İnsan Hakları / Sağlık

Geçiş sürecinden beklenti ve aksamalar üzerine

Perşembe, 10 Aralık 2015

Bedensel Cinsiyete Tıbbi Müdahalenin Öncesi ve Sonrası: Geçiş Sürecinden Beklenti ve Aksamalar Üzerine

Bir durumu ya da süreci nasıl isimlendirdiğiniz, onu nasıl kavradığınızı yansıtır. Daha sonra bu terim üzerinden düşünmeye, bu terimi sorgusuz sualsiz kullanmaya devam ettiğinizde de, terimin oluşturulma sürecindeki varsayımlarınızın hayatta karşılığı olduğunu kabul etme tuzağına kolaylıkla düşersiniz. ‘Geçiş süreci’ doğduğunda sahip olduğu bedensel cinsiyet özelliklerinden farklı bir cinsiyeti olan kişilerin, bireysel, toplumsal ve daha sıklıkla da bedensel özelliklerini kendilerine uygun cinsiyete dönüştürme süreci için kullanılan bir ifade. Daha önce bu terimin yerine kullanılan cinsiyet değiştirme, cinsiyetin atanması, cinsiyet dönüştürme gibi ifadeler yoğun bir şekilde eleştirilmiş, giderek de daha az kullanılır hale gelmiştir. Geçiş süreci denildiğinde, tanımlı bir noktadan  (isterseniz bunu bir pozisyon, bir cinsiyet kategorisi olarak düşünün), başka bir önceden tanımlanmış noktaya, belirli bir sınırı aşarak, belli durakları ve rotası olan bir yol izleyerek ilerlemeyle ilgili işlemler bütünü aklımıza gelmektedir. Yani bir kalkış, bir varış noktası ve bu iki noktayı birleştiren düz bir çizgi. Ancak söz konusu olan cinsiyet olduğunda; gerçek hayatta bu şekilde net ve tanımlanabilir noktalar ve yol, aşılacak bir sınır var mıdır?

Cinsiyeti birbirini dışlayan ikilikler halinde düşündüğünüzde cevap kolaylıkla ‘evet’ olacaktır. Birbirinden bireysel, toplumsal ve bedensel özellikler açısından keskin sınırlarla ayrılabilen cinsiyet kategorileri olduğunu varsaydığınızda, bu kategoriler içindeki her bireyin birbirine azami ölçüde benzer olduğuna inandığınızda iki nokta ve bir çizgiyle temsil edilebilecek ‘geçiş süreci’ içinize sinebilecektir. İkili cinsiyet düzeni tıbbın cinselliğe bakışını şekillendiren temel dogmalardan biridir. Trans bireylerle ilgili tıbbi süreçlerin isimlendirilmesinde kendini gösteren düşünce biçimi, uygulamaya da damgasını vurmuştur. Başka etmenleri göz ardı etmek haksızlık olacaksa da kurumsallaşmış tıbbın toplumu şekillendirme gücünün de katkısıyla, birçok trans tarafından da süreç tıbbi bir dizi müdahalenin ardışık uygulanmasıyla kişinin cinsiyetlendirildiği işlemler dizisi olarak algılanır. Oysa kişinin bedeninin cinsiyetle ilişkilendirilen kimi özelliklerine müdahale etmek trans bireylerle sınırlı değildir. Daha kıllı, daha kaslı, daha kalın sesli olması gerektiğini düşünen ‘erkek’lerin, daha az kıllı, daha yumuşak tenli olması gerektiğini düşünen ‘kadın’ların da yaptıkları, kendi bedenlerini dahil olduklarını düşündükleri cinsiyet kategorisinin sahip olduğunu varsaydıkları özelliklerle donatma çabasıdır. Bu çabanın arka planı tartışılabilir ve tabii ki uğraşının yaygınlığı, gerekli girişimlerin büyüklüğü, müdahale edilmediğinde yaşanan hoşnutsuzluğunun şiddetinin benzer olmadığı aşikar görülebilir. Ancak süreç aslında benzerlikler taşımaktadır.

