Kaos GL Dergi 103




Kullanıcı girişi


Dergi Satış Noktaları


Haftanın Şugarı

"İnsan hakları meselesi kolay hallolur diye düşünüyorsanız ben de size 'Önce eşcinsellerin problemlerini halletmeliyiz. Hani şu yoklarmış gibi saydıklarımızın' derim. Bana göre asıl bölücü olan eşcinselleri saymayanlar. Bunun başörtüsünden ne farkı var ki! Başörtülüler üniversiteye giremiyor. Eşcinseller ise hiçbir yere. İş bulamıyorlar, onlara yaratık gözüyle bakılıyor, arkadaşlık etmek bile ayıp karşılanıyor"

  • 2 sene öncesinin Hormonlu Domates sahibi Hülya Avşar günah çıkartıyor.

Diğer Şugarlar



Bize yazın!


Danışma Hattı




Hukuk Hattı


Kaos GL Kitaplığı


İşçi Ağı


Açılmak



Dernek Üyeliği


Gönüllü Aranıyor!


Kadın Kadına Öykü


Akademi Formu


Haklarını biliyor musun?



Gökkuşağı'ndan melodiler

LGBT Türkiye | Müzik

"Gökkuşağı Şarkısı internette dolaşıma girdi" haberi geldiğinde bilgisayarlarımıza merakla indirip dinlemiştik. Onur haftasından yaklaşık bir hafta önceydi. 16. Onur Haftası etkinliklerinde ise Gökkuşağı Şarkısı bir yıldız gibi parlamıştı. Her oturum arasında alkış tutup hepbir ağızdan söyleyecek kadar ezberlemiştik sözlerini bu kadar kısa sürede. Demek ki beğenilmiş ve LGBTT hareket tarafından sahiplenilmişti. Şarkının kısa hikayesini birinci ağızdan, Vida ve Siyahgezegen'den dinledik.

KAOS GL - 11/07/2008

Şakayla karışık başladık

VİDA: “Bir LGBTT marşı yazalım” diye başlasaydık sanırım ne bir nota çıkardı ne de tek satır yazabilirdim. Bu kadar geniş ve derin bir mücadeleyi bir şarkıyla anlatmaya, şenlendirmeye niyetlenmiş ve bunu da başarmış gibi davranmamız yalan olur; inanın, biz, sizden daha şaşkınız... Ufak bir tekerleme, kendine bir yol buldu, büyük engelleri aşıp pek çok kişiye ulaşıverdi.

İkimiz de düzenli olarak LGBTT birey ve dostlarına açık bir internet oluşumu olan www.homoloji.com ’a yazıyoruz. Siyahgezegen ve vida isimleri de oradan geliyor. Bir gün homoloji’de lastik değiştirmekle ilgili tecrübelerimi paylaştıktan hemen sonra pasta-ponçik tarifi verdim. Bu iki uç gibi gözüken eylem siyahgezegen’in dikkatini çekmiş. Bunun üstüne ona bir dörtlük yazdım “lastik de değiştiririm / beş çayına da yetişirim” diye başlayan... O dönem bir marka, genç kadınlar için şarkılı bir reklâm yapmıştı; ona atıfta bulunarak “bu da genç lezbiyenlerin şarkısı, devamını yapalım, var mısın?” dedim. İtiraf etmem lazım her şey bir şakayla başladı, ciddiye alacağını hiç düşünmemiştim.

SİYAHGEZEGEN: Fikir çok ama çok mantıklı geldi espri bile olsa. Bu arada homoloji'de teknik aksaklıklar yaşandı, bir süre haberleşemedik. Fakat o sıralarda, içimden bu melodi geldi, sözlerle beraber söylemeye başladım. Şarkı olabilirdi gerçekten. Melodi de hazırdı... Sözlerin devamını yazmasını istedim. Ben bu arada şarkının kayıt ve düzenleme işleri için Çağatay Kadı ile konuştum. Zevkle yaparım dedi. Dört gözle ve de heyecanla sözlerin bitmesini bekliyordum. Gece yarıları mesajlar atıp taciz ediyordum vida'yı hadi hadi diye...

Sözlerin yazımı: “bu parçanın ana fikri...”

