Muhabirliğe davet


Dergi Satış Noktaları


Bize yazın!


Danışma Hattı




Kullanıcı girişi


Bülten


İşçi Ağı


Muhabirimiz olur musun?


Gönüllü Aranıyor!


Akademi Formu


Haklarını biliyor musun?



Hukuk Hattı


Radyo Programı


Dosya: AşK


Linkler



Dernek Tüzüğü


Dernek Üyeliği


Reklam


Bir Eşcinselin Gözünden ‘Türban Sorunu’

Bawer Çakır | Diğer

Türkiye’nin son haftalarda en çok konuştuğu konu hepimizin bildiği gibi türban idi. Adalet ve Kalkınma Partisi’ne (AKP) açılan kapatma davası ve ardından gelen ekonomik dalgalanma türbanı gündemimizden düşürmüş olsa da, hepimiz biliyoruz ki bir süre sonra yeniden türban hakkında konuşmaya, tartışmaya, kavga etmeye başlayacağız. Kaos GL muhabiri Bawer Çakır’ın kaleminden.

KAOS GL 25/04/2008

Bawer Çakır, İstanbul

Türban hakkında en çok erkeklerin konuştuğu bir ülkede, eşcinsel bir erkek olarak bu satırları yazıyor olmam sizler için ne ifade eder kestiremesem de, hayatı boyunca çeşitli şekillerde ayrımcılığa, nefrete, ötekileştirilmeye, damgalanmaya maruz kalmış, bunu pratik etmiş biri olarak birkaç cümle kurabileceğimi düşünüyorum. Ve kendi tecrübemle türban takan bir kadının yaşadıklarını anlayabileceğimi…

Kadınlarla ötekileştirilmede ortaklaşmak

Ben eşcinselim. Annem ve kız kardeşim türbanlılar. Teyzelerim, anneannem, yengelerim de… Oturduğum mahallemdeki çoğu kadın da… Çoğu zaman hepsinden daha çok “kadın hakları” üzerine, kadınlık üzerine cümle kuruyorum. Onlarsa bunu genelde “eşcinselliğime” vuruyor ve beni ciddiye almıyor. Ancak yaşadıkları, hissettikleri “şeyi” biliyor, hissediyorum. Her ne kadar kendi dahil oldukları topluluklarda türban takıyor olmaları “negatif” bir şey olmasa da, o topluluğun dışına çıktıklarında yaşadıkları şeyler bana kendi yaşadıklarımı hatırlatıyor çoğu zaman. Tek farkı; onlar eve gelip bana dertlerini anlatabiliyorken, benimkileri pek de dertten saymıyorlar.

Kardeşimin Gözyaşları

Kardeşim çalıştığı işyerine gelen bazı “ilerici” ve “Kemalist” vatandaşlarla çeşitli nahoş münasebetler yaşadı geçenlerde. Türban sorununun ülke top 10’nunda zirveye çıktığı günlerde kendisinden hizmet almak istemeyen bazı müşteriler patronuna türbanlı birinden ilaç almayacaklarını ve hatta iğne olmayacaklarını iletip, kardeşimin kendileriyle “ilgilenmemesini” istemiş. -Herkesin kendisiyle ilgilenilmesini beklediği günümüzde tuhaf bir istek olsa da bazen mantığın devre dışı kaldığı şeyler yaşıyoruz bu ülkede.-

Kardeşim tahmin edeceğiniz gibi buna ciddi anlamda bozulmuş bir halde eve geldi ve uzun uzun konuştuktan sonra bir o kadar uzun ağladı. Haklıydı… Gözyaşlarının akmasına sebep olan hadise maalesef ki bu ülkenin “gerçeği” olmuştu. Kendini modern, ilerici ve laik olarak tanımlayan kadın ve erkekler, kendilerince “çağdışı” ve “esaret altında” olduklarını düşündükleri kadınları toplum içinde parmakla göstererek kendilerince bir aydınlanmanın kapılarını açacaklarını sanıyorlardı.

