İmge, beden, cinsellik (31): Esma Burcu Sereli’nin eserleriyle | Kaos GL Haber Portalı

Kültür Sanat

İmge, beden, cinsellik (31): Esma Burcu Sereli’nin eserleriyle

Cuma, 30 Mart 2018

“Türkiye’de yaşayan bir kadının günlük hayatından daha politik bir şey yok ki”

Esma Burcu Sereli

Hayatımızı kuşatan, varlığımızı –farklılıklarımızı- “kusur” olarak sunan görsellere başkaldırıyoruz! Her Cuma, eserleriyle görsel sanatlarda kadın ve LGBTİ temsilini güçlendiren sanatçılara yer veriyoruz.

İmge, beden, cinsellik galerisinde bugün Çağdaş Sanatlar Merkezi’ndeki 4+1 sergisindeki eserleri ile dikkatimizi çeken Esma Burcu Sereli'nin işleri ve kendisi ile seramiği, sanatı ve cinsiyeti konuştuğumuz bir röportaj yer alıyor. 

Esma Burcu Sereli, basit formları karikatürleştirerek anlatmayı seviyor, seramik ve karikatürü bir araya getiriyor. Kendisi ile önce Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde buluştuk, sergideki işlerini konuştuk. Ardından Kakule Kahve’ye geçtik, kahvelerimizi içerken oldukça keyifli bir sohbetin içine daldık.

"Seramik beni hiç bırakmadı"

Neler yaptın bugüne dek?

Hacettepe Üniversitesi seramik bölümünden 2003 yılında mezun oldum. Aynı yıl başladığım yüksek lisansı 2007’de bitirdim. Sonra akademik çalışmalara bir süre ara verdim çünkü çalışmam gerekiyordu. Çeşitli işlerin yanı sıra beş yıl kadar Çankaya Belediyesi’nin etüt merkezlerinde çalıştım. Çok iyi bir ekip olmuştuk ve çocuklara katmak istediğimiz tek şey, hayatlarında sanat olduğunda değişen şeyi hissettirmekti. Çok keyifli bir beş yıl geçirdim burada. Şimdi düşünüyorum da hiç ara vermeden doktoraya devam etseydim çocuklarla çalışma fırsatını kaçıracaktım.

Yeniden akademiye nasıl döndün?

Yakın bir arkadaşımın çabasıyla oldu aslında. ÖYP sisteminden beni haberdar etti, o vesile ile akademiye döndüm, doktoraya başladım.

Seramikle ilişkin nasıl?

Seramiği ben çok bıraktım ama o beni hiç bırakmadı. Pek sevmiyordum öğrenciyken seramiği, çok iyi ancak bir o kadar da üretme süreci çok uzun süren ve çok zor bir malzeme. Karikatür çiziyordum çünkü onun sonucunu hemen görüyorsun, kendimi daha kolay ifade ettiğimi hissediyordum karikatürle. Ama karikatür ve seramiği birleştirince keyif almaya başladım. Hatta Yüksek lisans tezim bu iki alanı birleştirmek üzerineydi ve o dönemde bu alanda eserler veren Semih Balcıoğlu ile tanıştım. Hayatımdaki dönüm noktalarından biridir o görüşme.

"Seramik görünürlüğünün cinsiyetle bağlamı düşünülebilir"

Çizgi roman da yapmışsın epey…

Evet, uzun süre çizgi hikâyeler çizdim hala da karalıyorum. Yıllar önce bir yayınevi benimle görüşmüştü işlerimi beğenip. Çizgi roman albümü çıkaralım teklifi geldi. Kabul ettim epey bir iş yapıp yeniden kapılarını çaldım. İncelediler ancak “hiç politik değil” dediler.

Slogan mı atsın istiyorlardı?

Sanırım evet. Çünkü Türkiye’de yaşayan bir kadının günlük hayatından daha politik bir şey yok ki…

Seramiğe dönecek olursak, seramik diğer sanat dalları arasında biraz üvey evlat gibi mi?

Böyle bir durum var gibi. Seramiğin görünürlüğü güzel sanatlar içinde daha az. Çağdaş anlamda seramiğin nereye gittiği tartışılmalı ama sonuçta bu bir malzeme derdini nasıl anlattığın önemli diye düşünüyorum.