Bununla birlikte günlük uygulamada sadece trans bireylerinin sahip olmak istedikleri bedensel özellikleri edinme süreci tıbbi ve yasal denetime tabidir. Bu süreç çok boyutlu bir psikiyatrik değerlendirmeyi izleyen, öncelikle kısmen geri dönüşlü olan hormonların kullanılmasını, ardından cinsiyetle ilgili bedensel özelliklere, özellikle de nihai olarak üremeyle ilgili organlara yönelik cerrahi işlemleri içerir. Geçiş süreci olarak adlandırdığımız bu işlemler dizisinde psikiyatrın rolü kişiyle işbirliği içinde, arzuları, bedensel, zihinsel ve çevresel imkanlar içinde olası en uygun planla, cinsiyet ifadesi ve bedensel cinsiyet özellikleri ile ilgili değişimin gerçekleşmesini sağlamaya çalışmaktır (1). Bu yazıda bu süreçle ilgili düzenlemelerin ayrıntılı bir şekilde ele alınması hedeflenmemektedir. Daha çok sürecin tıbbileştirilmiş olmasının neden olduğu aksaklıklara, trans bireylerin sağlığa ulaşımı ve sağlık hizmetini kullanmasıyla ilgili zorlukların yansımalarına değinilmeye çalışılacaktır.

“Nasılsa tam kadın/erkek olamayacağım”

Geçiş süreciyle ilgili tıbbi yardım almak için başvuranların birçoğunun sahip olduğu, sadece bir kısmının ifade edebildiği bu endişe, tıbbi işlemler sonrasında kişinin bedeninden memnuniyetini önemli ölçüde etkilemektedir. Bu ifadenin içerdiği ‘tam’ kadın/erkek nerededir, gerçekten böyle ‘dört dörtlük’ bir prototip var mıdır? Eğer ikili cinsiyete inanıyorsanız, evet vardır.

Ancak kadın bedeni ile doğup kendini kadın hisseden kişilerin hepsi aynı bedensel özellikleri paylaşmamaktadır. Dolayısıyla kişinin tıbbi girişimlerle ulaşacağı ‘kadın’ aslında tamamen kendine özgü biri olacaktır. Sabit, evrensel, herkesi tatmin edecek bir ‘kadın’ ya da ‘erkek’ bedeni yoktur. Aslında kişilerin tıbbi yardımla ulaşmaya çalıştıkları beden, herkes için değişik bir noktadır. Dahası trans olmayan (Aligül’ü anarak natrans diyelim) kişilere benzer şekilde bu ‘nokta’ yaşam boyunca değişen, durduğu yerde durmayan bir pozisyondur. Kişilerin kendileriyle ilgili arzuladığı sonlanım (varış noktası) kişiler arasında değişkenlik gösterdiği kadar, kişi için de zaman içinde değişebilmektedir. Baştan ulaşılamayacak, gerçekte var olmayan bir ‘beyaz atlı prens/prenses’ hedefinin benimsenmesi, ister istemez sürecin hüsranla sonuçlanmasına neden olabilir.

Hormon kullanımıyla bedende gerçekleşen değişikliklerin önceden kestirilmesi mümkün değildir. Natrans bireylerde ergenlikle birlikte sakal çıkması, sesin kalınlaşması, memelerin büyümesi gibi hormon etkileri nasıl geç/erken, az/çok olabiliyorsa, trans bireylerde de hormon uygulanmasının etkileri değişken bir şekilde belirecektir. Bu bedensel değişikliklerle kazanılacak görünümün, kişinin toplum içinde hangi cinsiyetten algılandığı üzerinde önemli etkileri vardır. Ağırlıklı olarak bu nedenle hormon kullanımı tıbbi işlemler arasında bedensel cinsiyet özelliklerinden duyulan hoşnutsuzluğa en belirgin etkiye sahip olanıdır. Bu değişikliklerden memnuniyet kişinin beklentileriyle doğrudan ilişkili olduğu kadar, hormon kullanımı öncesinde ve sırasında kişinin dışa vurmak istediği cinsiyet ifadesinin eşlik etmesiyle ilgilidir. Kişinin istediği cinsiyetten kabul edilmesini sadece hormon etkilerine dayandırması gerçekçi değildir. Benzer şekilde, kişinin cinsiyet kimliğinin dışa vurulmasıyla ilgili zorlukları, trans kimliğiyle ilgili ve diğer bireysel sorunları, ikili ilişkilerinde yaşadığı güçlükler ve açılma süreciyle ilgili sıkıntıları hormon kullanımıyla kendi başına ortadan kaybolmaz. Bu meselelerin hormon kullanımı öncesinde ele alınmaya başlanmış olması, hormon etkilerinin bu meselelerin çözülmesine azami fayda sağlaması için gereklidir. Örneğin açılmayla ilgili ciddi sorunlar yaşanırken hormon kullanılmaya başlanması, yaşanılan çatışmaların şiddetlenmesine, bazen üstesinden gelinemeyecek zorluklarla yüzleşmeye neden olabilmektedir. Bazı trans bireylerde bu durum süreçle ilgili pişmanlık duymaya kadar varabilmektedir.

