Kaos GL Dergi 103




Kullanıcı girişi


Dergi Satış Noktaları


Haftanın Şugarı

"İnsan hakları meselesi kolay hallolur diye düşünüyorsanız ben de size 'Önce eşcinsellerin problemlerini halletmeliyiz. Hani şu yoklarmış gibi saydıklarımızın' derim. Bana göre asıl bölücü olan eşcinselleri saymayanlar. Bunun başörtüsünden ne farkı var ki! Başörtülüler üniversiteye giremiyor. Eşcinseller ise hiçbir yere. İş bulamıyorlar, onlara yaratık gözüyle bakılıyor, arkadaşlık etmek bile ayıp karşılanıyor"

  • 2 sene öncesinin Hormonlu Domates sahibi Hülya Avşar günah çıkartıyor.

Diğer Şugarlar



Bize yazın!


Danışma Hattı




Hukuk Hattı


Kaos GL Kitaplığı


İşçi Ağı


Açılmak



Dernek Üyeliği


Gönüllü Aranıyor!


Kadın Kadına Öykü


Akademi Formu


Haklarını biliyor musun?



Bu kahrolası yeryüzünün büyük yalnızı

Edebiyat

Altmış beşinci doğum gününe sayılı günler kalmışken Tezer’in, sevgili Yıldırım Türker kendisine gecikmiş bir mektup yazmaya karar vermiş ve gazetedeki köşesinde yayınlamış. Tezer’e saygı duruşu olması için, kahrolası yeryüzünün büyük yalnızı Tezer’i ne denli özlediğimizi belirtmek için bu mektubu kaosgl.org’a da taşıdık.

KAOS GL 31/08/2008

Yıldırım Türker

 

Sevgili Tezer;

Sana bu gecikmiş mektubu yazmaya oturduğumdan beri belleğime bir fotograf gibi kazınmış olan o görüntüden kurtulamıyorum. Üstünden on yıllar geçmiş. Ankara’dayım henüz. Edepsizcesine gencim. Hayat, sanki her köşebaşında pusu kurmuş, bana serüvenler hazırlıyor. Yüreğim ağzımda geziyorum sokaklarda. Bir gece, neden çağrılı olduğumu hatırlayamadığım bir evde... Birkaç kişiyiz. Önden giriyorum. Salona adımımı attığım anda bir film karesine sızmışlık duygusu. Boş salonda, geniş kanepede tuhaf bir kedi uyumuyla oturan ince, sarışın bir kadın. Nedense o an; seni ilk gördüğüm an belki de yakalayabildiğim tek an. Sonrası hep izini sürmek oldu. Pavese’nin izini sürdüğün gibi.

Sen Zürih’e giderken yazışmaya karar vermiştik. Belki bir kitap yaparız sonra, demiştin. Ama olmadı. Notlarından birinde diyorsun ki, “Özlem duygusu bende giderek ölüyor. Ancak çok sık gördüğümü ya da ölenleri özlüyorum. Ardından ‘Kalanlar’ adıyla basılan kitabında en yoğun şiddetle hissettiğim cümlelerinden biri bu oldu. Sana yazamadım. Sen de yazmadın. İşte ben seni şimdi çok özlüyorum.

Seni özledikçe unutuyorum. Gün günden sisler içinde yitip gidiyorsun. Bellek yitimi gibi. Seni unutuyorum. Yazdıkların, senden bağımsız metinlere dönüşüyor. O an korkuyla fark ediyorum, onları yazan insanı hiç tanımamışım gibi merak ettiğimi. Yazdıklarını yeniden okurken, onları yazan yazarı, insanı, kadını, tanımadığım o kişiyi kafamda kurarken yakaladığım oluyor kendimi. Sarışın, ince bir kadın kuruyorum. Yine güzel, yine şaşırtıcı boğuk bir sesle kesik kesik konuşup sigaralar içen bir kadın. Kendimi yakaladığım zaman senin yazdıklarına ne kadar benzediğini düşünüyorum.

Seni hatırlamak, gitmek gibi bir şey. Belki hep ‘gitmek’i yazdığın için. Can yakıcı. Bir yanıyla da yük atar gibi, ama her şeyi terk ederken dahi durmadan dönüp ardına bakan insanların gidişi gibi. Bir daha hiç geri dönmeyenlerin gidişi gibi.

