Kültür Sanat

İmge, beden, cinsellik (7): Meltem Sarıkaya’nın eserleriyle

Cuma, 28 Nisan 2017

“Görsel sanatlarda kadın ve LGBTİ imgesini önemsiyorum; vardık, varız ve var olacağız.”

Hayatımızı kuşatan, varlığımızı –farklılıklarımızı- “kusur” olarak sunan görsellere,  başkaldırıyoruz! Her Cuma, eserleriyle görsel sanatlarda kadın ve LGBTİ temsilini güçlendiren sanatçılara yer veriyoruz.

İmge, beden cinsellik yazı dizimizde bugüne dek altı farklı sanatçıyı ağırladık. Yazı dizimiz; Frances Cannon, Stephanie McMillan, Alison Behcdel, Gözde İlkin, Nan Goldin ve Dicle Çiftçi’nin eserleriyle ataerki ve heteroseksizmin gasp ettiği sanata karşı duruşlarına yer veri.

Bu hafta köşemizde Meltem Sarıkaya’yı ağırlıyoruz. Meltem Sarıkaya, sanat imgesinde cinselliği kadın/erkek ikilemine indirgemeyi çok büyük haksızlık ve ikiyüzlülük olarak görüyor, eserlerinde heteroseksizmle savaşırken dişil arzuyu ön plana çıkarıyor ve cinsellik-iktidar ilişkisini sorguluyor.

Geçtiğimiz hafta bu köşe için Dicle Çiftçi ile söyleşen Senem Alp, bu hafta da Meltem Sarıkaya ile konuştu. İmge, beden, cinsellik köşemizin yedinci yayınında hem Sarıkaya’nın harika işlerini hem de Senem Alp’in söyleşini okuyabilirsiniz.

Keyifli okumalar, izlemeler…

Seni epey araştırdım hazırlanırken, ama sen de biraz kendinden bahsedersen sevinirim.

91 doğumluyum. Liseyi Mersin Güzel Sanatlar Lisesi resim bölümünde okudum.  Üniversiteyi Dokuz Eylül GSF resim bölümünde okudum. Sonrasında mezun oldum, İstanbul’da yaşayıp çalışıyorum.

Mezun olduktan sonra direkt İstanbul'a mı taşındın?

Zaten İzmir’e Mersin’den, Mersin’e de Sivas’tan gitmiştim,  aslen Sivaslıyım. Okuldan sonra İstanbul’a atladım geldim.

Nasıl bir işin var? Alanında mı çalışıyorsun? Bunu genelde GSF mezunlarının çilesini bildiğim için soruyorum. Alanında çalışamamak gibi bir sorun oluyor çünkü çoğu zaman…

Türkiye’de kimsenin gerçekten işini yapabildiğini düşünmüyorum zaten, ama en azından kendi alanımla ilgili işler yapıyorum, yapmaya çalışıyorum. Ev atölye düzenim, arada atölyeden satış yapıyorum, sergilere katılıyorum. Resimle ilgili işlere yoğunlaşıyorum.

Takip ettin mi bilmiyorum, Kaos.GL'de altı haftadır yayınlanan bir haber serisi var. “İmge, beden, cinsellik” başlığı altında görsel sanatlardaki LGBTİ ve kadın imgesini tartışan bir bağlamı var. Senin çalışmalarını daha önce gördüğüm (ve çok beğendiğim) için bu seriyi düşündüğümde aklıma sen geldin. Senin görsel sanatlardaki LGBTİ ve kadın imgesi hakkında ne düşündüğünü sormak istiyorum.

Bu kadar kısa ve net cevap verememekle birlikte bence toplumsal kimlik kaygısıyla (kadın/erkek) ayırt etmeden cinselliğin, cinsiyetin, cinsel kimliğin yine sadece kadın ve erkeğe indirgenemeyeceğine inanıyorum. Bir bütünün parçası olduğumuzu ve kategorilere ayrılmamızın toplumsal olarak zorunlu kılındığı bu çağda görsel olarak var olanı gösterme zorunluluğu hissediyorum. Görsel sanatlarda kadın+LGBTİ imgesinin görünürlüğünü önemsiyorum. Çünkü vardık, varız ve var olacağız.

Anladığım kadarıyla kendi çalışmalarındaki derdin de tam olarak bu?

İçgüdüsel bir kaygıyla, eleştirel ve sorgulayıcı olmadan önyargısız yaklaşarak dişil olanı anlayarak, özümseyerek, hissederek üretiyorum. Dert demeyelim de ayrışmadan yine bütünün parçası olabilmek adına bir çeşit var olma mücadelesi.

Eleştirel ve sorgulayıcı olmadan kısmını açman mümkün mü?

Kadını ve dişil olanı sorgulamadan, eleştirmeden (ele aldığım içerik bakımından cinselliği de) ve savunma mekanizması olmadan yaklaşıyorum. Bireyselliğe önem vermeye çabalıyorum. Ben cinselliğin ve pornografinin eril bakış açısından sıyrılması gerektiğine inanıyorum. Bu gücü dişil olan her şeyde görebiliyorum.