Seramiğin görünürlüğü daha az deyince aklıma geldi. Hani bazı işlerde kadınlar daha yaygın çalıştığı için değersizleştiriliyor ya… Seramik bölümünü daha çok kadınlar mı tercih ediyor? Böyle bir dağılım var mı?

Seramik bölümlerinde kadın öğrenci çok daha fazladır. Heykelde, resimde daha homojen bir cinsiyet dağılımı var ancak seramikte kadınlar çoğunluktadır genellikle. Hele de benim öğrenci olduğum yıllarda açık ara kadın çoğunluğu vardı bölümde. Avrupalı bir kadın sanatçıdan duydum ki Avrupa’da da bu böyleymiş. 19. Yüzyılda seramik fabrikalarında hep kadın işçiler çalışırmış ve gelenek olarak bu iş hala kadınlarda. Bir zanaatken sanata dönüşüyor seramik. Görünürlüğünün cinsiyetle bağlamı düşünülebilir bence. Ama görünürlüğün dışında seramiğin sanat olup olmaması meselesi bununla bağdaşır mı bilemiyorum. Çok eski bir tartışma ve güncel sanat içinde kanaatimce artık bitmiş ya da bitmesi gereken bir tartışma. Bana dünyada malzeme üzerinde bu kadar durulmuyor gibi geliyor. Dünya üzerinde bir tek biz duruyormuşuz gibi hatta. Fikre odaklanırsak çağdaş sanatı daha doğru okumuş oluruz.

"Seramiğin kendi disiplini toplumsal cinsiyet rollerine pek uymaz"

Peki, eğitim sürecinde cinsiyetçi bir yaklaşım var mıydı? Sanat eğitiminde bahsedilen “erkek bileği” mevzuu sizde de yaşandı mı?

Karşılaşmadım çünkü benim öğrenci olduğum dönem bölümün kurucusu Hamiye Çolakoğlu hayattaydı ve çok güçlü bir karakterdi. Nazan Sönmez hocamız yine benzer şekilde… Ve okulda kadın hocalarımızın çok baskın bir rolü vardı, bu sebeple böyle cinsiyetçi yaklaşımlarla ile hiç karşılaşmadık.

Bir de seramiğin kendi disiplini aslında bu toplumsal cinsiyet rollerine pek uymaz. Kalıp alma, alçı taşıma vs. işleri gerçekten güç gerektirir. Kadınlar bölüm içinde atölye hayatında iş üretirken ne gerekiyorsa taşır, kaldırır, seramiğini yapar.

Bir de şu mesele var. Kadının figür olarak temsili de sanatta oldukça sorunlu. Karikatür dergilerinde kadın figür çizilmezken, resimde çıplaklığı ile var olabiliyor yalnızca. Senin sergideki eserlerinde de kadın figürler çoğunluktaydı.

Acaba herkes kendini anlattığı için cinsiyetini mi ortaya koyuyor diye düşünüyorum. Gerçekten, şimdi düşündüm de çalışmalarımda hiç erkek figür yok.

Mesela senin de işlerinin yer aldığı 4+1 sergisinde dört kadının işleri var ve konu mekân. Erkek sanatçıların ağırlıkta olduğu mekânı ele alan başka sanat sergilerinde “dış mekân” işleniyor sık sık ama sizin sergi de dış mekân hiç ele alınmamıştı.

Sanırım bazı roller üzerimize öyle bir yapışmış ki farkında olmadan yeniden üretiyoruz. Burada da dış mekân erkek, iç mekân kadın dayatmasının bir sonucu olabilir. Üzerine düşünmek lazım sanırım.

Bugün, Esma Burcu Sereli’nin de işlerinin yer aldığı 4+1 sergisinin son günü. 4+1, Ankara Çankaya’da bulunan Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde.

"Vahşi grup"

"Köşe takımı"

"Masadakiler"

"Masadakiler"-detay

"Köşe yastığı" ve "İsimsiz"

İlgili yazılar:

İmge, beden, cinsellik (30): Madison Safer’in eserleriyle