Gökkuşağı Forumu

Bedene Duyulan Özlemin Hikâyesi

Çarşamba, 17 Mayıs 2017

Dönüşümün Öncüsü “Lili”nin hikâyesi ile cesaretlendiriyor.

Sadece insanı değil, bedeni özlemenin hikâyesini anlatan filmdir “The Danish Girl”. David Ebershoff’un aynı isimli kitabından uyarlanmış olan Danimarkalı Kız, Tom Hooper tarafından 2015 yılında beyaz perde de karşımıza çıkmış biyografi film. İngiliz/Amerikan yapımı olan film, transseksüellerin yaşam içerisinde karşılaştıkları en temel sorun olan “dönme”nin, kimlik değiştirmenin, cinsiyet değiştirmenin görsel ve işitsel olarak karşımıza çıkmış halidir. 1930’lu yıllarda Kopenhag’da geçen öyküyü anlatmaktadır. Film Danimarka’da geçmesine rağmen kimse Danimarkalı değil ve hiç Danca konuşmuyor. Uzun çekimler ve farklı ülkelerde yapılan çekimler sonucunda film 44 günde bitmiş. Hollywood sineması içerisinde yer alan Danimarkalı Kız filmi, eşcinsel sinemanın ve karakterlerin görünür hale gelmesine örnek oluşturuyor. Filmografik öğelerin ve kırılma noktalarının çok açık şekilde karşımıza çıktığı filmde, fark ediş, açılma, ameliyat kararı ve ölümü kırılma noktaları olarak söylemek mümkün.

Cinsiyet değiştirmenin hastalık olmadığını düşünen tek doktor

Filmde Eddie Redmayne, Lili Elbe ve Einar Wegener rolünü canlandırmış. Yakışıklı ve güzel olmanın örneğini aynı film içerisinde sergileyen oyuncu, profesyonel bir şekilde bu süreci içselleştirerek beyaz perde de yer almış. Başarılı ve ünlü bir ressam olan karakter dönüşümün içten ve doğal olduğunu göstererek bu süreç içerisindeki mücadelesini anlatmış.

Alicia Vikander, Gerda Wegener rolü ile kocasını çok seven kadını canlandırıyor. Filmde Gerda Wegener, kocasının durumu ve kendi yaşadıkları arasında gidip gelerek ona destek olmaya karar verir. Çok sevdiği kocasının artık kadın olduğunu, olmak istediğini, kocasını kaybettiğini anlamıştır. Gerda filmde çok seksi bir kadın değil, doğal ve sade bir karakter olarak, daha maskulen davranışlara sahiptir.

Matthias Schoenaerts, Hans Axgil Einar’ın çocukluk arkadaşıdır. Onu hala hatırlamakta ve hatıralarına sahip çıkmaktadır. Lili’nin geçirdiği dönüşüm sürecinde onun yanında olarak destek olur. Bu süreçte Gerda’ya âşık olur ve ona en büyük desteği sağlar. Yakışıklı ve maskulen bir erkek olan Hans, çok başarılı bir sanat simsarı (tüccarı).

Ben Whishaw, Henrik Lili’nin tek arkadaşı diyebileceğimiz kişidir. Lili ile katıldıkları partide tanışırlar, arkadaşlıkları sırasında onun da gey olduğunu öğrenen Lili onun yanında çok rahattır çünkü kendisine yakın hisseder. Film yaşanan toplumsal sorunların iki kişi açısından da zorluklarını gözler önüne seriyor.

Sebastian Koch, Dr. Warnekros dönüşümü gerçekleştiren, ameliyat eden doktordur. Filmde Lili’nin gittiği doktorlar arasında ve dönemi içerisinde bu ameliyatı yapmaya cesaret eden ve cinsiyet değiştirmenin hastalık olmadığını düşünen tek kişidir.

Dönüşümün Öncüsü “Lili”

Danimarka’lı ünlü bir ressam ve karısı ile olan aşkını konu alan filmin, ilk dakikalarında kadın elbiselerine dokunuşları ile feminen izlenimi yaratılmakta. Bir türlü resimlerini galeriye kabul ettiremeyen Gerda, Lili’nin yani kocası Wegener’ın resimlerini çizmesi sayesinde ünlü olur. Bu çizdiği resimler aynı zamanda Lili’nin dönüşümünü anlatmakta. Onun çizdiği her resimde daha güzelleştiğini söyleyen Lili’yi kendi iç dünyasında bu dönüşüme hazırlamıştır. Sahne, dekorlar, renkler tarihi bir süreci anlatırken, Danimarka’nın ve o bölgenin yağmurlu daha kasvetli ortamı ile birlikte yaşanan ve yaşanacak zorlukların içerisinde olunan zorluklar yansıtılmaya çalışılmış. Kopenhag’da geçen film doktorların ve insanların translara o dönem nasıl bakıldığını yansıtır. Sadece o dönem demek ne kadar doğru olur bilemiyorum ancak günümüz de dahi yaşanan zorlukların bir temsili olarak görülebilir film. Bir hastalık olarak görülen dönüşüm, filmde hikâyeleştirilerek anlatılmış, sürecin zorlukları yaşanan içsel çöküşler, iniş çıkışlar yansıtılmış. Aynı zamanda duygusal bir çöküş de yaşayan karısının psikolojik ruh halleri, yalnızlaşma ve kaçış olarak Hans’a sığınması filmin bir başka noktası.

