İnsan Hakları

Ceza soruşturma ve kovuşturmalarında LGBTİ+’lar hangi ihlalleri yaşıyor?

Perşembe, 10 Ağustos 2017
Haber: Kaos GL

LGBTİ+’ların ceza soruşturma ve kovuşturmalarında yaşadığı ihlallere göz atalım.

Soruşturma ve kovuşturma, yani dava süreçlerini sınıflandırmanın doğal bir sonucu, ihlallerin de dosyanın aşamasına göre farklılaşmasıdır. Burada bir alt ayrıma giderek, mağduru LGBTİ+ olan adli olaylar ile şüphelisi veya sanığı LGBTİ+ olan adli olaylarda yapılan hak ihlalleri ayrı olarak ele alınmalıdır.

Öncelikle belirtmek gerekir ki Türkiye’de mağdur veya şüpheli/sanık hakları dendiğinde akla gelen ihlallerin hepsi tarafı LGBTİ+ olan olaylarda da yaşanmaktadır. Avukatın etkin hukuki yardımından yararlanamamaktan, lehe olan delillerin toplanmasını isteme hakkının etkin biçimde kullanılmamasına, kötü muamele vakalarından işkence vakalarına; en genel anlamı ile adil yargılanma hakkı ihlallerine, yakınlara haber verme hakkının kullandırılmamasından yargılama ve soruşturma süreçlerinin uzunluğuna değin bir dizi başlık, LGBTİ+'larin mağduru olduğu ihlallerde de söz konusu olmaktadır.

O halde yanıtlanması gereken soru, bu ihlallerin yanı sıra yaşanan ihlallerin neler olduğudur. Zira soruşturma ve yargılama süreci, kağıtlara yansıyan bir hikaye ya da senaryodur ve herkes kendi kurgusunu yaparak o senaryoyu ete kemiğe büründürmektedir. Dolayısıyla görünürde anlaşılamayan bir ihlalin, olayın derinliklerine girildiğinde ne kadar büyük boyutlu olabileceği gözetildiğinde, izleme veya haber yapanın dosyadaki bilgilerle yetinmemesi bir zorunluluktur.

Bunu yaparken gözlemci veya haberci açısından en elverişli araç, o hakimin veya savcının tarafı LGBT+ olmayan benzer uyuşmazlıklardaki hareket tarzının araştırılmasıdır.

Öteki tarafta hem soruşturma hem kovuşturma aşamasında uygulanması mümkün olan bir koruma tedbiri olarak “tutukluluk”, LGBTİ+ açısından bambaşka bir ihlale kapı açar. Bu ihlal, cinsiyet geçiş sürecini tamamlamamış kişiler açısından tam anlamıyla izolasyona dönüşmekte ve zaten bir özgürlük kısıtlaması olan tutukluluğun çok ağır bir mağduriyete dönüşmesine yol açmaktadır.

Kişilerin tek kişilik, yalıtılmış alanlarda (hücre gibi) tutulması, cezaevindeki ortak etkinliklere katılımının sınırlandırılması, yargılama sırasında tutuklu bulunan kişilerin, adliyelere diğer tutuklularla birlikte götürülmesi sırasında yaşanan ihlaller, mağduriyetleri üst seviyelere çıkarmaktadır.

Soruşturmalarda

Genel hak ihlallerinin LGBTİ+’ların taraf olduğu adli vakalar bakımından temel farkı, bu ihlallerin LGBTİ+’lara karşı daha rahat ve sıklıkla gerçekleştirilmesidir. Belirtildiği gibi soruşturma aşamaları savcı ve onun yardımcısı konumundaki kolluk güçlerinin, yani duruma göre polis ve jandarmanın daha fazla inisiyatif sahibi olduğu, sürecin merkezinde olduğu bir aşamadır.

Mağduru LGBTİ+ olan adli olaylarda şikayetlerin toplandığı temel nokta, şikayetler hakkında gereğinin yapılmadığı, başvurucunun çoğu zaman kolluk güçlerince ciddiye alınmadığı, olayla ilgili araştırmanın eksik yapıldığı, şüpheliler hakkında gerekli takibatın yapılmadığı, olayın yaşandığı yere, yani suç mahalline ilişkin incelemenin yeterince yapılmadığı, koşullar gerektiriyorsa LGBTİ+ mağdurun şüpheliden korunması için gereken idari ve adli önlemlerin alınmadığı (koruma tedbiri kararı verilmemesi) ve en uç noktada şüphelilerin kolluk güçleri tarafından korunduğu ve kollandığı ve benzeri durumlardır. Burada soruşturma aşamasındaki işleyişe ilişkin kısa bir parantez açma ihtiyacı vardır. Bazı adli olaylarda delillerin hemen toplanması gerekir, bu nedenle soruşturma sürecinin derhal ve akıcı biçimde ilerlemesi gerekir. Çünkü bazı deliller zamanla delil vasfını yitirebilir veya ortadan kalkabilir. Örneğin birçok güvenlik kamerası limitli hafızaya sahiptir. (çoğu son otuz günü kaydeder, yani yeni görüntüleri eski görüntülerin kaydedildiği belleğin üzerine yazar ve dolayısıyla eski görüntülere ulaşılamaz) veya cinsel eylemlerde derhal bilirkişi incelemesi yapılması, doku veya kıyafet örneği alınması veya muayene yapılması gerekebilir. Böyle durumlarda olayın adliyeye, yani savcılığa ulaşmasının beklenmesi (bilirkişi, doku örneği alma gibi durumlarda konunun savcılığa ve hatta sulh ceza hakimine intikal etmesi zorunluluk olmakla birlikte örneğin anlaşılır olması bakımından böyle ifade edilmektedir) bu delillere ulaşılamama anlamına gelebilir. Ancak bazı durumlarda derhal toplanması gereken bir delil olmayabilir. Bu gibi durumlarda başvurunun karakol yerine doğrudan savcılığa yapılması, sürecin en başından kayıt altına alınması anlamı taşıyacağından faydalıdır.