Burada ‘mesele’ diye değinilen bu konular, geçiş sürecinin tıbbi müdahalelerle gerçekleşmeyen sosyal yönüyle ilgilidir. Kişinin açılması, cinsiyet kimliğini kendinden beklenen değil hissettiği cinsiyete uygun şekilde dışa vurması (kendine başka bir isimle seslenilmesi, arzu ettiği şekilde giyinebilmesi, toplum içinde kendi cinsiyetiyle var olabilmesi gibi) tamamen kişiye özgü olmaktadır. Bu süreçle ilgili adımlar bazen okul öncesi çocukluk döneminde bile atılabilmektedir. Sonuç olarak altını çizmeye çalıştığım durum geçiş süreci diye adlandırdığımız dönemin sıklıkla hastaneye başvurulduğunda başlamadığıdır.  Geçiş süreci diye andığımız bu sürecin başlangıç zamanı da belirsizdir. Kişinin varoluşuyla ilgili, bazı durumlarda bedensel özelliklerden daha öncelikli kabul edilebilecek bu yönleri tıbben belirlenmez. Kişinin arzusu, kendi imkanları ve çevresel koşullar bu adımların zamanlamasında önemli yer oynar. 

“Sonradan erkek/kadın olan biri”

Dahası sürecin başlangıç, kalkış noktası neresidir? Örneğin kendini kadın gören kişiyi bedensel özellikleri uygun olmadığı için ‘erkek’ kabul etmeyeceksek, kişinin erkekten kadına cinsiyetini değiştirdiğini söylemek ya da ‘kadın’a dönüşüm sürecinde olduğundan bahsetmek yanlış olmaz mı? Maalesef yasal düzenlemeler cinsiyeti üreme yeteneğini sonlandıracak, bazı durumlarda kişinin penis, vajina gibi benimsediği cinsiyete özgü üreme organlarına sahip kılacak ameliyatlarla kişiyi tanımlamaktadır. Sıklıkla tıp da bu görüşü benimser. Oysa savunulması gereken duruş, birçok ülkede benimsenmeye başlandığı gibi, kişinin kendisini tanımladığı cinsiyetten olduğudur (2).

Burada geçilen/aşılan bir sınır olduğu düşüncesi, sıklıkla ‘tam’ olmaktan/olamamaktan kastedilen penis, vajina gibi üreme organları üzerinden cinsiyeti tanımlar. Oysa bedensel cinsiyet bile sadece bu organların varlığı veya nitelikleri ile değerlendirilemez. Kişi yapılan cerrahi müdahalelerle, ‘sonradan’ kadın ya da erkek olmaz, bedeninin cinsiyetle ilgili özelliklerini değiştirir: vajinası olan bir kadın, penisi olan bir erkek haline gelir. Tıpkı natrans bireylerin bedenlerine müdahale etmesi gibi. Vajinası olmaması, penisi olması kişiyi daha az kadın kılmaz. Dahası her erkek penisi olmasını istemek zorunda değildir.

