“Yaftalamadan düşünün!”
Zaman gazetesinden ironik ve iddialı bir reklam serisi: “Yaftalamadan düşünün!” Peki, uzun saçlı bir genç gördüğümüzde onun “satanist” olduğunu düşündüğümüzü size kim söyledi? Eşcinselleri, “sapık” ve “ahlaksız” diye yaftalamaktan da vazgeçecek misiniz?
Eşcinselliği “sapıklık” ve “ahlaksızlık” şeklinde yaftalayan bazı yazarlarıyla dikkatimizi çeken Zaman gazetesi, ilginç bir reklam kampanyası başlattı: “Yaftalamadan düşünün!” Peki, şimdiye dek bunu ne kadar başarabildiler? İşte bizlere yaftalamadan düşünmeyi öğretecek olan Zaman’dan birkaç yazı:
Zaman gazetesi’nde “(Din'in içi nasıl boşaltılır?) ‘Gay-Lesbiyen öğrenci kulübü’” (20.04.07) başlıklı yazısında Bilgi Üniversitesi’nde kurulan Gökkuşağı LGBT Kulübü’nün açılmasını ve buna izin veren kurumların “demokrat” tavrını eleştiren Alev Alatlı, dini referanslar vererek “eşcinselliğin” tüm dinlerce nasıl yasaklandığını anlatıyor ve hemcinsel ilişkinin nasıl bu denli “normal” göründüğünü anlamadığı söylüyor. Dünyadaki LGBTT hareketinin geldiği noktaya değinen Alatlı, LGBTT bireylere karşı oluşan olumlu değişimden duyduğu kaygıyı dillendirirken homofobisini dizginleyemiyor. “Normal” denen şeyin ne olduğunu bir kere daha sorgulama ihtiyacı duyduğumuz yazısı bir yana “Lesbiyen” yazmaktaki ısrarı bile “domateslik”. (Lambda, 2007)
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=529898
“Eşkıya mı, Hamam mı?” (25.09.97) başlıklı yazıda Oscar adaylığı seçimlerinde Hamam filmini genel ahlaka uygun bulmadıkları için eleyen Kültür Bakanlığı jürisini eleştiren sinemacılarla alay ediliyor. Ardından çağdaşlık kavramının yanlış bir tanımlaması üzerinden de “homoseksüellik” ile “ahlak” karşı karşıya getirilip; eşcinseller ‘ahlaksızlıkla’ itham ediliyor.
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=482574&keyfield=65C59F63696E736...
Tuncer Çetinkaya’nın “'Aile sağlığı' diye liseliye eşcinselliği anlatıyorlar” (16.03.2007) başlıklı haberinde “Aile sağlığı' adı altında 'eşcinsellik' gibi konuların anlatılması, sapık eğilimlerin normalmiş gibi sunulması, tepkilerin temelinde yer alıyor” biçimindeki ifadelere yer verilmiş. Eşcinselliğin ‘sapıklık’ olarak nitelendiği bir örnek daha...
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=513984&keyfield=65C59F63696E736...
Ali Bulaç Zaman’daki “Eşcinseller, evlilik ve başörtüsü” (01.06.05) başlıklı yazısında evliliği ‘kadın ve erkeğin üreme amacıyla bir araya gelmesi’ olarak nitelendirirken; eşcinsel evlilikler için “ahlaki ve mantıksal açıdan tutarsızdır” diyor ve durumu evlilik kurumunun “istismarı” şeklinde eleştiriyor. Eşcinsel bireylerin evlenme hakkına yönelik homofobik bir bakış açısı...
http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=178756&keyfield=65C59F63696E73656C
Belçika'nın Valon Bölgesi Eğitim Bakanlığı'nca homofobiye karşı mücadele amacıyla hazırlanan bir kitapta Mustafa Kemal’in tarihteki ünlü eşcinsel şahsiyetlerden biri olarak gösterilmesini aktaran haber “Belçika’dan Atatürk’e edepsiz yakıştırma” (28.07.2007) başlığıyla sunuluyor. Böylece eşcinsellik ‘edepsizlikle’ özdeşleştirilmiş oluyor. Aynı konuda 29 Mart 2007’de çıkan haberin başlığındaysa “hakaret ayıbı” ibaresi kullanılıyor.
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=519834&keyfield=65C59F63696E73656C
Zaman gazetesi’nde şimdiye kadar yayınlanan bütün bu aşağılayıcı haber örneklerinin ve ele almadıklarımızın yanı sıra yeni reklam serisi için seçtikleri imajların kısa bir analizini yapmayı da ne kadar sığ bir stereotipleştirme / yaftalama örneği sergilediklerini göstermek adına faydalı buluyorum.
