Gökkuşağı Forumu

Cinsel özgürlük için yollara çıkan sakatlar

18 Nisan 2017

Bu sefer izleme fırsatı bulduğum, beni çok düşündüren ve etkileyen, kafamda bin tane soru işareti uyandıran bir film üzerine yazmak istiyorum. Baştan uyarayım, filmi izlemek isteyip öncesinde bilgi sahibi olmak istemeyenler bu yazıyı okumasınlar.

Bunu düşünerek size filmi ve kısaca konusunu yazarak giriş yapayım o halde:

Filmin adı İspanyolcada “hoşçakal” anlamına gelen “HASTA LA VİSTA” ve Belçika yapımı bir film. Konusu; biri az gören, biri boynundan aşağısı felçli, biri de tekerlekli sandalyeli olan 3 erkek arkadaşın, şarap tadımını bahane ederek, hayatlarında cinsel deneyim yaşayamadıkları ve bu deneyimi yaşayabilmek için çıktıkları seyahati anlatıyor.  Ulaşmayı hedefledikleri yer ise İspanya’da başka bir sakat kimlikten arkadaşlarının kendilerine önermiş olduğu sakatlara da hizmet veren bir genel ev.

Evet, o zaman bundan sonrasını “filmi izlesek de, izlemesek de bu yazıyı okumak istiyoruz” diyenler için yazmaya devam ediyorum.  

Öncelikle bu filmi yazmak istememin en önemli nedeni; filmin aslında çok çılgınca bir seyahat filmi oluşundan ve bu seyahatin sakat kimlikler tarafından gerçekleştirilmesi üzerinden ilerleyen bir senaryonun varoluşundan kaynaklanıyor.  

Bir diğeri ise burada sadece gezi deneyimlerimden değil, sakat, kör, sağır ve diğer tüm sağlamcı kimlik dışında kalan kimliklerin hayatlarına dair birçok şey aslında. Sağlamcı kimlikler karşısında sakat kimliklerin cinsel hayatı da tam olarak böyle bir konu.  

Peki, bu film tam anlamıyla bizi, hissettiklerimizi ve gerçeklerimizi yansıtıyor mu? Bunu da tartışmak istiyorum.

Belçika’da bile sakatlar özgür değilse

Öncelikle filmde yer alan kahramanlar sakat ve kör kimliklerini temsil eden erkekler. Yani burada kadın temsili yok. Ayrıca kahramanların hepsi de heteroseksüel ve natrans. Filmin başından itibaren sakat erkek kimliği ile sağlam kadın bedenleri arasındaki ilişkinin ne kadar kopuk olduğunu gösteriyor bize.  Filmin başlangıç sahnesinde sahilde koşan 3 kadının tekerlekli sandalye ile balkonda oturan Philip’in onları görüp bakması ve kadınların onun bakışlarına aldırış etmemesiyle başlıyor.  

Filmde 3 arkadaşın birbirlerinden başka kimse ile bir arkadaşlıkları olduğunu göremiyoruz maalesef. Onları bir arada ilk görüşümüzse engelliler ve aileleri için düzenlenmiş bir şarap tadım etkinliği ile oluyor.  Etkinlikte sakat, kör, sağır ayrımı yok. Etkinliğin bütün “sağlam” dışı kimlikleri kapsadığını anlıyoruz.

Onları ailelerinden ayrı bir yerde farklı bir sosyal hayatın içinde neredeyse hiç göremiyoruz. 2011 yılında, Belçika’da çekilmiş bu filmde sakat kimlikten insanların bu kadar izole oluşu, cinsellikten uzak kalışları çok şaşırtıcı geliyor doğrusu.  Az gören Josef, baston kullanan biri olduğu için körleri temsil ediyor diye düşünüyorum. Aynı zamanda büyüteç de kullanan biri tabi.

Filmin güzel yanlarından biri 3 arkadaş arasındaki güçlü dayanışma denilebilir.  Bunu film boyunca her daim görebiliyoruz.  Seyahat planlarıysa Philip’in “ben sevişmeden ölmek istemiyorum.” İsyanıyla çıkıyor ortaya.  

Daha önce motor kazasında sakat olan bir arkadaşının verdiği bir genel ev adresini arkadaşlarına gösteriyor ve aileleri olmadan seyahat etme kararı alıyorlar. Tek kabul ettikleri kişi onlara eşlik edecek, erişilebilir bir minibüsü kullanabilecek bir hemşire oluyor.  

Aileleri başta ikna oluyor ancak felçli arkadaşımız Larrs’ın tümör dolayısıyla böyle bir seyahate çıkmasının riskli olması bahane edilerek bu seyahate karşı çıkıyorlar. Larrs ise bu seyahate kesinlikle çıkmak istediğini, ölecekse bile güzel zaman geçirerek günlerini yaşamak istediğini, bakir ölmek istemediğini söyleyerek arkadaşlarıyla gezi planlarına devam ediyorlar.  

Fakat onları götürmeleri için anlaştıkları erkek hemşire de ailelerinin kabul etmediklerini duyunca vazgeçiyor bu işten. Bu arada korkunç paralarla bu seyahati planladıklarını ve bu paraları ödemekte hiç de zorlanmadıklarını söylemeliyim.

Sakat erkekler de cinsiyetçi olabilir!

Onlara başka bir arkadaşını yönlendiren hemşirenin erkek olmasını belirtmemin nedeni ise yönlendirdiği arkadaşının kadın olduğunu öğrenince üç arkadaşın verdikleri garip tepkilerden bahsetmek istememdir.