VİDA: Şarkıyı yazmaya başlarken, her şeyi anlatamayacağımı biliyordum. Her eşcinselin hikâyesi birbirinden farklı, tüm insanların hikâyelerinin birbirinden farklı olması gibi… Fakat küsuratları yuvarladığınız takdirde sonuç hep aynı, hepimiz 1’iz. Şarkı hem heteroseksüellere hem de eşcinsellere hitap etmeliydi, başarabilirse “LGBTT bireylerin ayrımcılığa uğraması” mevhumunu ortadan kaldırmaya yönelik bir sözü olmalıydı.

Sözleri yazarken elbette en iyi bildiğimden, kendimden, başladım. Eşcinsel kadın denilince akla tek bir figür geldiği için açıldığımda işittiğim “hiç eşcinsele benzemiyorsun” sözü benim pusulam oldu, güle güle yazdım. Kısa saçlı bir lezbiyen, kaşları alınmış bir gey, eşcinsellerin maskotu olarak kalabilir; yeter ki farklı görünüm ve özellikte nice eşcinsel olduğu kabul edilsin ve olduğum şeye benzemediğim söylenerek anlatım bozukluğu yapılmasın...

Şarkının içinde özellikle ibne, sevici (dönme, top falan da vardı, prozodiye uysun diye azaltıldı) gibi RTÜK’ten geçmeyecek ifadelere yer verilmesi zihinlerin dönüşümüne dil aracılığıyla müdahale etmek için naçiz bir uğraştı. Biz bunları küfür, hakaret, iftira kapsamından çıkarırsak belki bahaneyle youtube da sık sık kapanmaz.

Şarkımız üç büyük klişeye ev sahipliği yapıyor:

- Cinsel kimliklerimizin deneyimlerimiz, öğrendiklerimiz ya da diğer dışsal etkenler tarafından değil içgüdüsel olarak oluştuğunu anlatan: “cinsel tercih değil yönelim”

- Görünürlüğün az olması sebebiyle hayatımızın bir bölümünde kendimizi yalnız hissettiğimizi ifade eden: “bir ben bir zeki müren”

- Ve farklılığın kötü olmadığını, kimsenin diğerine ayrımcılık uygulamaması gerektiğini ortaya koyan: “herkes eşit herkes farklı”

Yaşanılanlardan bihaber birinin sadece bu sözlerin anlamını düşünmesinin bile cinsel kimliği, Türkiye’de eşcinsel olmanın zorluklarını ve ortak dileğimizi anlaması açısından yol gösterici olacağına inanıyorum. (Bazen çok iyimser oluyorum)

Siyahgezegen bana müziği haftalarca göndermedi, beni meletti. Sözleri “bağa girdim bağ budanmış bağa bülbül dadanmış” türküsünün ezgisiyle söyleyip yazdım. Ne zaman ki müzik ulaştı, gerdan kırmak yerinde zıplamanın şarkının ritmine daha iyi gittiğine kanaat getirdim.

“Bu parçanın ana fikri...” tadında bir yazı olmasın; ama belki de her şeyi özetleyen ve niyetimizi toparlayan kısmı şarkının son iki dörtlüğü... İçimden geldikten sonra üstüne bir zevk sigarası yaktığım söz: “ne venüslü ne de marslıyız / aksine gerçek dünyalıyız” dizeleridir. “Kadınlar Venüs’ten erkekler Mars’tan” mecazıyla insanların arasına galaktik mesafeler konan bir anlayışa karşı, biz kendimizi sadece dünyalı olarak görüyoruz; yani, buralı, doğal ve diğerine yakın... Sözlerin yazım hikâyesi budur.

Müziğin hazırlanması ve büyük engel: Homofobi

SİYAHGEZEGEN: Sözler de gelmişti. Ancak ilk aksilik bize merhaba dedi. Çağatay'ın turne, kayıt işleri vardı ve müziği yapamayacağını söyledi. Çok üzülmüştüm, çünkü karşılaşacağım homofobiyi biliyordum. Düzenlemeyi yapacak birilerini aradım. Çaldığım her kapı bildiğimiz o bakışlarla kapanıyordu. Çok yakın olduklarım, daha önce beraber çalıştığım insanlar, hepsi önce sıcak bakıp eşcinsel içerikli olduğunu duyduklarında "vaktim yok, yoğunum" diyerek geri çeviriyorlardı. Arada çok sevdiğim insanlardan "Sokma bizi oralara, çıkamayız oradan" gibi tepkiler bile aldım. 12 kişi ile görüştüm. İçlerinde gey dostlar da vardı ama kimse yapmak istemiyordu hatta ilgilenmiyordu bile. Heyecanım, hevesim gitgide azalıyordu.

