Muhabirliğe davet


Dergi Satış Noktaları


Bize yazın!


Danışma Hattı




Kullanıcı girişi


Bülten


İşçi Ağı


"Kadın Kadına" Öykü


Açılmak



Gönüllü Aranıyor!


Muhabirimiz olur musun?


Akademi Formu


Haklarını biliyor musun?



Hukuk Hattı


Radyo Programı


Dosya: AşK


Linkler



Dernek Tüzüğü


Dernek Üyeliği


Reklam


Çentik

Sizden Gelenler

“Yazımı Kaos GL’ye yollayacağım, bu sefer kesin yollayacağım ama diğer yazılarıma yaptığım gibi haksızlık etmeden, yazıp yazıp sonra yollamadan, yırtıp atmadan, bu yazımı bu sefer kesin yollayacağım. Evet kesin.” Leyla Han ilk yazısıyla ‘merhaba’ diyor.

KAOS GL - 07/03/2008

Leyla Han - İstanbul

‘Limonlu çayın en güzel tarafı, dibidir’ diyorum, bardağımda kalan son yudumu içmeme izin vermeden, fincanımı almaya çalışan servis personeline. Yüzüme biraz şaşkın bakıyor, ama sevimli bence. Eski servis personeli ayrılmış, bu sevimli eleman yeni girmiş işe. (Bazen defterime yazı yazarken, bilgisayarda yazdığım zaman kullandığım yazı karakterlerini hiç farkında olmadan kullandığımı fark ettim. :-) ya da @ gibi – demek ki bilgisayarda daha çok yazı yazar olmuşum gene farkında ol(a)madan, eski dostum defterimle daha fazla ilgilenmeliyim, şu an hissediyorum da yapraklarının kokusu bile bir başka, kâğıdın çizgisini seveyim.)

Geldiğimden beri “Türkçe şarkı çalar mısınız? Mümkünse Sezen Aksu lütfen” deyip duruyorum personele. Saat 17.00’den beri ne kadar ne kadar anlamsız remiks parça varsa dinledim ve ağlama hislerim “elveda” diyerek kaçtılar. Sahi, ben buraya neden gelmiştim? Ayaklarım beni buraya neden getirmişti ki? Oysa ben ağlamam ve yazmam gelince Moda’ya (eski) Bomontiye çıkar, o pis camları olan, kırık masalı, tahta sandalyeli yerde; emekli yaşlı çayzânenleri izlerdim. (“Çayzânen de ne demek” diye soranları duyar gibiyim. Valla ben de bilmiyorum, şu an uydurdum. Sanırım ‘çok çay içen kişi’ demek.) Günün 24 saati adeta orada ölümü bekleyerek, çay ve sigara içerek aksıran, tıksıran ve öksüren; yaşamının adeta son dakikalarıymışçasına, sigarayı iştahla, çayı açlıkla içlerine çeken o adamcıkları izlerdim.

(Bir gün herkesin, hepimizin olacağı hal bu iken; o an gördüğüm denizdeki dalgalanmalar bile kıpırtısında anlamını yitiriyordu. Bu nedenle miydi tüm bu kavgalar, felaketler, açlıklar ve yoksulluklar? İnsanın insana dar ettiği bu dünyanın zulümle, kanla beslenen kralları sanki hiç öksürmeyecekti aksırmayacaktı, tıksırmayacaktı ve prostat olmayacaktı?)

Velhasıl kelâm; o tuhaf ter, sidik kokulu ve ucuz peçeteleri ve hamam böcekli tost makinesiyle beni karşılayan çay ocağı-kahvehane karışımı mekâna doğru koşardım. Yıllarca bu böyle sürdü gitti. Ne zaman ağlamam ve yazmam gelse oraya gittim. Şimdi buradaydım ama! Bu mekânın ‘bizden’ olması, beni ‘mekândan’ yapmaya yetiyor muydu bakalım? Ya da ruh halime bağlıydı bu sanırım. Çalınan müziklerde, gelenlerde (özellikle yeni nesil) benden değildi; içi boş, dışı hoştu sanki. Ya da bugün benim içim boşalmıştı, ya da ağzına kadar tıka basa dolmuştum ki, artık yeni bir şeyleri kabul edecek yer kalmamıştı.

Bu bir orta yaş biseksüel kadın kuşak çatışması mıydı acaba? 36 yaşında ev hanımı, heteroseksüel, dindar, kendini çoluk çocuğuna adamış bir kadın olsaydım da, gene bu kuşak reddetmesini ve çelişkilerini yaşayacak mıydım? Evet yaşayacaktım.

36 yaşında, çalışan, biseksüel, ateist, kendini topluma adamış :-) bir kadında, 36 yaşında çalışan, lezbiyen, Budist, kendini sevgilisine adamış bir kadında yaşayacaktı ve yaşıyor. “normaldir o zaman” diyorum. Kendimi mahallede, kapı önlerinde oturup çekirdek çitleyen kadınlar ya da kahvelere doluşup çok çay-sigara içen ihtiyar adamlar gibi hissedip gülüyorum. (Ki bunların tek yaptığı bozulan yeni nesil hakkında atıp-tutmaktır ya hani.)