Empati Denen Mucizevî Anahtar

Ancak işler ne yazık ki onların “umduğu” gibi gelişmiyordu. Tıpkı eşcinsel olduğu için ev verilmeyen, işe alınmayan biri gibi bir türbanlı da benzeri bir ayrımcılığa maruz kalıyor ve inancı gereği taktığı bir “bez parçası” için ilerici(!) birinin yüksek sesli öfkesine maruz kalabiliyordu. İş bu halde türban taktıkları için dışlanan kadınların, başka nedenlerle dışlanan diğer toplulukları anlayıp anlamadıklarıydı.

Bu noktada ironik ya da kulağa sinir bozucu gelebilir ama kardeşime ya da anneme bir eşcinselin ya da transseksüelin yaşadıklarını anlatmam daha kolay oluyordu. “Empati” dediğimiz o mucizevî anahtar hiç olmadık kapıların kilidini açıyor, şaşkınlıkla cümleler kurduğunuz diyaloglara olanak tanıyordu. Ben kendimi bildim bileli bir kadının saçının neden “namahrem” olduğunu anlamadım. Gülmeyin. Bunun eşcinsel olmamla alakası yok. Sadece bir saç telinden bile tahrik olan erkeğin sorunu olması gerekirken, neden erkekleri korumak için kadınların örtünmesi gerektiğini anlayamıyordum. Hâlâ da anladığım söylenemez! Ancak bu “anlamama” halimden hareketle işaret parmağımı, Atatürk’e ve sözde aydınlık fikirlere dayandırıp, türban takan bir kadının gözüne sokmuyorum.

Erkekler Değil Kadınlar Konuşmalı

O öfkeyi, nefreti de anlayamıyorum. Ve bu korkunun nedenini de! Üniversite kapılarında bekleyen kadınları gördükçe, türbanı nedeniyle komşuluk edilmeyen ya da işe alınmayan kadınları gördükçe, işyerinde korkunç şeyler yaşayan kardeşimi gördükçe duruma sinirleniyor ve coşuyorum. Ama sonra “yine” fark ediyorum ki ciddi anlamda kadınların konuşması, tartışması gereken bu konu hakkında yine ben, yine biz, yani erkekler konuşuyoruz. Bu da sinirimi bozuyor. “32. Gün” adlı hiçbirimize bir şey kazandırmamış programın "türban" konulu oturumunda başı açık kadın ve ilerici erkek öğrencilerin argümanları hep “zorla kapatılmış” kadınların özgürleşmeleri gerektiği üzerineydi. Herkes Hz. İsa olmaya soyunmuştu ve türbanla hayatları cehenneme çevrilmiş kadınları kurtarmak için ne denli istekli olduklarını söyleyip durmuşlardı.

Ön sıralarda oturan türbanlı kadın öğrencilerden biri söz alıp, öfkeli, ağzından tükürükler çıkan sayısız konuşmacıya sakince kimsenin zorla başlarını örtmediğini, kendilerinin üniversitelere gelebilmek için babalarını, ağabeylerini, eşlerini, sevgililerini karşılarına aldıklarını, kendi hayatları için ciddi mücadeleler verdiklerini ve haklarını kimseye çiğnetmeye niyetlerinin olmadığını söylemişti. Ve yerine otururken az önceki öfkeli kalabalık sus pus halde “pause” düğmesine basılmışçasına susmuştu.

Ayakta Kalmaya Çalışan Kadınlar

Ama onların suskunluğu, coşkulu alkışlar arasında fark edilmemişti. Konuşma esnasında ya sinir bozukluğundan ya da konuşmacı arkadaşa içten içe duyduğum hayranlıktan olsa gerek gözyaşlarımı tutamadım. Sonra “yine” annemi, kardeşimi, çevremdeki türbanlı kadınların hepsini düşündüm. Ve hayatlarındaki “erkeklere” rağmen nasıl da kendi ayaklarının üstünde durmak için çabaladıklarını. Evet, her türbanlı kadının böylesine “cesur” hikâyesi yok. Her türbanlı kadın “bağımsız” yaşamıyor ama esarete alıştırılmış bir neslin evlatları olarak hangimiz büyük bir yüzde verebiliyoruz ki…

Türban takan kadınlarla eşcinsellerin çok “ortak” sorunları var. Bir kere erkeklik her iki topluluğun da belası… Empatiden yoksun bir ülkede kendilerini anlatmak için “sınırlı” alanları ya var ya da bazen o bile yok. Maruz kaldıkları uygulamalar ya da verdikleri mücadele hakkında kendilerinden başka neredeyse “herkes” konuşmakta. Kendileri konuştuğunda ise o “herkes” görmeyen, duymayan, bilmeyen maymunlara dönüşüyor.