Sonunda bir arkadaşım düzenlemeyi yapmaya karar verdi. İki gün sonra şarkıyı bitirdiğini söyledi ve sözlerini istedi. Sözleri yolladım ve o gün ona hiç ulaşamadım. Akşam bir mesaj geldi: "sözlerin tamamına baktım da bu kadar ibnelik çok geldi bana. Bu işi yapmayacağım kusura bakma". Önce pes ettim sonra hırs denilen şeyle tanıştım. İş için bütçemiz yoktu. Dost yardımlarıyla olsun istemiştik ama olamadı. O kadar hırslanmıştım ki daha profesyonel, para ile yapacak birilerini aramaya başladım. Çok komik ama para vermeyi teklif ettiklerimiz bile reddetti. Vida'ya bir mail yazıp olmayacağını, olamayacağını söyledim. Vida'dan gelen yanıt içimi rahatlattı; en kötü ihtimalle amatör bir kayıtla, alt yapısız bu işi sonlandırmaya karar verdik. O arada Atıl Aksoy'la tanıştım. Biraz bütçe ayırınca, Atıl müziğin alt yapısını bitirdi. En sıkıntılı kısmı atlatmıştık. Sıra stüdyoya gelmişti. Kayıt için bir stüdyoya ihtiyacımız vardı. Koro bölümlerinde kalabalık olarak kayda gireceğimizden “yine” kimse bizi stüdyosunda istemiyordu. Erinç Seymen aracılığıyla Fatih Rağbet'e ulaştık. Stüdyosu vardı ama aksilik ya stüdyo tadilattaydı. Orada da kayıt yapamayacaktık. O da dört bir koldan araştırdı. Olmuyor olamıyordu. Para teklif ettiklerimiz normal kayıt ücretlerinin üç beş katını söylüyordu bize. Umutsuz ve mutsuz olduğum bir gece Çağatay Kadı’ya mesaj attım "Kimse bizimle ilgilenmiyor, bize stüdyo gerekli" diye… Hemen geri döndü: “yaparız” dedi, stüdyomuz da hazırdı.

Şarkımızı seslendiren dostlarımızdan Özgür Azad (Kuesta) ve Gülden’le Bawer Çakır sayesinde tanıştım. Onlar da hevesimize ortak oldular ve dört gözle bizden tarih için haber beklemeye başladılar. Nilgün, Baran, kırmızı kadın, tenoz'e de teklif ettim onlar da kabul ettiler. Artık her şey hazırdı. 15 Haziran 2008 tarihinde buluşmayı ayarladık.

Eğlenceli kayıt ve her şeye değen mutlu son

VİDA: Ankara’dan kayıt için İstanbul’a geldiğim gün ekiple stüdyoya giderken Gülden (travesti ve transseksüel kısmı seslendiren arkadaşımız) şarkının sözlerini kuaförde diğer kızlara şiir olarak okuduğunu ve herkesin çok beğendiğini, söyledi. Gülden’in sözü, o ana kadar, bizi kah eğlendiren kah üzen bu şarkının; bizim dışımızda başkaları için de önemli olduğunu fark etmemi sağladı. Zaten bu emeğin tek bir karşılığı var, beğenilmesi ve benimsenmesi...

Stüdyoda çok eğlendik. Eşcinseller hakkındaki bu olumlu önyargıyı haklı çıkarttık. Sesim ne kadar kötü de olsa, koroda yer almak istediğim için ben de söyledim. İşte mix aşamasını uzatan ve meşakkatli hale getiren de benim rezil sesimdir.

Şarkı yayıldıktan sonra gizli bir eşcinselden bir mail aldık; kendini iyi hissettiğini, yazmıştı. Tanımadığınız insanlara kendilerini “iyi” hissettirmek, hiçbir şeyle kıyaslanamaz bir mutluluk ve onur...

Şarkımız, korkusuzca bir araya gelmemizde emeği geçen aktivistlere ithafen tüm LGBTT birey ve dostlarınındır.