Kayıt altına almanın mümkün olmadığı her durum bakımından mağdurun, yaşadığı ihlalle ilgili olarak 155 numaralı telefonu araması, diğer iletişim kanalları ile de merkezi hatlara mesaj, elektronik posta veya Facebook, Twitter gibi kanallardan ileti göndermesinde fayda vardır. Özellikle seks işçiliği yapan transların müşterileri ile yaşadığı sorunlarda, görevi olayın aydınlatılmasına dönük araştırmayı yapan kolluk ve zaman zaman savcının toplumsal ahlak anlayışının, adli olayın çözülmesi için gözetilmesi gereken ilkelerin önüne geçtiğine rastlanabilmektedir. Adli olayın başlangıç noktası olan “müşteri-seks işçisi” ilişkisine dönük bireysel sorgulama, yasanın ve hukukun ahlaka aykırı olanı korumaması gerektiği yönünde çıkarımına yol açabilmektedir. Daha da somutlaştırmak ve bir örnek vermek gerekirse, müşterisi tarafından gasp edilerek değerli eşyaları çalınan bir seks işçisi trans kadının şikayetinin sonuçlanması için var olan motivasyon ile mağduru başka bir kimliğe (toplumsal kimlik veya cinsiyet kimliği) sahip olan bireyin şikayetinin sonuçlanması için var olan motivasyon açıkça farklılaşabilmektedir. Seks işçisi olsun olmasın, mağduru LGBTİ+’lar olan cinsel vasıflı adli olayların tümünde benzer sorunlarla karşılaşılmaktadır. Bazen sahip olunan bir hak, bir ihlal aracına dönüşebilmekte, daha doğrusu dönüştürülebilmektedir. Yakınlarını haberdar etme hakkının kullandırılmamasının bir ihlal olduğu belirtildi ise de bazı vakalarda, ailesinin cinsel yönelim veya cinsiyet kimliğinden haberdar olmasını istemeyen, hatta bunun can güvenliğine dönük tehdit oluşturmasına yol açacağı endişesini taşıyan LGBTİ+ şüphelilerin, kendi isteklerine aykırı biçimde ailelerine haber verilmesi söz konusu olabilmektedir.

Özellikle kötü muamele vakalarında şüpheli LGBTİ+’lar, daha çok da seks işçisi LGBTİ+’lar şöyle bir ikileme itilmektedir: Şüphelisi oldukları olayla ilgili olarak soruşturmalara dahil olduktan sonra kötü muamele görmekte, eğer bu kötü muameleyi gerçekleştiren kolluk birimlerine karşı şikayet haklarını kullanma yönünde bir irade ortaya koymaları durumunda ise haklarında tutanak tutulacağı, “kamu görevlisine hakaret”, “kamu görevlisini tehdit”, “kamu görevlisine direnme” suçları nedeniyle de haklarında yeni bir soruşturma başlatılabileceği “ikaz”ı ile karşılaşabilmektedirler. Bunun yanı sıra seks işçisi açısından sokakta olma bir gerçekliktir, yaşadığı bölgeyle ilgilenen karakoldaki görevlilerle yaşayacağı bir sürtüşme, o gerçekliği ortadan kaldıran bir tehdit olarak ortaya çıkmaktadır. Bu gibi birçok durumda, şüpheli durumu kabullenmekte ve mağduriyeti ile ilgili şikayet hakkını kullanmayı tercih etmemektedir. Sivil toplumun bu gibi durumları raporlaması ve tek tek olaylar bazında değil bütüncül bir izleme ve başvuru sürecinin takipçisi olması, bu tip ihlalleri önlemek bakımından önem kazanmaktadır.