Neyse ya; hani ben ağlayacaktım? Bu kadar bastırdıktan sonra dur bakalım nerede ve ne zaman patlayacağım? Mekânda çalan club müziklerinin baskısı altında yazı yazmak ve hatta düşünceleri toparlayıp kâğıda dökmek hayli zorlaşıyor.

‘Bizim zamanımızda…’ diye başlayan cümleler kurmaktan ne kadar nefret ediyorsam da, şimdi bu cümleye böyle başlamak gerekiyor belki de. (Yazımı Kaos GL’ye yollayacağım, bu sefer kesin yollayacağım ama diğer yazılarıma yaptığım gibi haksızlık etmeden, yazıp yazıp sonra yollamadan, yırtıp atmadan, bu yazımı bu sefer kesin yollayacağım. Evet kesin. Yollayacağım zaman da düşünüyorum: ‘Bilmem kaç daktilo vuruşunu geçmeyecek ve A4 kâğıdına sığacak’ gibi kriterleri var mı acaba? Bu benim yollayacağım ilkyazı olacak. Üzerinde oynama yaparlar mı? Bazı bölümlerini çıkartıp, kısaltırlar mı? Birden bu düşünceler kafama üşüşüveriyor.-Özgür kalemler susturulamaz! Kahrolsun sansürcü zihniyet. :-) )

Bütün bunları düşününce birden yazımın kendi içinde bir bütünlük arz etmediğini, daldan dala (Kaynana Semranım gibi :-)) atladığımı ve bu kadar yazmış olmama rağmen halen anlatmak istediklerimle ilgili olarak tek satır bile yazmamış olduğumu hayretle fark ediverdim. (Şimdi yazıyı okuyan editör ne yapsın ki bu durumda? Bu satırlara kadar sabrettiyse ‘Bravo kendisine’ diyorum-başka da bir şey demiyorum. :-) ) Bu tarz düşününce şevkim kırıldı birden. Sonra sevgili Yasemin Öz ün ‘yazılarını gönder’ türündeki destekleyici mesajları aklıma gelince, kolumun deposu benzinle dolmuş gibi yeniden yazmaya başladım. (Bu müzik beni delirtmeden gitsem mi acaba? Ay saatler oldu halen buradayım yahu. Demek ki bu yolun yarısındaki kadın, bu genç, taptaze mekanda alemlere ve ortamlara akarken, kendine ait bir şeyler yakalıyor havada ve tutuyor elinde sıkıca, bırakmıyor ve kalıyor. :-) )

Defterimde 3. sayfaya geldim ve hala biseksüellerin sorunlarına ilişkin tek bir kelime bile yazmadım (Allahım yoksa bu yazımın sonu da Ümraniye çöplüğü mü olacak? :-) ) Belki de içinde bulunduğum ruh halini kâğıda dökmek, dertleşmek ve biraz da tanışmak gibi oldu bu satırlar. (Zaten kendimi anlatma konusunda engelli bir yaratık pozisyonundayım.)

En azından şunu biliyorum şimdi; (hani var ya meşhur düstur; söz uçar yazı kalır meselesi :-) ) bu satırlarım sandığımın naftalin kokulu havlularının arasında sararıp solmayacak. :-) Torunlarımın bu satırları gururla okuyup, içinde bulundukları şartlardan övünerek bahsedecekleri bir rahat ülke bırakmış olabilmeyi umuyorum onlara. Çünkü bu halen devam eden büyük büyük mücadelelerin sonucunda, süzülerek gelen ve ortaya çıkan bu derginin kadrini kıymetini bilmek, katkı koymak, omuz vermek, bir tuz tanesi olmak; bir nevi tarih duvarına bir çentik atmak gibidir. Ve o çentikler ne kadar çoğalırsa, tarih sayfalarında ki ‘kendimiz’ olarak yerimiz, o derece sağlam olacaktır.

Editör bu yazıyı sinirinden yırtıp atmadan nokta koysam iyi olacak. :-) NOKTA

Sevgilerle MERHABA ilk defa..

Dik Durun, Bi Şey Olmaz Leyla :-)

07.02.2008, Perşembe

yeni yorum ekle

biseksüellerin gazabına uğramak...
Submitted by Anonim on Pazartesi, 10 Mart, 2008 - 10:37