Çalışmaların için queer diyebilir miyiz sence?

İşlerimi queer olarak tanımlayamam fakat üzerinde durduğum ve ilgilendiğim bir konu. İşlerimi tanımlayamam ve genelleyemem çünkü sürekli olarak gelişim süreci içerisindeyim.

Resimlerinde heteroseksist kadın imgesini ters düz eden, bunu da biraz hırçın yapan kişiler görüyorum ben. Hiç sessiz sakin değiller, hiçbiri edilgen konumda değil mesela. Hep bu şekil çalışmaların mı vardı yoksa bir kırılma noktan var mı?

Yaklaşımım genel anlamda bu yöndeydi. Bir kırılma noktam olmadı, hiçbir zaman karakter olarak sessiz sakin bir yapıda da değildim. İşlerimde, günlük hayatta gözlemlediğim kadarıyla heteroseksizme karşı duyduğum rahatsızlıkların baskın olduğunu söyleyebilirim.

Bu rahatsızlığı anlatırken kullandığın temel araçlardan biri de cinsellik. İşlerin bu açıdan çok cüretkâr. Bu sanat çevresinde nasıl karşılandı? Nasıl dönüşler aldın?

Günlük hayatta (gözlemlediğim kadarıyla) cinsel içeriklerle ve benzeri durumlarla yüzleşmek, -zorunda ya da olağan bir biçimde- karşılaşmak durumunda kalıyoruz.  Her şey içinde gizliden gizliye o kadar fazla pornografi ve cinsel içerik barındırıyor ki, bir bardak suyu bile sekssiz içemiyoruz. Cinsellik sanat için çok da cüretkâr bir mesele değil aslında. En ilkel içgüdülerimizin temellerinden biri ve buda benim için bir çeşit iletişim aracı. Olumlu geri dönüşler alıyorum.

Bazı işlerinde standart güzellik ölçülerine uyan kadınlar var ama bu kadınlar yine özne ve “özgür”. Biraz da bu çalışmalarından bahseder misin?

Herhangi bir standardı ya da estetik açıdan güzellik ölçülerini baz alarak işler üretmiyorum. Deneyimlerim, gözlemlerim, dinlediğim, izlediğim, okuduğum birçok şeyden besleniyorum ve etkileniyorum. Kadın/erkek yerine dişil/eril olanı vurgulamaya çalışıyorum. İşlerimde baskın olanın etken olanın, iktidar, güç, şiddet kavramlarını dişilik üzerinden görselleştirmeye çabalıyorum.

Sanat ve özellikle resim alanında üretici olarak LGBTİ’lerin, özellikle transların alan bulması sence mümkün mü?

Genel olarak sanat/ resim alanında LGBTİ bireylerin var olduğunu biliyorum ve her şeyin mümkün olabileceğine inanıyorum. Cinsel kimliklerin ayrıştırılmadan resim, tiyatro, müzik yani sanatın her alanında aktif olunması gerektiğini, yapılabileceğini düşünüyorum.

Görsel sanatlardaki “kusursuz kadın” imgesiyle savaşmak için neler yapılabilir?

Görsel sanatlar derken resim üzerinden konuşmak istiyorum. Sanatın kendi içinde böyle tematik bir dayatmanın olması çok olası değil, bu daha çok görsel medyanın araçsallaştırdığı bir imge biçimi. Bu basmakalıp imgeleri kendi gündemime taşımak eleştirmek, sorgulamak ve savaşmak gibi bir zorunluluğum yok.

Bundan sonraki çalışmaların bu yönde devam edecek mi?

Tarihsel süreçte dini tasvirlere ve envaı çeşit olaya konu olmuş dişiliği kendi cinselliği ile ele aldığımız zaman toplumun ikiyüzlü, abuk normlarıyla karşılaşıyoruz. Resim yaparken bir çeşit mücadele alanı oluşuyor benim için. Dişil olana yüklenen kavramlar, anlamlar, kodlamaları devre dışı bırakmaya çalışıyorum. Dişiliği sürekli vurguluyorum çünkü cinselliği kadın/erkek olarak indirgemek çok büyük haksızlık ve ikiyüzlülük. Resimsel olarak nasıl “dönüştürebilirim”in yollarını arıyorum aslında deniyorum ve denemeye kendimi sınırlandırmadan devam etmek istiyorum.

Sohbet için teşekkür ederim.

İlgili yazılar:

İmge, beden, cinsellik (1) : Frances Cannon’un eserleriyle

İmge, beden, cinsellik (2) : Stephanie McMillan eserleriyle 

İmge, beden, cinsellik (3) : Alison Bechdel eserleriyle

İmge, beden, cinsellik (4) : Gözde İlkin’in eserleriyle

İmge, beden, cinsellik (5): Nan Goldin’in eserleriyle

İmge, beden, cinsellik (6): Dicle Çiftçi’nin eserleriyle