Geçiş sürecinin cerrahi müdahaleler içeren bu tıbbi yönünde, kişinin istekleri dışında tıbbın imkanları da yönlendirici/sınırlayıcı olabilmektedir. Meme yapılması veya memelerin ortadan kaldırılarak kişiye erkek göğsü kazandırılmasının birden çok yöntemi vardır. Benzer şekilde penis ve vajina yapılmasının da farklı yolları mevcuttur. Bu cerrahi işlemlerin kişinin beden yapısına ve isteklerine uygun şekilde yapılması, yetkin ve tecrübeli uzmanlar tarafından yapılmalarını gerektirir. Kişinin tüm seçenekler konusunda bilgi sahibi olması, özgürce seçim yapabilmesi gereklidir. Genel olarak tıbbi hizmetler sırasında doktorun her şeyi bilen, kişi için en doğru kararı kendi başına verebilen pozisyonda kabul edilmesi, hastayı pasif bir tutuma itmektedir. Her yöntemin sonuçlarla ilgili avantaj ve dezavantajları mevcuttur. Trans bireylerin bu seçenekler konusunda cerrah veya başka kaynaklardan bilgi edinmesi ve talep etmesi önemlidir. Bu aşama atlandığında, cerrahi sonucu gerçekleşen değişiklikler kişiyi pekala tatmin etmeyebilmektedir. Yine hormonlardakine benzer şekilde, herhangi bir cerrahi işlemle kişinin bireysel, ruhsal, sosyal sorunlarının aşılmasının beklenmesi gerçekçi değildir. Üstelik atılabilecek en önemli adımı attığını düşünen kişinin, yaşayacağı hayal kırıklığı derin pişmanlık, umutsuzluk ve yolun sonuna gelindiği düşüncesine yol açabilmektedir. Cerrahi sonrasında süreçle ilgili pişmanlığın önemli bir bölümü cerrahi işlemlerden mucizevi beklentilere sahip olmaktan kaynaklanmaktadır.

Türkiye’de önemli bir sorun bu operasyonlar konusunda tecrübeli uzman sayısının sınırlı olması, dahası mevcut uzmanların önemli ölçüde sağlık sigortalarının kapsamı dışında, yani ücretli hizmet verecek şekilde çalışıyor olmasıdır. Sağlık açısından daha riskli olan konu, bu işlemlerin yasal ve tıbbi yollar göz ardı edilerek, merdiven-altı diye tabir edilen, kaçar göçer usullerle, işlemin gerektirdiği tıbbi koşul ve bakımdan yoksun şekilde gerçekleştirilmesidir. Her tıbbi işlem kaçınılmaz riskler içerir, cerrahi seçenekler değerlendirilirken kişilerin bu ihtimal konusunda bilgilendirilmesi gerekir. Ancak gerekli koşullar sağlanmadan yapılan işlemler istenmeyen sonuçlarla ilgili riski arttırmaktadır. Bu sonuçlar kimi durumlarda yaşamı tehdit edebilirler. Trans bireylerin bu riskleri görmezden gelmesi sıklıkla bedeniyle ilgili hoşnutsuzluğunun şiddeti ya da maddi imkansızlıklarla ilişkili olsa da, hekimin ihmal etmesi kabul edilemez. Trans bireylerin bireysel ve daha önemlisi örgütlü olarak, herkes kadar hak ettikleri günün bilimsel birikimine uygun tıbbi hizmeti talep etmesi gerekmektedir. Benzer şekilde hekim ya da kurum tarafından ihmal ya da kötü muamele durumunda da konuyla ilgili mekanizmaları bulunan meslek örgütlerine ya da yasal yollara başvurulmalıdır. Ayrımcılığa maruz bırakılan tüm gruplardakine benzer şekilde, trans bireylerin de hak arayışından çekinmeleri, bazen de sonuç vermesiyle ilgili ümitsizliğe kapılmaları buna engel olabilmektedir. Bu aşamada LGBTİ örgütlerine görev düşebilmektedir.

“Duvar”

Cerrahi işlemler ve bunu izleyen yasal olarak kişinin kayıtlarda cinsiyetinin değiştirilmesi birçok trans birey için geçiş sürecinin son bulması anlamına gelir. Geçiş sürecinin tıbbi bir işlemler dizisi olarak kabul edilmesi sıklıkla trans bireylerin düzenli sağlık hizmetinden uzaklaşmalarına neden olur. Bunun dışında kişinin yeni kimliğiyle yeni bir hayata adım atması, kimi durumlarda önceki dönemle ilişkili her şeyi hayatından çıkarmaya çalışması da sağlık kurumları ile bağlantının kopmasına yol açabilir. Oysa cerrahi işlemlerin çoğunda, sonucu belirleyen etmenler arasında cerrahi sonrası bakım önem taşımaktadır. Özellikle üreme organlarına yönelik işlemlerde bu bakım dönemi uzun bir süreye yayılabilmektedir. Bu dönemde yapılması gereken bakımın hasta ya da hekim tarafından ihmal edilmesi ameliyatlardan alınabilecek sonuca ulaşılmamasına, bazı durumlarda yeniden cerrahi ya da yatarak tedavi gerektirebilecek olumsuz gelişmelere yol açabilmektedir. Vajinada yapışıklık gelişmesi, bütünlüğünün bozulması, idrar çıkışıyla ilgili güçlükler görülebilmektedir.