Aslında Biseksler beni hayatımdan bezdiren varlıklar ama yine de kötü yorum yapmayacağım. Biliyorum ki biseksüeller de sorunlarla boğuşuyor ama bu boğuşmalar sırasında bizi de (lezbiyenleri yani) ezip geçiyorlar. neden mi? Hemen Söyleyeyim ki iç çatışmaları esnasında bizi hayattann koparıp ciddi anlamda uçurumlara itiyorlar. 26 yaşındayım ve genelde karşıma hep biseks kadınlar çıktı. Tam güzel bi ilişkiye başlama esnasında... sonunu tahmin edersin ki bir jön çıkar meydane hepsi birbirinden merdane:)Hatun arkasına bile bakmadan alır bohçasını çeker gider jön kılıklı, maymun iştahlı, sözümona asil bi yakışıklıya... vee garip, ezilmiş, kadınlık gururu ayaklar altına alınmış Emel düşer bunalımlara. Sonra hatun tekrar arar; "Emel sendeki sevgiyi onlarda bulamadım sana döndüm" diye; ne yazık ki Emel Tükenmiştir artık, dönüşü yoktur bu aşkın... Şuan ise hayattan vazgeçmiş bir durumda kendimle savaşırken bir yandan da KPSS gibi Türkiye'nin acı bir gerçeğiyle boğuşuyorum. 4 yıl nice zahmetlerle okunan iktisat fakültesinin sonu: K P S S... Ah biseksüeller Ahhhh.. Benle ne alıp veremediğiniz vardı ki. Ben kendi halinde, masum, neşeli, kendince yakışıklı bi hatundum; ama beni bu durumlara getirdiler işte. Gerçekten de yüksek sesli müzikte yazı yazmak kadar zor ve sinir bozucu bişey yokmuş Leyla Hanım.. Çok sevdiğim şebnem Ferah bile kulaklarımı tırmalıyo ve şimdi gidip kafasını gözünü patlatıcam şu çocuğun (net cafedeyim bu arada) Ben çok enteresan bi ilişki yaşadım bundan 3 ay önce hayatta başka bi benzeri varmı acaba çok merak ediyorum. Sevgilimi elimden alan hatunla ilişki yaşadım ( ki o da biseksüeldi) ve beni öyle bi yüzüstü bırakıp kaçışı vardı ki dillere destan. Paylaşmak isterim. Beni anlayacak biriyle konuşmam lazım. Eğer görüşmek istersen msn adresimi yazıcam, eklersen sevinirim. umursamam99Qhotmail.com görüşmek dileğiyle Emel...

cevapla


Kaçak Emel Hanıma :)
Submitted by Anonim on Cumartesi, 5 Nisan, 2008 - 20:25

Emel Hanım bahsettiğiniz konular üzerine konuşmak ve dertleşmek için sizi msn e ekledim ve bir kaç kez de açık olduğunuzda mesaj yazdım.. lakin ne cevap verdiniz ne de açık yüreklilikle 'konuşmak istemiyorum' felan dediniz..Siz harbi harbi biseksüellerden bıkmışsınız anlaşılan :))

Eee bu durumda benim söyleyebileceğim tek şey şudur ; insanların karakterlerini cinsel yönelimleri değil, içinde yaşadıkları maddi ve sosyal koşullar belirler.Siz lezbiyen değil de, heteroseksüel olsaydınız da bu toplumda yada dünyanın başka her hangi bir yerinde aşk ve aşkın getirdiği sorunları yaşayacaktınız..Demek ki neymiş efendim ; mutlu aşk yoktur..

Saygılar, sevgiler, hürmetler..

cevapla


çok beğendim
Submitted by Anonim on Cuma, 7 Mart, 2008 - 23:45

hoşgeldin.

cevapla


teşekkür ederim
Submitted by Anonim on Cumartesi, 5 Nisan, 2008 - 20:25

hoşbulduk efendim, sevgiler, saygılar :))

cevapla


ilgilenenler için
Submitted by Anonim on Pazar, 13 Temmuz, 2008 - 01:10

cevapla


Sanat Atölyesi


İnsan Hakları Eğitimi




Duyuru Listesi

Kaos GL haberlerini takip etmek için E-posta adresinizi girmeniz yeterli.



Kaos GL - 101


İmza Kampanyası



Google Reklam


Tatile Davet!


Kadın Kadına Öykü


LGBT Ünlüler


"Canım Ailem"


LGBT Söyleşi


Madiledik!

“Gay'lik toplumsal bir sorun değil, o sapkınlığa giriyor. (…) Kadın erkek ilişkisini yasaklarsan, insan sonunda kendi cinsiyle ilişkiye girmeye başlıyor. Cinsellik içgüdülerle oluşuyor, ihtiyaç olduğu için de bir noktada dışa vurum yaşanıyor. Bu da sapkınlıklara yol açabiliyor.”

  • Biri İpek Tuzcuoğlu’nu durdursun!

“Oğlunun kafasındaki baba resmini yıkarsan, tabii ki anneyi örnek alır. Ondan sonra da kadın gibi davranmaya baslar. Oğlum, bir gün çıkıp da bana bunu söylerse 'Hay, ağzıma tüküreyim beni' der, dönüp kendime bakarım.”

  • Gazetecinin "Oğlunuz ya da kızınız, gelse ve ‘Baba, ben eşcinselim’ dese?" sorusuna İsmail Hacıoğlu’nun verdiği yanıt. En son ‘eşcinsel sperm’i oynayan Hacıoğlu’nun sözleri size de tanıdık geliyor mu?

Diğer Madiler



Buluşma 2008



Makale


Kampüs Ağı


English - Deutsch - Kaos GL - Dergi - Kütüphane - Kültür Merkezi - Künye - İletişim