Solda uzun saçlı bir genç, kaşının kenarına kondurulmuş “satanist” etiketiyle uzaklara bakıyor. Uzun saçlı bir genç gördüğümüzde onun satanist olduğunu düşündüğümüzü size kim söyledi? Biz böyle düşünmüyoruz, ya siz?
En sağda orta yaşlı, kır saçlı, kirli sakallı bir adam kocaman açılmış gözlerindeki anlamsız bakışlarla ve sıkı sıkı kapatılmış dudaklarının altındaki “yobaz” etiketiyle karşımızda. Samanyolu TV’nin bilgilendirici televizyon filmi oyuncularından biri mi acaba? Yine de o etiketi oraya biz koymadık.
Son olarak ortada şık ceketli, çok etiketli bir bey görüyoruz ki; onun diğer karakterlerden farklı olarak kendinden emin bir ifade veren gözlükleriyle seyircinin gözünün ta içine bakması önemli bir ayrıntı. Bu ayrıntının bize düşündürebileceği bir nokta ise ortadaki karakter ile reklamı yapılan medya grubu arasındaki olası özdeşlikler. Zaten bu karakterin diğerleriyle kıyaslandığında yaftalanmaktan pek de muzdarip değilmiş gibi göründüğünü söyleyebiliriz.
Peki ama nedir bu yaftalamama derdi? Yaftalamak ile anlamak, anlamlandırmak arasındaki farka işaret etmek için şu örneğe bakalım; birileri tüm eylemleri ve düşünceleriyle emperyalizmi savunuyor ve biz de onlara “emperyalist” diyoruz; yani ne olduklarını söylüyoruz, düşüncelerini anlıyoruz. Bunda ne sorun var acaba? Aynı reklam filminde yeşil gömlekli bir gence “anarşist” etiketi yapıştırılmış bir kare de var. Bir insan anarşist olamaz mı yani? Anarşistlik illa da bir ‘hakaret’ olarak mı kullanılır? Ayrıca neden “anarşist” etiketiyle “düşman” etiketini aynı gencin üzerine koyuyorlar? Bunlar hep bir arada mıdır? Daha da önemlisi yaftalamamak hususunda bu kadar samimiyseler neden bir LGBTT bireyi de filme alıp üstüne daha önce haberlerinde yaptıkları gibi “sapık” ya da “ahlaksız” yazmamışlar?
Ha doğru ya onlara göre gerçekleri söylemek yaftalamak anlamına geliyor, hakaret etmekse hakikatin sözcülüğü! Bekleyelim ve görelim yaftalamadan düşünmeyi öğrenmişler mi, yoksa hâlâ homofobik olarak yaftalanmayı hakediyorlar mı?
İlgili Bağlantılar:
http://fotogaleri.samanyoluhaber.com/galeri/1920
http://fotogaleri.samanyoluhaber.com/galeri/1920/2
http://fotogaleri.samanyoluhaber.com/galeri/1920/3
Yazarın önceki yazıları
Çarşamba, 12 Kasım, 2008
Zaman gazetesinden ironik ve iddialı bir reklam serisi: “Yaftalamadan düşünün!” Peki, uzun saçlı bir genç gördüğümüzde onun “satanist” olduğunu düşündüğümüzü size kim söyledi? Eşcinselleri, “sapık” ve “ahlaksız” diye yaftalamaktan da vazgeçecek misiniz?
Eşcinselliği “sapıklık” ve “ahlaksızlık” şeklinde yaftalayan bazı yazarlarıyla dikkatimizi çeken Zaman gazetesi, ilginç bir reklam kampanyası başlattı: “Yaftalamadan düşünün!” Peki, şimdiye dek bunu ne kadar başarabildiler? İşte bizlere yaftalamadan düşünmeyi öğretecek olan Zaman’dan birkaç yazı:
Zaman gazetesi’nde “(Din'in içi nasıl boşaltılır?) ‘Gay-Lesbiyen öğrenci kulübü’” (20.04.07) başlıklı yazısında Bilgi Üniversitesi’nde kurulan Gökkuşağı LGBT Kulübü’nün açılmasını ve buna izin veren kurumların “demokrat” tavrını eleştiren Alev Alatlı, dini referanslar vererek “eşcinselliğin” tüm dinlerce nasıl yasaklandığını anlatıyor ve hemcinsel ilişkinin nasıl bu denli “normal” göründüğünü anlamadığı söylüyor. Dünyadaki LGBTT hareketinin geldiği noktaya değinen Alatlı, LGBTT bireylere karşı oluşan olumlu değişimden duyduğu kaygıyı dillendirirken homofobisini dizginleyemiyor. “Normal” denen şeyin ne olduğunu bir kere daha sorgulama ihtiyacı duyduğumuz yazısı bir yana “Lesbiyen” yazmaktaki ısrarı bile “domateslik”. (Lambda, 2007)
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=529898
“Eşkıya mı, Hamam mı?” (25.09.97) başlıklı yazıda Oscar adaylığı seçimlerinde Hamam filmini genel ahlaka uygun bulmadıkları için eleyen Kültür Bakanlığı jürisini eleştiren sinemacılarla alay ediliyor. Ardından çağdaşlık kavramının yanlış bir tanımlaması üzerinden de “homoseksüellik” ile “ahlak” karşı karşıya getirilip; eşcinseller ‘ahlaksızlıkla’ itham ediliyor.