Dinlemek için: http://gokkusagisarkisi.blogspot.com

yeni yorum ekle

gökkuşağı şarkısı
Submitted by ibarruridolores on Perşembe, 11 Eylül, 2008 - 01:20

gökkuşağı şarkısı bundan aylar önce yazıldı. eşcinsellerin ve eşcinsel politikasının yer bulabildiği aşağı yukarı her mecrada şarkıya ilişkin tepkileri takip etme şansımız oldu. şarkı genel olarak çok olumlu tepkiler aldı, pride etkinliklerinde ve yürüyüşünde pek çok insanca tanındı, benimsendi, söylendi. bir de elbette şarkıya ilişkin olumsuz tepkiler gelişti; hatta bunların bir kısmına refleks dememiz de olası. ilk olarak, şarkının bir "marş" olduğu gerekçesiyle eleştirilmesi. ikinci eleştiri ise, şarkının en radikal çıkışlarından biri olan "herkes biseksüel doğar" bölümüne ilişkin eleştiriler. kusura bakılmamasını umut ederek burada henüz "prozodi" ifadesinin kendisini telaffuz edemeden, söz-müzik uyumsuzluğundan bahseden yorumları bir kenara koyuyor ve çekingenlikle de olsa ciddiye almıyor, alınmamasını da içtenlikle öneriyorum.
sevgili arkadaşlar,
şarkı bir marş olarak tasarlanmamış; bu nedenle de şarkıyı yapan arkadaşlar adına "marş" değil, şarkı demişler. müzikal olarak marşla benzerlikler gösterdiğini saptamış olabilirsiniz ancak ben bu türden bir benzerliğinden hepimizin zihnine nakşolmuş olan ulusal komplekslerimizden ve artık bir parça buradan büyüdüğünü düşündüğüm anti-ulusal reflekslerimizden kaynaklandığını düşünüyorum. bu bir marş değildir arkadaşlar, şarkıdır. çok da neşeli, "cemaat"e dair kurulumuş hayali bir bütünlüğü "ti"ye alan, onunla dalga geçen bir şarkıdır. yoksa, sizin de bildiğinizden eminim, marşlar uluslara, cemaatlere ve birlikleri otoriter eğilimler yaratabilecek olan bütün toplumsal/politik birimlere yönelik bir bütünlük varsayımından yola çıkarlar.
ikinci eleştiri ise, "herkes biseksüel doğar" önermesinden yola çıkıyor. benim bu noktada anlamadığım, "queer"den, bedensel bütünlüklerin bozulmasından, performansa dayalı bir cinsellik tanımından bu kadar hevesle bahsederken, olsa olsa bir arketip teşkil edebilecek zavallı Freud'un 1920'lerdeki bu basit önermesinden neden bu denli rahatsız olduğumuz. "herkes biseksüel doğar" önermesi bundan 80 yıl önce yapılmasaydı, bugün toplumsal meşruiyetimizi borçlu olduğumuz "toplumsal cinsiyet" kavramı 1970'lerde icat edilebilir miydi? yukarıda bahsettiğimiz radikal çıkışların bir zemini olabilir miydi? bu önermenin doğru ya da yanlış olmasının ötesinde, biraz işin bu tarafına kafa yormak gerekmez mi?
ben elbirliğiyle bu şarkıyı, şarkımızı kadükleştirdiğimizi düşünüyorum. hatta biraz daha ileri giderek hevesle tüküreceğiz diye bir fırsatı kaçırdığımızı da düşünüyorum. düşünün ki, fatih ürek değil, kuşum aydın değil, bu şarkı, bizim şarkımız bu ülkede yayımlanan ulusal bir gazetenin çok okunan ekinde, hiçbir kurumsal destek olmadan manşet oldu. kolayca bükülebileceği üzere popülizmden ileri gelmiyor söylemeye çalıştıklarım. kaldı ki popülizm olsa ne fark eder? bu ülkenin kendinden başka kimseye faydası olmayan solu gibi "ilke" mi kaçırıyoruz insanlardan? ne olurdu daha güçlü seslendirsek, doğrudürüst destek verseydik de, sokaktaki insanın diline düşseydi şarkımız? elbette pek çok şey olurdu. başta çok güzel olurdu. demek ki hala bu ülkenin popülist solundan öğreneceğimiz bir şeyler var.
öte yandan, belli ki arkadaşlar şarkı yapmışlar, arya değil. popüler olana ilişkin verilebilecek en ilkel refleks aşağılamaktır. nedense kimse görmez popüler olanın içerdiği direniş potansiyelini. 1970'lerde bu ülkenin yoksulları cem karaca'nın "yoksulluk kader olamaz"ından daha çok, orhan gencebay'ın "batsın bu dünya"sıyla isyana kayıyordu, hatırlayan, bilen çıkar mı acaba?
son olarak iki defa "eline sağlık" demek isterim. önce dostlukla, dayanışmayla, yoldaşlıkla şarkıyı yapmış olan arkadaşlara. ikinci olarak da, kendimi de dahil etmek üzere, hepimize; ironiyle. elimize sağlık: hep birlikte yerin dibine batırdık üretileni. böyle devam edelim. utanıp homofobisinden kurtulmanın yollarını arayan türkiye solunun kimi bileşenleri bile "lambda kapatılmasın" diye yürürken, biz şarkı söyleyeceğimize, hiç bir şeyden haberimiz yokmuş gibi ıslık çalalım. dilerim şarkısız, şiirsiz kalalım!