Dönüşüm

Bir gün annem seks işçiliği yapan bir travesti hakkında atıp tutarken, kendisine “sen işveren olsan ve bir travesti senden iş istese, onu işe alır mısın?” diye sormuştum. O da bir süre “Kenan Işık” gibi düşündükten sonra sorunun nerede olduğunu anlamış ve “haklısın” demişti. Şimdi annem bir travestiyi yanında çalıştıracağını söylüyor. Bir yandan lütufkâr görünebilir size ama annemi tanısanız, bu cümlenin onun hayatında ne gibi bir dönüşüme işaret ettiğini daha iyi anlarsınız. Yinelemekte fayda görüyorum. Annemle aramda geçen diyalogun çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. İletişimin ne denli önemli olduğunu, birbirimizi anlamak için birbirimizi dinlememiz gerektiğine dair “güçlü” bir örnek sanırım.

Bu örnekten de yola çıkarak şunu özellikle belirtmek isterim; bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey ise sağduyu ve empati. İkisi bir arada işlemeye başlarsa merkezdeki “heteroseksüel, erkek, muhafazakâr, Türk, Kemalist, Müslüman, Sünni” algının sarsılacağını ve zamanla da yıkılacağını düşünüyorum. Bunun için de tıpkı feminist kadınlarla, Ermenilerle, Kürtlerle, savaş karşıtlarıyla yürüyebildiğim gibi türban takan kadınlarla da aynı yolda yürüyebileceğimi düşünüyorum. Ve ben, herkese inat bir eşcinsel olarak, türban taktığı için kendisine maruz görülen yaşamı reddeden tüm kadınları mücadele arkadaşım olarak görüyorum.

Kaynak: BİA, 21 Nisan 2008

yeni yorum ekle

Dinin siyasete alet edilmesi
Submitted by lacivertsis on Çarşamba, 14 Mayıs, 2008 - 11:41

Kimsenin başortü takan kadınlara bir şey dediği yok. Bu ülkede başörtü yasağı diye bir olay yok. Konuyu saptırmayalım lütfen. " Türban " ne zamandan beri " sorun " olarak ortaya çıktı buna bakmak lazım. Siyasete, devlet yönetimine dini olgular egemen olduğunda toplumsal yaşam... kadının toplumdaki yaşamı... birey olarak hakları... farklı yaşamların özgürlüğü diye bir durum söz konusu bile olamaz. Tamamen taassup hakimiyeti dini olgulara göre hurafelere göre egemen olur ki bunun başı sonu da yoktur. Habire kurallar üretilir birilerinin isteklerine göre... Din; bireyin kendisiyle yaradanının arasında olandır. Orada kalmalıdır. Cumhuriyetin temel nitelikleri birbirinden ayrıldığı zaman işte böyle kargaşa, toplumda ayrışma, birbirine düşman olma, ötekileştirilme gibi sonuçlar çıkar ortaya ki bunun ne kadar tehlikeli olduğunu hepimiz biliyoruz. Sevgiler hepinize...

cevapla


Kimsenin Türbana bir şey
Submitted by Anonim on Çarşamba, 7 Mayıs, 2008 - 05:11

Kimsenin Türbana bir şey dediği yok.. Eleştirenler türbanı değil türbancıları eleştiriyor... Sen beyoğlunda o türbancıların eşcinsellere uyguladığı şeriat kanunlarını eleştir önce bir bakalım, türban propagandası yapacağına. AKP den tam destekli dinci polisler ağız burun kırıyor sokak ortasında.