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=482574&keyfield=65C59F63696E736...
Tuncer Çetinkaya’nın “'Aile sağlığı' diye liseliye eşcinselliği anlatıyorlar” (16.03.2007) başlıklı haberinde “Aile sağlığı' adı altında 'eşcinsellik' gibi konuların anlatılması, sapık eğilimlerin normalmiş gibi sunulması, tepkilerin temelinde yer alıyor” biçimindeki ifadelere yer verilmiş. Eşcinselliğin ‘sapıklık’ olarak nitelendiği bir örnek daha...
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=513984&keyfield=65C59F63696E736...
Ali Bulaç Zaman’daki “Eşcinseller, evlilik ve başörtüsü” (01.06.05) başlıklı yazısında evliliği ‘kadın ve erkeğin üreme amacıyla bir araya gelmesi’ olarak nitelendirirken; eşcinsel evlilikler için “ahlaki ve mantıksal açıdan tutarsızdır” diyor ve durumu evlilik kurumunun “istismarı” şeklinde eleştiriyor. Eşcinsel bireylerin evlenme hakkına yönelik homofobik bir bakış açısı...
http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=178756&keyfield=65C59F63696E73656C
Belçika'nın Valon Bölgesi Eğitim Bakanlığı'nca homofobiye karşı mücadele amacıyla hazırlanan bir kitapta Mustafa Kemal’in tarihteki ünlü eşcinsel şahsiyetlerden biri olarak gösterilmesini aktaran haber “Belçika’dan Atatürk’e edepsiz yakıştırma” (28.07.2007) başlığıyla sunuluyor. Böylece eşcinsellik ‘edepsizlikle’ özdeşleştirilmiş oluyor. Aynı konuda 29 Mart 2007’de çıkan haberin başlığındaysa “hakaret ayıbı” ibaresi kullanılıyor.
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=519834&keyfield=65C59F63696E73656C
Zaman gazetesi’nde şimdiye kadar yayınlanan bütün bu aşağılayıcı haber örneklerinin ve ele almadıklarımızın yanı sıra yeni reklam serisi için seçtikleri imajların kısa bir analizini yapmayı da ne kadar sığ bir stereotipleştirme / yaftalama örneği sergilediklerini göstermek adına faydalı buluyorum.
Solda uzun saçlı bir genç, kaşının kenarına kondurulmuş “satanist” etiketiyle uzaklara bakıyor. Uzun saçlı bir genç gördüğümüzde onun satanist olduğunu düşündüğümüzü size kim söyledi? Biz böyle düşünmüyoruz, ya siz?
En sağda orta yaşlı, kır saçlı, kirli sakallı bir adam kocaman açılmış gözlerindeki anlamsız bakışlarla ve sıkı sıkı kapatılmış dudaklarının altındaki “yobaz” etiketiyle karşımızda. Samanyolu TV’nin bilgilendirici televizyon filmi oyuncularından biri mi acaba? Yine de o etiketi oraya biz koymadık.
Son olarak ortada şık ceketli, çok etiketli bir bey görüyoruz ki; onun diğer karakterlerden farklı olarak kendinden emin bir ifade veren gözlükleriyle seyircinin gözünün ta içine bakması önemli bir ayrıntı. Bu ayrıntının bize düşündürebileceği bir nokta ise ortadaki karakter ile reklamı yapılan medya grubu arasındaki olası özdeşlikler. Zaten bu karakterin diğerleriyle kıyaslandığında yaftalanmaktan pek de muzdarip değilmiş gibi göründüğünü söyleyebiliriz.