not: bu yorum şarkıyı yapan ya da söyleyenlerden biri tarafından yazılmamıştır.

cevapla


herkes neden bu kadar övdü ki
Submitted by Anonim on Çarşamba, 16 Temmuz, 2008 - 20:54

anlamadığım şey; antimilitarist geçinen eşcinsellerin "marş" yazması. ayrıca gerçekten de kötü olmuş. bir sürü provize (sözlerle müzik ritminin tutmaması) hatasından tutun, sözlerin ve ezginin nahoşluğuna kadar...

cevapla


dalga mı geçiyorsunuz?
Submitted by Anonim on Cumartesi, 12 Temmuz, 2008 - 13:00

çocuk marşı şeklinde bu marş, şarkı adına ne derseniz diyin hiç bir manası olmayan birşey. Evet 30 kere 50 kere dinlemeye maruz bırakıldık bu marşı ve kabusdu. Ne zaman boynu bükük zavallı eşcinseller modundan çıkarsak o zaman bir kazanım elde edeceğiz ama bu böyle marşlar yaparak ne zaman olur bu hiç bilmiyorum...

cevapla


kötü
Submitted by Anonim on Cuma, 11 Temmuz, 2008 - 13:47

kötü bir şarkı,sözler de çok klişe ve ezber. üzgünüm beğenmedim.

cevapla


Anket - Dergi&Web



Sağlık Çalışanları Anketi


KKM - Kasım 08




50/50 Eşitlik



Duyuru Listesi

Kaos GL haberlerini takip etmek için E-posta adresinizi girmeniz yeterli.



Google Reklam


LGBT Ünlüler


LGBT Söyleşi


Madiledik!

“Gay'lik toplumsal bir sorun değil, o sapkınlığa giriyor. (…) Kadın erkek ilişkisini yasaklarsan, insan sonunda kendi cinsiyle ilişkiye girmeye başlıyor. Cinsellik içgüdülerle oluşuyor, ihtiyaç olduğu için de bir noktada dışa vurum yaşanıyor. Bu da sapkınlıklara yol açabiliyor.”

  • Biri İpek Tuzcuoğlu’nu durdursun!

“Oğlunun kafasındaki baba resmini yıkarsan, tabii ki anneyi örnek alır. Ondan sonra da kadın gibi davranmaya baslar. Oğlum, bir gün çıkıp da bana bunu söylerse 'Hay, ağzıma tüküreyim beni' der, dönüp kendime bakarım.”

  • Gazetecinin "Oğlunuz ya da kızınız, gelse ve ‘Baba, ben eşcinselim’ dese?" sorusuna İsmail Hacıoğlu’nun verdiği yanıt. En son ‘eşcinsel sperm’i oynayan Hacıoğlu’nun sözleri size de tanıdık geliyor mu?

Diğer Madiler



Kampüs Ağı


Radyo Programı


Dosya: AşK


Dernek Tüzüğü


English - Deutsch - Kaos GL - Dergi - Kütüphane - Kültür Merkezi - Künye - İletişim