Filmin doruk noktası olan Lili’nin cinsiyet kimliğini ilk fark edişi Gerda ile birlikte kadın kimliğiyle bir şaka olarak partiye katılmasıdır. Bu partiye Lili ismi ile katılan Wegener’in, parti sonrası yaşadığı süreç daha zorlaşmış ve cinsiyet değiştirmesi gerektiğine inanmış ve aslında başlıkta ele aldığım gibi erkek bedeni ile değil, kadın bedenine duyduğu arzu ile yaşamaya başlamıştır. Burada bahsettiğim arzuyu yalnız kaldığında gitmiş olduğu kuliste aynanın karşısında soyunarak ve penisini saklayarak görselleştirildiğini görmek mümkün. Vücut hatlarının, yumuşaklığının kameraya yansıması ve kadın cinsiyetine/kimliğine duyduğu özlemi gözlerinin içerisindeki ıslaklık ile fark ediyoruz. Lili, Gerda’ya açılıp dönüşüm için ameliyata karar verdiğini söyler. İçinde bir kadın yattığını, “erkek” olarak dünyaya gelmesinin doğanın yapmış olduğu bir hata olarak gördüğünü ve bunu yaşamaya devam edeceğini paylaşır Gerda’yla. Gerda bunu ilk öğrendiğinde çok kötü olur. Kocasını özlediğini ve bunu kabul edemeyeceğini gösterir ancak süreç içerisinde bunu kabullenerek ona destek olmaya başlar. İkinci bir kişiliği olduğunu kabul eden Einar için hayat çok zorlaşır ve artık kendisi olmak istediğini söyler. Ameliyatın zorluğunu kabul ederek ölmeyi göze alan Lili, kendisi olmak için mücadele etmiş bir transtır. Beyaz perde de bu sürecin temsil edildiği önemli filmler içerisinde yer alan Danimarkalı Kız, dönüşümün yansıtıldığı ve yaşanan zorlukların gösterildiği dönemin yetersizliklerinden dolayı ölüm ile sonuçlanan bir hikâye.

Film içerisinde dikkat çekilmesi gereken önemli noktalardan birisi de doktorların dönüşüme bakış açılarıdır. Zaman, dönem ne kadar ilerlerse ilerlesin cinsiyet değiştirmeye bakış açısının sığlığı ve hastalık olarak kabulleniş biçiminin en güzel örneğini yönetmen bu film ile karşımıza çıkarmış. Toplum içerisinde doktorların trans kimliklere hastalık olarak yaklaşmasını filmde örneklendirerek ve canlandırarak karşımızda görmemiz dönüşüm sürecindeki yaşanan zorlukların en önemlisi olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Avrupalı, Ortadoğulu ya da nereden olunursa olunsun, toplum içerisinde yaşanan sorunların evrensel olduğunu bu film ile görerek bu süreçlerin aynılarını kendi yaşamımız içerisinde de var olduğunu görebiliyoruz. Lili, kendi bedenine duyduğu özlemi, yaşadığı kimlik karmaşası süreci ile tek başına iç sesi ile çıkmış, yalnızlığı ve desteği aynı anda yaşamış ve ne yazık ki dönem şartlarından dolayı ameliyat sırasında kurtulamamış. Filmin son sekansında bahçede Gerda ile konuşurken rüyasında annesinin onu Lili ismi çağırdığı bebek halini gördüğünü söyleyerek ölür. Onun resimlerini tekrar tekrar çizerek yaşatmaya çalışan karısı Gerda, çocukluğunda yaşamış olduğu yerleri gezer. Filmde Lili’nin yazmış olduğu günlükler 1933’te yayınlanan “Man into Women”in temelini oluşturuyor. Lili’nin cesareti hareket içerisinde öncü olmasını sağlamıştır.

Film sahneleri ve içeriği ile ilgili daha fazla spoiler vermeyerek izlemenizi şiddetle tavsiye ederim.