Peki ama nedir bu yaftalamama derdi? Yaftalamak ile anlamak, anlamlandırmak arasındaki farka işaret etmek için şu örneğe bakalım; birileri tüm eylemleri ve düşünceleriyle emperyalizmi savunuyor ve biz de onlara “emperyalist” diyoruz; yani ne olduklarını söylüyoruz, düşüncelerini anlıyoruz. Bunda ne sorun var acaba? Aynı reklam filminde yeşil gömlekli bir gence “anarşist” etiketi yapıştırılmış bir kare de var. Bir insan anarşist olamaz mı yani? Anarşistlik illa da bir ‘hakaret’ olarak mı kullanılır? Ayrıca neden “anarşist” etiketiyle “düşman” etiketini aynı gencin üzerine koyuyorlar? Bunlar hep bir arada mıdır? Daha da önemlisi yaftalamamak hususunda bu kadar samimiyseler neden bir LGBTT bireyi de filme alıp üstüne daha önce haberlerinde yaptıkları gibi “sapık” ya da “ahlaksız” yazmamışlar?
Ha doğru ya onlara göre gerçekleri söylemek yaftalamak anlamına geliyor, hakaret etmekse hakikatin sözcülüğü! Bekleyelim ve görelim yaftalamadan düşünmeyi öğrenmişler mi, yoksa hâlâ homofobik olarak yaftalanmayı hakediyorlar mı?
İlgili Bağlantılar:
http://fotogaleri.samanyoluhaber.com/galeri/1920
http://fotogaleri.samanyoluhaber.com/galeri/1920/2
http://fotogaleri.samanyoluhaber.com/galeri/1920/3
Yazarın önceki yazıları
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun














Yorumlar
eksik
Zaman Gazetesi ve Alevi Talepleri...
ORAL ÇALIŞLAR / 10/11/2008, Radikal
Zaman gazetesinin son günlerde yayınlanan bir reklamı var. Kimseyi damgalamamak gerektiğini, “öteki”ni anlamak gerektiğini dile getiriyor. Etkili bir reklam, günümüzün ihtiyaçlarına uygun bir reklam.
Zaman gazetesinin dünkü manşeti ise şöyle: “Sivas ve Gazi’yi planlayan eller yeni oyun peşinde.” Manşetin altına Gazi olaylarını konu edinen bir fotoğraf konmuş
ve altına da şunlar yazılmış: “Önce Kürtler şimdi Aleviler tahrik ediliyor.”
Alevi sivil toplum kuruluşlarının uzun zamandan beri hazırladıkları ve
“Eşit Yurttaşlık İçin” adını verdikleri mitingi işte Zaman gazetesi böyle sunuyor. Miting, Alevilerin taleplerini dile getirmek için yapılıyor. Bu taleplerin neler olduğuna Zaman gazetesi iyi niyetle yaklaşsa son derece doğal, çağımızın gereklerine uygun talepler olduğunu görebilir.
Ne istiyor Aleviler? 12 Eylül askeri darbesinin ürünü olan “Zorunlu din dersleri”ne son verilmesini. Üstelik Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi geçen sene Türkiye’de okutulan din
derslerinin içeriği itibariyle insan haklarına aykırı olduğu yönünde bir karar verdi. AKP hükümeti de bugüne kadar bu mahkeme kararına uygun bir adım atmadı.
Zaman gazetesi “zorunlu din dersleri”ni mi savunuyor? Alevilerin, yani reklamdaki “öteki”nin zorunlu din derslerine karşı çıkmasını anlamak istemiyor mu?
Alevilerin taleplerinden birisi de kendi ibadet ve sosyal toplanma yerleri olan cem evlerinin yasal statüye kavuşturulmasını istiyorlar. Eğer bir ülkenin milyonlarca yurttaşı, kendi inancı doğrultusunda ibadet ettiği mekanların yasal olarak da kabul edilmesini istiyorsa bunun
tartışılmadan kabul edilmesi gerekmiyor mu? Bunun çağdaş dünyada başka türlü yorumlanması mümkün mü?
Alevilerin bir talebi de Diyanet İşleri Başkanlığının “laik” bir devlete yakışmadığı için ya kaldırılması, ya da yeniden düzenlenerek laikliğe uygun hale getirilmesi. Diyaneti İşlerinin Başbakanlığın emrinde olması ve tamamen Sünni-Hanefi anlayışına göre örgütlenmesini Zaman laikliğe uygun mu buluyor? Bunun neresi kargaşalık istemek oluyor?
Her askeri darbe döneminde Alevi köylerine yaygın bir şekilde cami
yapılmaya başlanır. Aleviler kendi talepleri olmadan yapılan bir faaliyeti bir baskı
olarak kabul ediyorlar. Zaman gazetesi acaba bu talebin neresini “terör”le ilişkilendiriyor? İstemeseler de Alevilerin köylerine cami yapılması mı gerekiyor?