‘Çocukluğun Soğuk Geceleri’nde, ‘Pazar günleri... Şimdilerde... sokak aralarından geçerken... gözüme picamalı aile babaları ilişirse, kışın, yağmurlu gri günlerde tüten soba bacalarına ilişirse gözlerim... evlerin pencere camları buharlanmışsa... odaların içine asılmış çamaşırlar görürsem... bulutlar ıslak kiremitlere yakınsa, yağmur çiseliyorsa, radyolardan naklen futbol maçları yayınlanıyorsa, tartışan insanların sesleri sokaklara dek yansıyorsa, gitmek, gitmek, gitmek, gitmek, gitmek, gitmek... isterim hep” yazan, çoktan gitti.

“Bir ana ve babadan olma değilim... Doğumum bile bir kökünden kopma idi. Köklerimi hiç aramadım. İçerisinde severek yaşayabileceğim arka dünyalardan kopma köklerim olabilirdi. Annem ve babam gibi, tüm kentler, ülkeler, günler, geceler, her gökyüzü de yabancı kaldı bana” diyordun notlarında.

Şimdi şu dünyayla barışmışların çağsamayla andığı o korkunç sıkıntıyı, o orta sınıf cehennemini, kendine hiç acımadan, bir tek sen yazdın. Kuşağının, sınıfının, bütün güdük oyunların mızıkçısıydın.

Çocukluğunun geçtiği yerlerde gezindim birkaç kez. Çelebi Apartmanı’nı aradım. O yangın mahallelerini aradım. Saat kulesinin önündeki alandan kalkan otobüslere bakıp seyahat edenleri gıptayla seyreden, içinden ‘bir gün uzak dünyaları ben de tanıyacağım’ diye geçiren o küçük kızı aradım durdum. O eski yangın mahalleleri bütün şehir gibi değişmişti. Oysa o can sıkıntısı, o küçük kız çocuklarının üstüne basan hayat olduğu gibi sürüyordu.

Öğretmenleri, doktorları, babaları ve polisleriyle üstüne saldıran dünya seni acıttıkça yazdın. Yazı, sana hep acı verdi. Yazarken adeta fiziksel bir acı çektiğini anlatmıştın bana. Yazıyı sorguladın. Sözcükler sana hiçbir zaman yetmedi. Ama onlardan başka sığınacak yerin yoktu.

Seninle uzun uzun deliliği konuşmuştuk.

Hep dünyanın kıyısından sarktın.

Elektriğin sağaltıcı gücüne büyük inanç besleyen iktidara çarptın. Yenilmedin. Hep kendin oldun. Sonuna dek kendini ‘buzda bir balık’ gibi hissettin. Hep, ‘bağımsızlık, özgürlük, uyum sağlamak zorunda olmamak’dı özlemin. Kısa yaşadın. Hayatından olağanüstü bir güzellik kaldı geriye. Şimdi sana ancak Pavese için yazdıklarını tekrarlayabilirim:

Tezer Özlü; “Bu kahrolası yeryüzünün büyük yalnızı. Seni ne denli seviyorum.”

Kaynak: Radikal, 30 Ağustos 2008

yeni yorum ekle

Anket - Dergi&Web



Sağlık Çalışanları Anketi


KKM - Kasım 08




50/50 Eşitlik



Duyuru Listesi

Kaos GL haberlerini takip etmek için E-posta adresinizi girmeniz yeterli.



Google Reklam


LGBT Ünlüler


LGBT Söyleşi


Madiledik!

“Gay'lik toplumsal bir sorun değil, o sapkınlığa giriyor. (…) Kadın erkek ilişkisini yasaklarsan, insan sonunda kendi cinsiyle ilişkiye girmeye başlıyor. Cinsellik içgüdülerle oluşuyor, ihtiyaç olduğu için de bir noktada dışa vurum yaşanıyor. Bu da sapkınlıklara yol açabiliyor.”

  • Biri İpek Tuzcuoğlu’nu durdursun!

“Oğlunun kafasındaki baba resmini yıkarsan, tabii ki anneyi örnek alır. Ondan sonra da kadın gibi davranmaya baslar. Oğlum, bir gün çıkıp da bana bunu söylerse 'Hay, ağzıma tüküreyim beni' der, dönüp kendime bakarım.”

  • Gazetecinin "Oğlunuz ya da kızınız, gelse ve ‘Baba, ben eşcinselim’ dese?" sorusuna İsmail Hacıoğlu’nun verdiği yanıt. En son ‘eşcinsel sperm’i oynayan Hacıoğlu’nun sözleri size de tanıdık geliyor mu?

Diğer Madiler



Kampüs Ağı


Radyo Programı


Dosya: AşK


Dernek Tüzüğü


English - Deutsch - Kaos GL - Dergi - Kütüphane - Kültür Merkezi - Künye - İletişim