Bu işlemler yaklaşık yarım yüzyıldır gerçekleştirilen, güncel tıp dünyası içinde güncellenerek geliştirilen yöntemlerle birçok ülkede, çok sayıda merkezde yapılan uygulamalardır. İşlem sonrası olumsuz sonuçlarla ilgili çalışmalar yurtdışında yapılmıştır. Özellikle vajina yapılmasıyla ilgili sonuçlar risklerin düşük olduğunu göstermektedir. Ülkemizde benzer araştırmalar yoksa da, trans topluluk içinde işlem sonrası hoşnutsuzluk sık ifade edilmektedir. Cerrahi yöntem tıbbi gerekliliklere uygun şekilde yapılıyorsa, sonuçların toplumlar arasında farklılık göstermesi beklenmez. Bu işlemlerle ilgili aksamanın, cerrahinin gerçekleştirilmesiyle ilgili uygunsuzlukların yanı sıra ameliyat sonrası bakımın ihmalinden kaynaklanması olasıdır. Her durumda, trans bireylerin sağlık kurumlarına başvurabilmesiyle ilgili genel güçlükler yardımdan mahrum kalmalarına neden olmaktadır (3). Tıbbi geçiş süreci sonrasında yaşanan sorunlarla ilgili trans bireylerin hizmet talep etmesi, sağlık kuruluşlarının da kendilerini bu talebe karşılık verecek şekilde düzenlemeleri gerekmektedir. Büyük hayallerle girişilen bu işlemler sonrası yaşanan aksamalar, ruhsal açıdan da kişiyi olumsuz etkilemekte, uzman yardımını gerektirebilmektedir. Üreme organlarına yönelik cerrahi işlemlerin sınırlılıkları olsa da kişiyi memnun edecek şekilde yürütülmesi mümkündür ve bu sağlık hizmetine ulaşmak trans bireyin hakkıdır.

Cerrahiye benzer şekilde hormon kullanımı da riskler içeren bir tıbbi uygulamadır. Bu nedenle doktor gözetiminde, öncesinde ve kullanım sırasında bedensel sağlıkla ilgili belirli kontroller yapılarak uygulanmalıdır. Hastaneye başvuru öncesinde hormon kullanımı nadir değildir. Her hormon grubunun kendine özgü yan etkileri ve kimi zaman tedbir alınması gereken riskleri vardır. Uygun şekilde kullanıldığında sağlığa önemli bir olumsuz etkileri yoksa da, kulaktan kulağa önerilerle uygulanabilecek basit tedaviler değildir. Cinsiyetle ilgili hormonların bedensel cinsiyetle ilgili işlevlerinin yanı sıra kan bileşenleri ve dolaşımla, yağ ve şeker düzenlenmesi, metabolizmayla ilgili önemli etkileri vardır. Yani etkileri dışarıdan görülen değişikliklerle sınırlı değildir. Doktor gözetiminde başlandıktan sonra da belirli aralıklarla (güncel uygulamada ilk yıl üç ayda, ardından altı ayda bir) kontroller gereklidir. Yasal cinsiyet değişimi sonrasında hormonlarla ilgili kontroller yaygın olarak ihmal edilmekte, bu nedenle de ciddi bir risk alınmaktadır. Bu hormonların kesilmesinin de önemli etkileri olduğunu, ameliyatlar yapıldıktan sonra da doktor gözetiminde kullanılmaya devam edilmesinin gerektiğini vurgulamak gerekir. Bu hormonların tek işlevi bedensel cinsiyet özellikleri değildir, yumurtalıkların alınmasından sonra dışarıdan takviyesine son verilmesinin bedensel sağlığa etkileri olacaktır.

