Yaşam / Gezi/Mekan

Bir Güney Afrika seyahati

Perşembe, 13 Temmuz 2017

Bir Güney Afrika seyahati sonrasında izlenimlerimi kaleme almak istedim. Güney Afrika Cumhuriyeti, Afrika’nın en güneyinde yer alan Afrika kıtasının en gelişmiş ekonomilerinden biri. Mandela ile birlikte özgürlüklerin zirve yaptığı bir ülke haline dönüşmüş. On bir resmi dili ve üç başkenti ile dünyada eşi benzeri olmayan bir yönetim şekli bulunuyor. Yasama, yargı ve yürütme başkentleri birbirinden farklı olması sebebiyle fiilen de güçler ayrılığını uyguluyorlar. Erkek arkadaşımla evlenmek için yasama başkenti olan Cape Town'da bulunduk ve yaşadığımız tecrübeler gerçekten çok güzel ve çok ilginçti. On bir resmi dil olmasına rağmen nüfusun ezici bir çoğunluğu hükümetin resmi dili olan İngilizceyi ya konuşuyor ya da anlıyor. Bu sebeple iletişim sıkıntısı pek yaşamadık ancak aksan için aynı şeyi söyleyemeyeceğim çok farklı bir aksana sahip olan yerlileri anlamak oldukça zor olabiliyor.

Öncelikle evlenmek için Avrupa kıtasında herhangi bir ülkeyi tercih etmeme sebebimizi kısaca açıklamak isterim (zira evlenmek isteyip de burayı tercih edecek arkadaşlar olabilir). Avrupa ülkeleri yabancı evlilikler için partnerlerden birinin mutlaka nikâh kıyılacak ülkede resmi bir oturum izni ve ülkesine göre değişen sabit ikamet zamanı istiyor ya da partnerlerden birinin Avrupa vatandaşı olma şartı getiriyor. Güney Afrika Cumhuriyeti bu prosedürlerden tamamen azade olarak sadece Türkiye’de evli olmadığınızı gösteren belge ve noter onaylı tercümesi ve pasaportlarınızla nikâhınızı kıyıyor. Ancak küçük bir uyarı: Devlet dairesi işleyişleri Türkiye’nin 20 yıl kadar gerisinden geldiği için canınızı sıkacak olaylarla karşılaşma ihtimali var. Bir diğer konu ise devlet dairelerinde ki görevlilere ne için orada olduğunuzu anlatmadan önce mutlaka “Nasılsın? Günün nasıl geçiyor?” gibi birkaç kelimelik hal hatır sorma ritüeli var, bizi en çok şaşırtan bu olmuştu. 

Cape Town

Nikâhımız kıyıldıktan sonraki süreç aslında biraz şehri tanıma gözlem ve eğlenceyle geçti. Uzunca bir girizgâhın ardından gelelim bu yazının asıl amacına. Afrika’ya gitmişken orada büyük bir sorun olan HIV konusunu araştırmadan olmaz. Öncelikle Afrika'da kondom ve kayganlaştırıcı fiyatlarının oldukça pahalı olduğunu söylemek isterim (Türkiye’deki gibi) ancak bir diğer nokta hemen hemen bütün barlarda ücretsiz kondom ve tek kullanımlık kayganlaştırıcı bulabiliyorsunuz (Sağlık Bakanlığı’nın dağıttığı ne olduğu belli olmayan kondomlar gibi değil).

İlaç erişimi Türkiye gibi herkese ücretsiz ilaç sağlanıyor ancak sosyal güvence gibi bir uygulama olmadığından sağlık sigortasını kendiniz ödemek zorundasınız. HIV haricinde herhangi başka bir sorun yaşarsanız bu size pahalıya patlayabilir. İlaca ulaşım ücretsiz olmasına rağmen özellikle kırsal kesimde batı ilaçlarına güven olmadığından kendi şifalarını uyguluyorlarmış. Bu da epideminin katlanarak artmasının sebeplerinden bir tanesi olarak gösteriliyor. Eğitimin ilk kademeden itibaren ücretli olması sebebiyle eğitim çok büyük bir sıkıntı olarak baş gösteriyor. Bu da pozitif bilimlere olan güvenin özellikle de batıdan geçmişte kölelik geldiğini düşünürsek yerel halkta büyük bir ön yargı oluşturmasının temel sebebi diyebiliriz. Kırsal kesimde pozitif bilimlere olan güvensizliğe büyük şehirlerde kondom kullanmama (prep, uyuşturucu kullanımının yaygınlığı vs.) epideminin azalmama sebebi olarak gösterilebilir. Yerel aktivistlerle yaptığımız görüşmelerde bize en büyük sorunun eğitimde yaşandığını söylüyorlar ve bu alanda çalışmalarına devam ediyorlar ancak insan gücünün yetersizliği sebebiyle eğitimleri çok sığ bir çevrede gerçekleştirebildiklerinden yakınıyorlar.  

Sosyal eşitsizliğin hiç bu kadar yoğun olduğu bir başka kent görmemiştim daha önce. Sadece şehir merkezinde (şehrin güvenli olduğunu düşündüğümüz bölgeleri) dahi binlerce evsiz ile karşılaşmak Güney Afrika Cumhuriyetinde alışmak zorunda olduğunuz bir görüntü. Ülkedeki azınlık olan beyaz nüfus yine sermaye sahibi olarak şehrin elit kesimini oluşturuyor. Siyahî nüfus ise günlük işlerde çalışan işçiler ya da memurlar olarak karşınıza çıkıyor. Ülkede hala keskin bir şekilde ırkçılık göze çarpıyor. Suç oranı oldukça yüksek hırsızlıktan gaspa cinayetten tecavüze her türlü ağır suç artık sıradanlaşmış bu ülkede. Özellikle de banliyölerde kapıları kırıp eve girip kadınlara tecavüz edip evdeki değerli eşyaları alıp giden çeteler olduğundan bahsedildiğini çok fazla duyduk. Şehirde en güvenli ulaşım UBER (alternatif taksi uygulaması) olarak gösteriliyor. Taksiler oldukça güvensiz olduğundan yerel halk dahi çok az tercih ediyor. Bahsedilen bunca olumsuzluğa rağmen biz hiçbir olumsuzluk yaşamadan Türkiye’ye döndük. Seyahat etmeyi planlayanlar için bu anlatılanları dikkate alarak gerekli tedbirleri aldıktan sonra mutlaka görmeniz gereken harika bir şehir Cape Town. Biz en kısa zamanda tekrar seyahat etmek için sabırsızlanıyoruz!