Kovuşturmalarda

Kovuşturma, yani ceza davaları bakımından yeni bir durumun ortaya çıktığını, duruşma sürecinin başladığını ve bu süreçte farklı ihlallerin yaşanabildiğini, yargı makamlarının gerek yargılama sırasında gerekse de kararlarında kullandıkları dilden görmek mümkündür. Soruşturma aşamasında var olan kolluk artık kovuşturma aşamasında bulunmaz, yani mağdur veya sanığın muhatabı artık polis ya da jandarma değildir. Savcının ise sınırlı bir rolü vardır ve soruşturma aşamasında sahip olduğu kontrolü büyük ölçüde kaybetmiştir. Yargılama sonucunda üç ayaklı, yani iddia, savunma ve hüküm ayaklarından oluşan bir bütün ortaya çıkacaktır.

Soruşturma aşaması için altı çizilen bir konuya tekrar değinmekte fayda vardır. Tarafı LGBTİ+ olan ceza davasında yargılama mercilerinin tutumunu anlamak ve analiz etmek için tarafı LGBTİ+ olmayan diğer yargılamalarda o mercilerin nasıl hareket ettiğini gözlemekte fayda vardır. Bunu yalnızca bir dosya okuma faaliyeti olarak yorumlamamak gerekir. Aynı suçtan yapılan başka yargılamalarda sanıklara sorulan sorular, soruların soruluş biçimi, savunma tanıklarının ifadelerinin alınması sırasındaki yaklaşımlar, farklı dosyalardaki delil toplama prosedürü, o dosyalardaki kolluk raporlarının delil değerine sahip olup olmadığı ile ilgili olarak yapılan değerlendirme ve benzeri birçok yaklaşımın ne şekilde açığa çıktığının önemi vardır.

Somut olayı aydınlatmaya dönük her faaliyet titizlikle gözlemlenmelidir. Hakimlerin sanıklara yönelttiği sorular, mağduru veya sanığı LGBTİ+ olan davalarda bu bireylerin sanık, tanık ya da mağdurlara sorulmasını istedikleri soruların sorulup sorulmadığı, toplanmasını istedikleri delillerin toplanıp toplanmadığı, yargılama sürecinin hızı, dosyadaki deliller hüküm vermeye elverişli olmasına rağmen nedeni anlaşılmaz biçimde yargılama sürecinin uzayıp uzamadığının gözlemlenmesi gerekir. Ölümlü olaylarda sıkça rastlanan ve duyulan temel yakınma, sanıklar tarafından yapılan “tahrik” savunmasıdır. Öyle ki, maktul tarafından teyidi mümkün olmayan her türlü eylem sanki maktul tarafından yapılmışçasına sanıkça dile getirilmekte, genel olarak uygulanan iyi hal indirimleri ile de sanık beklenmeyen bir sürede özgürlüğüne kavuşabilmektedir. Sonuç, LGBTİ+’nın mağduru olduğu bu olayla ilgili cezasızlık halidir.

Yaygın yakınma “tahrik indirimi” olduğuna göre, haberci açısından yine, benzer durumlarda mahkemenin nasıl hareket ettiğini bilmek, tahrik indirimine gerekçe olarak ileri sürülen olayın var olup olmadığına dair delilleri toplamak yönünde bir karar olup olmadığını tespit etmek önem kazanmaktadır. Bu durum, mağduru değil sanığı LGBTİ+ olan davalar bakımından da böyledir.

Sanık olan LGBTİ+’nın haksız tahrikle ilgili savunmasına itibar edilmiş midir, onun gösterdiği tanık beyanları hüküm kurulurken dikkate alınmış mıdır, müdahil tarafından gösterilen tanıklar hüküm kurulurken dikkate alınmışken sebebi olmadığı halde sanık tarafından gösterilen tanıkların hükme esas alınmaması gibi bir durum söz konusu olmuş mudur gibi soruların yanıtları mutlaka aranmalıdır.

Hatta sanığı LGBTİ+ olan bazı yargılamalarda savcılık ya da katılan tarafça gösterilen tanıkların mahkemeye gelerek dinlenmesi karşılığında tanıklık ücreti ödenmesine ilişkin karar verilirken, sanık tarafından gösterilen veya mahkemede hazır edilen tanıklara herhangi bir tanıklık ücreti ödenmemektedir. Bunun hukuk mantığına uygun bir gerekçesi olamaz, bu durumda gerekçeyi hukuk dışında aramak gerekir ki ulaşılan sonuç çoğu zaman şu olmaktadır: LGBTİ+’lar, özellikle trans birey açısından tarafı olunan yargılamada olayın kaynağında cinsiyet kimliği veya cinsel yönelim mutlaka bir role sahiptir ve çoğu zaman gösterilen tanık da trans bireydir. Mahkemenin tarafların gösterdiği tanıklar arasında yaptığı ayrımcı uygulama, taraflar arasındaki ayrımcılığın izahı mümkün olmayan bariz bir göstergesidir.

Bu içerik hazırlanırken Kaos GL Dava Gözlem Kılavuzundan yararlanılmıştır.  Dava Gözlem Kılavuzu Rosa Luxemburg Stiftung’un destekleri ile yayına hazırlanmış ve basılmıştır. Kılavuz içeriğindeki görüş ve fikirler Rosa Luxemburg Stiftung’un görüşlerini yansıtmamaktadır.