Burada film boyunca Philip’in bolca cinsiyetçi söylemlerinin yer alışını yazmamak olmaz. İşte o cinsiyetçi söylemlerin en fazla görüldüğü yerlerse plana sonradan dâhil olan kadın hemşire ile olan konuşmalarda ortaya çıkıyor.  

Filmin en güzel yanlarından bir diğeri de üç arkadaşa eşlik eden hemşirenin kadın olarak seçilmesi ve stereo tip kadın görünüşünün dışında bir kadının yer alması bence.  Philip’in klasik eril söylemlerle kadının kilolu oluşuyla sürekli dalga geçiyor ve bir sahnede karşısında oturan Hollandalı kadınlardan birine laf atarak sözlü tacizde bulunan Philip’e kadının yanında oturan adam tepki gösteriyor ve “tekerlekli sandalyede olman bir kadını bu şekilde rahatsız etme hakkın olduğunu göstermez” diyerek tepki veriyor. Filmin sonunda Philip’in tüm bu cinsiyetçi söylemlerini hemşire kadın olarak tanıdığımız Clouth’un değiştirdiğini görebilmek beni mutlu ediyor.  

Bir diğer güzel yanıysa Clouth’un 3 arkadaş ile kurduğu bağ kesinlikle acıma, dramatize etme, aşağı görme, yardımseverlik gibi bir ilişki barındırmıyor. Tabii parasını söke söke alıyor.

Bana en garip gelen sahnelerden biriyse az gören Josef’in Clouth’a “ben hayatımda hiç kadınlarla ilişki kuramadım. Bir kadınla olmak nasıl bir şey bilmiyorum. Sen bana tavsiyede bulunur musun?” demesi oldu. Belçika’da yaşayan ve az gören heteroseksüel bir adamın hayatında o yaşa kadar kadınların olmaması çok garip geliyor. Her şey bir tarafa internet imkânı bu konuda birçok bilgiye ulaşmasını sağlayabilecekken bu konularda hiçbir şey bilmediğini söylemesi beni şaşırtıyor. Ben liseyi 2005-2009 yılları arasında okudum ve bu yıllar içerisinde körler kütüphanesinden hepimize ulaştırılan sesli bir dergide şiirden öyküye, müzikten tarihe, farklı mutfaklardan gençlik köşesine kadar birçok bölüm yer alırdı. Bunlarına yanında cinsel bilgiler köşesi de bulunurdu. En basiti böyle bir dergi bile bu konuda çok daha fazla bilgi sahibi olmamızı sağlardı. 2011 yılında Belçika’da çekilmiş bir filmde bu konuda hiçbir şey bilmediğini söyleyen körlerin ve sakatların oluşu bana gerçekten çok ilginç geliyor doğrusu ve bunu gizleyemiyorum.  

Sakatlardan sağlamlara: “Hasta La Vista”

Ayrıca araştırdığım kadarıyla bu film gerçek bir hikâyeden yola çıkarak yapılmış. Ama merak ettiğim şey, filmi çekerken orada yaşayan körlerin ve sakatların deneyimlerinden haberdar olup olmadıkları. Bu senaryonun gerçekte orada yaşayan körlerin ve sakatların hayatlarını yansıtıp yansıtmadığıdır.

Filmi burada size uzun uzun anlatmak değil derdim ama şunu söylemeliyim ki, total bir kör olarak tek başıma gerçekleştirebildiğim seyahatlerimi özletti bana. Yeri geldiğinde otelde kalan, yeri geldiğinde ormanda kamp yapan, yeri geldiğinde de villada kalarak seyahatlerindeki amacında ötesine ulaşan üç arkadaşın bu güzel filmi eminim size çok şey katacaktır. Ancak kendi adıma tam olarak sakatların ve körlerin gerçek hayatını yansıttığı görüşünde değilim. Yine de Türkiye’deki örneklere göre daha kaliteli ve yakın bir örnek olduğunu düşünüyorum.  

Ayrıca bu filmdeki durum bana aynı özelliklere sahip üç kadın olsaydı ya da eşcinsel-trans karakterler olsaydı onlar için nasıl bir senaryo olurdu sorusunu düşündürttü. Aileler daha insaflı mı olurdu yoksa daha çok baskı olur muydu?

Bir gün herkesin özgürce cinselliği, aşkı, kültür-sanat dolu bir hayatı yaşayabildiği, her yerin erişilebilir olduğu ve fiziksel, zihinsel, cinsel, düşünsel, inançsal ve ırksal farklılıklarımızın bizi birbirimizden uzaklaştırmadığı bir gezegende yaşayabileceğimize inanmak istiyorum ve bu filmi keyifle izlemenizi bekliyorum. İzleyip okuyanlar içinde farklı bir bakış açısı kattığını umut ediyorum.

Küçük bir not: Ekşi Sözlük’te filmle ilgili yazılan yorumlarda insanların filmden sonra ”halime şükrettim, gözüm görüyor, elim ayağım tutuyor dedim. Ne zor hayatlar var deyip kendime geldim” gibi gayet acınası yorumlarla karşılaştım. Bu filmin sonunda gerçekten böyle basit mesajlardan ibaret bir şey kalacaksa aklınızda lütfen izlemeyin. Ya da bir daha izleyin. Film sizin şükretmeniz için yapılmamıştır.  Buna eminim!