“Orgazm taklidi”

Cerrahi işlemlerin hedefi sadece kişiyi cinsiyetine uygun yapısal özelliklerle donatmak değildir. İşler yolunda gittiğinde cinsel tatmin gerçekçi olmayan bir beklenti değildir. Öncelikle cinsellikten alınan hazzın tek kaynağı penis ve vajina değildir. Ancak penisin ve vajinanın uyarılabilirliği cerrahi yöntemler arasında farklılıklar gösterebilmektedir. Bu konu seçenekleri değerlendirirken mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır. Herkes için geçerli tek bir öneri mevcut değildir. Kişinin seçim yapabilmesinde önemli bir kaynak kendi bedeniyle ilişkisi, tanıması ve cinsel deneyimidir. Bunların cerrahi sonrasında apansız ve kendiliğinden belirmesini beklemek hayal kırıklığına neden olacaktır. Tabi ki bedensel değişiklikler sonrasında cinsellikte deneyimlenen uyarılma da, orgazm da öncesinden farklı olabilecektir. Cerrahi sonrası uygun zamanda, istenilen şekilde yaşanılan deneyimler, sıklıkla bedenin yeni formundan nasıl zevk alınabildiğini bireyin keşfetmesiyle sonuçlanır. Cinsel doyumun genital organlarla sınırlı olduğu düşüncesi trans ve natrans bireylerin ve çok sayıda sağlık çalışanının benimsediği yaygın ve ciddi bir yanılgıdır. Kimi durumlarda natrans bireylerdekine benzer şekilde cinsellikle ilgili sorunlar yaşanabilir, bunlar için tıbbi yardım aranmasında yadırganacak bir yön yoktur.

“Zaten böyle de çocuk sahibi olamam ki”

Ülkemiz de dahil olmak üzere birçok yerde cinsiyetin tanınması kişinin üreme yeteneğinden sürekli şekilde yoksun kalması koşuluyla gerçekleşmektedir (Türk Medeni Kanunu 40. Madde). Bu durum ‘zorunlu kısırlaştırma’ olarak da adlandırılabilir. Belirli süre hormon kullanımıyla geçici olarak duraksayan üreme yeteneği, üreme organlarına yönelik cerrahi işlemlerle kalıcı olarak ortadan kaldırılır. Cinsiyetine uygun bedensel özelliklere sahip olmakla ilgili duyulan heyecan, geçiş süreci sırasında bu konuyu gölgede bırakıyor gibi görünmektedir. Ancak kalıcı olarak üreyemez kılınmak kişinin tüm yaşamı boyunca devam edecek bir etkisi olan, üzerinde durulması önemli bir konudur. Trans sağlığı ile uğraşan uzmanların cerrahi sırasında kimi dokuların korunarak daha sonra üremenin gerçekleştirilebilmesiyle ilgili arayışları devam etmektedir. Yasal düzenlemelerin esnetilmesi, arzu eden kişilerin üreme yeteneğini muhafaza edebilmesi trans hak mücadelesi veren örgütlerin gündemde tutması gereken bir konudur.

“Psikiyatrın bitmek bilmeyen oyalaması”

Bedensel girişimler öncesinde gerekli olan psikiyatrik değerlendirme ve izlem, esas olarak yukarıda değinilen konuların ayrıntılı bir şekilde ele alınabilmesi için trans bireylere sunulan bir hizmettir. Psikiyatrinin sunabileceği destek sürecin tıbbi yönünün planlanmasının ötesinde, sosyal adımlarla ilgili olası güçlükleri de içermelidir. Tüm bu konulara bu yazıda değinilmeyecektir. Psikiyatrın aşılması gereken kapı bekçisi olarak algılanması bu alanlarda işbirliği kurulabilmesini engelleyebilmektedir. Her türlü kurumun ve toplumun önemli bir kesiminin transfobik tutumunu deneyimleyen trans bireyin, psikiyatrı da karşısında bir engel olarak görmesi beklenebilir. Ancak bu ilişki biçiminin aşılmasından en belirgin ölçüde faydalanacak olan trans bireyin kendisidir. Bazı ruh sağlığı çalışanlarının bilerek ya da bilmeyerek bu çatışmanın tarafı oldukları, eşcinselliktekine benzer şekilde çağdışı, bilimsel ve etik ilkeleri ihlal eden tutumlar sergiledikleri bilinmektedir. Bu alanda sağlık kuruluşlarına ve meslek örgütlerine görev düşmektedir.

