni' der, dönüp kendime bakarım.”

  • Gazetecinin "Oğlunuz ya da kızınız, gelse ve ‘Baba, ben eşcinselim’ dese?" sorusuna İsmail Hacıoğlu’nun verdiği yanıt. En son ‘eşcinsel sperm’i oynayan Hacıoğlu’nun sözleri size de tanıdık geliyor mu?

Diğer Madiler



Buluşma 2008



Makale


Kampüs Ağı


İşçi Ağı


"Kadın Kadına" Öykü


Dosya: AşK


Açılmak



Linkler



English - Deutsch - Kaos GL - Dergi - Kütüphane - Kültür Merkezi - Künye - İletişim