***
“Sivas ve Gazi’yi planlayan eller yeni oyun peşinde” diyerek, yasal haklarını kullanan binlerce Alevi’yi Zaman gazetesi neyle suçladığının farkında mı? Gazi katliamını “Ergenekon”cuların tezgahladığına Zaman gazetesi inanmıyor mu? Özel Harekât Timlerinin önce Alevi kahvelerini tarayıp, sonra Alevilerin sokağa dökülmesi üzerine onların üzerine kurşun yağdırdığı bilinen bir gerçek olduğu halde Zaman bu başlıkla ne demek istiyor?
Sivas’ı kim tezgahladı? Aleviler mi? Aleviler ve oradaki solcular mı kendi kendilerini yaktılar? “Allah-u Ekber” diye bağırarak insanların Madımak otelinde cayır cayır yakılmasını sağlayanlar Aleviler miydi? Sivas’ta devlet içinden kurulmuş bir tezgah olduğu kesin. Saatlerce içerideki insanların yardım beklediği koşullarda hiç bir devlet gücünün, Sivas’taki alayın olaylara seyirci kalması nasıl açıklanabilir? Devlet tezgahı vardı ama, o tezgahın aletleler de İslamcı bazı kesimler değil miydi?
Alevilerin bir kesimi Ankara’daki mitinge katılmadı. Katılmadıklarını da söylediler. Bu da onların hakkı. Bunların açıklamalarını gazetenin en tepesine taşıyıp, miting yapan insanları töhmet altında bırakacak şekilde manşet atmak acaba ne anlama geliyor?
Zaman gazetesini çıkaranlar, bugünlerde yayınlanan kendi reklamlarına yeniden baksınlar.
Kendilerinden farklı inançlara sahip Alevilere neden bu kadar düşmanca yaklaştıklarını bir kez daha değerlendirsinler.
Özgürlükçü tutum bir bütündür. Kürt’ün hakkını da, Alevi’nin hakkını da, Ermeni’nin hakkını da, başörtülü kızın hakkını da “ama”sız ve “ön koşulsuz” savunacaksınız.
O zaman, o reklamların bir anlamı olur.
Tersinden ideoloji
Tarafsızlık söylemi yeni değil. Devletler, iktidarlar,aktörler politikanın sivrildiği dönemler dışında her daim tarafsızlık iddiasına yaslandı. Ama bu seferki durum başka.
Zaman'ın yeni keşfi, düşünmenin, anlamanın, eleştirmenin bir başka normuna dair bir iddia. Bir yanda "ölümüne" çatıştığı egemen olarak kurduğu, egemenliğini bir kez daha onayladığı Kemalist ideolojiye karşı "muhalif" kendisini etiketsiz düşünen dönüştürücü özne olarak bizlere sunarken, diğer yandan "diğerleri"ni, düşünmenin önündeki engeller olarak, ortalamanın etiketlerine mahkum olanlarla savaşmaya razı bile değil.
İşaret ettiği etiketler kendi etiketleri, bir o kadar ait olduğu gelenekler ve tarihler boyunca iktidar olmuş fikirlerin yaftalaması, etiketleyerek hırpaladığı politik alanın dışına itmeye çabaladığı sıfatlar, altındaki politik konatasyonlar...Bu nedenle etiketli ya da etiketsiz laf anlatmadan, politikanın gerçek çatışmalı alanından değil
kendi temiz, steril, güçlü ideolojik alanından sesleniyor.
Kendi kurduğu, yarattığı etiketleri ortalamanın üstünde bırakarak aşıyor. Açıklamadan, konuşmadan, ideolojik hesaplaşmadan kaçarak...
Bunu de tersinden kendini en politik göstererek...
Bir de küçük bir fark etme:
Zaman'ın politik tanımı kendi meşruluğuyla sınırlı olsa gerek ki, reklamda eşcinsellerle birlikte, kadınlara, işçi grevlerini dağıtan polisin kafasındaki bölücü ameleler şeklinde yaptığımız "yaftalamalar" pek görünür değil.
Belki de en tehlikesi, görünmez kıldıklarını örtbas ederken kendini ideolojisiz ve düşüncede özgürleştirici olarak sunması...
Mine Yıldırım, Boğaziçi Üniversitesi
her zamanki gibi reklamlar işte...
hayret?
hiç kimse/kurum mükemmel değil.
zaman;bu ülkede okunmaya değer birkaç gazeteden biridir.
xxx
iki yüzlü insanlar