Psikiyatrın tıbbi aşamalar sırasında ve sonrasında kişinin beklentileri, işlemlerle ilgili tercihleri, beklentilerinin karşılanması ya da hayal kırıklıkları, atılan adımların bireysel ve sosyal yaşama yansımaları, olumsuz ve istenmeyen gelişmeler konusunda yardımı olabilmektedir. Yasal olarak cinsiyet değiştikten sonra bağlantının kopması kişiyi bu destekten de mahrum bırakabilmektedir. Sürecin tıbbi aşamalarında ve sonrasında bu desteğin sunulabilmesi konuda eğitim almış ve bilgilerini güncelleyen ruh sağlığı çalışanları gerektirmektedir. Ülkemizde bu hizmeti verebilecek uzman ve merkezler sınırlıysa da, Türkiye Psikiyatri Derneği, Türk Psikologlar Derneği, Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırmalar Derneği gibi birçok kuruluş, Kaos GL ve SpoD gibi alanda çalışan sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği içerisinde eğitim programları düzenlemektedir. Hormon tedavileriyle ilgili endokrinoloji, ameliyatlarla ilgili cerrah yetişmesine benzer şekilde, bu uzmanlık alanlarında özelleşmiş eğitimler kurumların çabalarıyla yaygınlaşsa da, trans bireylerin ısrarlı sağlık hizmeti talebi katılımı arttırmaktadır.

Sonuç

Trans bireylerin geçiş süreci bir dizi tıbbi işlemin uygulandığı, aslında bu tıbbi işlemlerin ötesinde, öncesinde ve sonrasında yaşamın çok farklı alanlarıyla ilişkili, başlangıcı ve sonlanışı keskin bir şekilde olmayan (belki de hiç bitmeyen), duraklarının, seyrinin, hedeflerinin kişiye özgü olduğu ve süreç içinde sürekli güncellendiği bir dönemdir. Başka bir deyişle bu süreç bir yerden bir yere geçmek değil, (belki de) yaşam boyunca varoluşun kurulması şeklinde anlaşılmalıdır. Dolayısıyla sadece tıbbi bir kavram değildir. Ancak içerdiği tıbbi işlemler yaşam boyu ruhsal ve bedensel sağlıkla fazlasıyla ilgilidir. Gerektiği şekilde yürütülen bir tıbbi süreç trans bireylerin toplumun genelinden farklı olmayan bir iyilik haliyle hayatını sürdürmesini sağlayabilmektedir.

Cinsiyet kimliği ve bedensel cinsiyetle ilgili tıbbi uygulamalar trans bireylerin/topluluğun tepki, talep ve katılımlarının da şekillenmesinde etkili olduğu, belirli aralıklarla güncellenen kılavuzlar doğrultusunda yürütülmektedir (4). Bakım standartlarına trans bireylerin de sahip çıkması, uyulmasını talep etmesi gerekir. Trans bireylerin sağlık sorunları sadece bedensel özelliklere yapılan tıbbi müdahalelere indirgenemez. Bunun ötesinde toplumda her bireyin hakkı olan güncel, bilimsel birikimi yansıtan nitelikte sağlık hizmetlerine trans bireylerin erişebilmesi, ayrımcılığa maruz kalmadan hizmet alabilmesi sağlanmalıdır. Sağlık kuruluşlarını ve çalışanlarını içeren ama onlarla sınırlı kalmayan bu değişimler, yakın tarihte olduğu gibi bundan sonra da, LGBTİ örgütleri ve insan hakları konusunda duyarlı sağlık meslek örgütlerinin çabalarıyla mümkün olabilecektir.

1. Başar K, Yüksel Ş (2015) Çocukluktan yetişkinliğe cinsiyet kimliği ile ilgili sorunlar: uygun değerlendirme ve izlem. Psikiyatride Güncel 4(4):389-404.

2. http://www.kaosgl.org/sayfa.php?id=19107

3. Yılmaz V, Göçmen İ, Atlay C (2014) Herkes için sağlık: LGBTİ bireylerin esenliğini hedefleyen sağlık hizmetlerine doğru. Toplum ve Hekim 29(4).

4. World Professional Association for Transgender Health (2011) Standards of Care for the Health of Transsexual, Transgender, and Gender Nonconforming People. 7th Version.

*Bu yazı ilk olarak Kaos GL Dergisi’nin “Sağlık” dosya konulu 143. sayısında yer almıştır.