cevapla


Basortusu ile escinselligi
Submitted by Anonim on Salı, 29 Nisan, 2008 - 22:10

Basortusu ile escinselligi bir tutmak sapla samani karsitirmak demektir. 15 yil oncesine gore bu ulkede basortusu sorunu yoktu ki. Ne zaman siyasallastirildi, basortusu parti bayragi oldu o zaman sorunlar basladi. Simdi de toplum icerisinde kutuplasmalara yol acti. Basortusu bir tercih. Escinsellik de mi oyle? Evet ozgurluk, insan haklari ama sapla samani da karistirmayalim. Anadolu`da koylerde herkes basini kapatir. Dedigim gibi 15 yil oncesinde boyle bir sorun yoktu...Herkes her yere girip cikabiliyordu.

cevapla


Haklisin
Submitted by Anonim on Çarşamba, 7 Mayıs, 2008 - 03:38

Bence yaziyi yazan arkadas olayi saptirmis. Sanirim "ilerici" ve "Kemalist" lerle sorunu var. Ama sunu unutmus ki, eger simdi escinsel oldugu icin asilmiyorsa nedeni saygi deger Mustafa Kemal Ataturk'tur. Senin destek oldugun muslumanlar basa gelip iran gibi seriati getirmeye calisiyorlar. Sen ne kadar hos goru gosterirsen, onlar da basa gelince sana o kadar hos gorususz olacaklar. Bence din tamamen ayri tutulmali devlet islerinden. Simdiye kadarki butun sorunlarin koku din degil mi. Kadina bas ortusunu destekleyen akillar, kadin haklarina tumden karsilar, ornegin akp milletvekilleri. Bence bir kere daha dusun bu yazi hakkinda

cevapla


türbanlı birinden hizmet
Submitted by Anonim on Cuma, 25 Nisan, 2008 - 13:23

türbanlı birinden hizmet almak istememesi "ilerici", "kemalist" dediğiniz insanların, türbanlı bir doktorun örneğin, bir erkeği muayene etmeyi reddetmesiyle aynı yerde duruyor. bütün bu kutuplaşma da, etki- tepki, neden-sonuç ilkeleri bütünüyle doğuyor.

cevapla


şansım yok
Submitted by Anonim on Pazar, 27 Nisan, 2008 - 11:28

bir iş buldum diye sevinirken adam biz buraya başı kapalı eleman alcağız demez mi? e ben transeksüelim o örtü ile seni öldürürüm ya o günden beri alışveriş yapmıyorum

cevapla


Kadın Kadına Öykü


Tatile Davet!




Duyuru Listesi

Kaos GL haberlerini takip etmek için E-posta adresinizi girmeniz yeterli.



Kaos GL - 101


İmza Kampanyası



Google Reklam


LGBT Ünlüler


"Canım Ailem"


LGBT Söyleşi


Madiledik!

“Gay'lik toplumsal bir sorun değil, o sapkınlığa giriyor. (…) Kadın erkek ilişkisini yasaklarsan, insan sonunda kendi cinsiyle ilişkiye girmeye başlıyor. Cinsellik içgüdülerle oluşuyor, ihtiyaç olduğu için de bir noktada dışa vurum yaşanıyor. Bu da sapkınlıklara yol açabiliyor.”

  • Biri İpek Tuzcuoğlu’nu durdursun!

“Oğlunun kafasındaki baba resmini yıkarsan, tabii ki anneyi örnek alır. Ondan sonra da kadın gibi davranmaya baslar. Oğlum, bir gün çıkıp da bana bunu söylerse 'Hay, ağzıma tüküreyim beni' der, dönüp kendime bakarım.”

  • Gazetecinin "Oğlunuz ya da kızınız, gelse ve ‘Baba, ben eşcinselim’ dese?" sorusuna İsmail Hacıoğlu’nun verdiği yanıt. En son ‘eşcinsel sperm’i oynayan Hacıoğlu’nun sözleri size de tanıdık geliyor mu?

Diğer Madiler



Buluşma 2008



Makale


Kampüs Ağı


"Kadın Kadına" Öykü


Açılmak



English - Deutsch - Kaos GL - Dergi - Kütüphane - Kültür Merkezi - Künye - İletişim