Gökkuşağı Forumu

Nankör bir lubunyanın öyküsü: Bohemian Rhapsody

Perşembe, 29 Kasım 2018

Fakat neredeyse hiç kimse, bu yalanların bize ne demeye getirdiğinden bahsetmiyor: Heteroseksüellerin düzenine girmeyen helak olur. “Ne yalnızsın, ne yanlış” deriz ya, bu film açık açık yanlışsınız diyor.

*Spoiler içerir. Ama konu mühim.

“Bohemian Rhapsody filmi ile Freddie Mercury ve Queen’in gerçek hikâyesi arasındaki 5 fark”

Listeler çıktı ve rahat ettik. Çünkü “ağlatan film” Bohemian Rhapsody, Queen’in tarihini pek bilmeyen birini bile anında şüphelendirecek bir hikâyeye sahipti. ‘Vay canına, milyonların süperstarısın, ama yanlış yapmışsın Freddie. Her şey yetenek değil kardeşim’ dercesine.

Gerçekleri merak edenler için en büyük şok: “Queen hiçbir zaman ayrılmadı.” Freddie Mercury, filmde anlatıldığı gibi tek başına bir kariyer yapmak uğruna grubu dağıtmamıştı; grupta ilk solo albümü çıkaran bile o değildi. Filmin, kolay sinirlenen ama kalbi temiz davulcusu Roger Taylor, aslında ilki 1981’de olmak üzere, Freddie’den önce kendine ait iki albüm çıkarmış. Film boyunca hakkaniyet dağıtırken izlediğimiz gitarist Brian ise 1982’de “Brian May ve arkadaşları” olarak yaptıkları müzikleri albüm olarak yayınlamış. 1984’te Queen toplanıp The Works albümünü yapmış. 1985’te Freddie Mercury de bir solo albüm çıkarmış: Mr. Bad Guy (“Kötü Çocuk Beyefendi”). Filmin, kıymet bilmez Freddie’yle Queen’i korumaya çalışan çocuklar şeklinde iki taraf yaratmasından duyduğum sinire kısacık teslim olup şunu söyleyeceğim: Leyla Alt, Üzüm Bar, Şahika Teras ve Eski Yeni’nin müdavimleri, bu solo albümler içinde muhtemelen yine en çok Freddie Mercury’ninkinden tat alacaktır. Kendiniz bakarsınız.

Filmdeki bütün bu solo kariyer düzeneğinin yalan olması, aynı zamanda şunların da yalan olduğu anlamına geliyor: Filmin kötü geyi Paul Prenter’ın Freddie Mercury’yi solo albüm için kandırdığı filan yoktu. Freddie Mercury’ye hiç kimse “Biz bir aileyiz, gitme be Fredi,” dememişti. Dolayısıyla Freddie de hiç kimseye geri dönmek için yalvarmamıştı.

Neredeyse tüm film eleştirmenleri filmin vasatlığından söz ediyor. Ayrıca şu an birçok yerde yalanlarını dinlediğimiz filmin doğruları yayınlanıyor. Fakat neredeyse hiç kimse, bu yalanların bize ne demeye getirdiğinden bahsetmiyor[i]: Heteroseksüellerin düzenine girmeyen helak olur. “Ne yalnızsın, ne yanlış” deriz ya, bu film açık açık yanlışsınız diyor. Doğrusunu da hiç teklemeden bir bir sayıyor: Freddie, Paul Prenter’a yol veriyor, grup arkadaşlarından af diliyor, eşcinselliğin efendi gibi de yaşanabileceğini söyleyen o güzel adamı tüm Londra’da arıyor, buluyor; yetmiyor bir de kalbini kırdığı gariban ana babasından helallik alıyor ve izlerken gözyaşlarının sel gibi aktığı o büyük Live Aid konserine çıkıyor. Filmin sonunda “kimi olayların kurgusal amaçlar doğrultusunda değiştirildiği” belirtilse de de bütün bunların heteroseksizmi haklı çıkaran bir kıssadan hisse, kocaman bir ahlakçılık kurgusu olduğunu kimse söylemiyor.

Filmde Freddie Mercury’nin aile kuramadığı için yalnız hissettiği ve bunun üzerine “şehrin tüm ucubelerini” evine topladığı bir parti izliyoruz. Alem batağına düşmesinin girişi olarak verilen bu partide, evi barkı olan grup arkadaşları ayıp olmasın diye şöyle bir görünüp erkenden gidiyor. Gerçekten Bülent Ersoy’un tarif ettiği türden bir gece yaşanıyor: “Kadeh kadeh rakıları içiyorum oh oh, kuru sulu karıştırıp içiyorum oh oh. Üflemeyin sakın dostlar, uçuyorum oh oh!” Fakat el ayak çekilince Freddie yine kalıyor bir başına. İleride sevgilisi olacak olan, ölümüne dek birlikte yıllar geçireceği Jim Hutton’la da bu anda tanışıyor, kendine çeki düzen verirse belki aralarında bir şeyler olabileceği mesajıyla birlikte.

Oysa Amerika’da çıkan bir rock dergisinin muhabiri, söz gelimi Queen’in düşkünlükte nam salmış partilerinden birinde, baş sorumlunun gitarist Brian May olduğundan bahsediyor.[ii] Dolayısıyla Queen’in hetero üyeleri, kendileri de birazcık ünlüyse -ve eşek değillerse- “buranın tadı kaçtı,” diyerek sevgi nedir asla bilemeyecek olan zavallıların sabahlara kadar kendini unutacağı bu iğrenç partiden herhâlde ayrılmamış olsa gerek. Freddie Mercury’nin Jim Hutton’la tanışması ise -olumsuz örnek oluşturmaması amacıyla olacak- filmin bize sadece kapısından gösterdiği o karanlık gey barların birinde yaşanmıştı.

Son olarak, Freddie Mercury, tüm bu sefalet batağına düşüşü ve pişmanlık içinde kendini çıkarmasına karşılık, HIV+ olduğu haberini bir bedel ödercesine karşılıyor. Sesini bir türlü toplayamadığı için grup arkadaşlarına hastalığıyla ilgili açılması, özrünün ve utancının da bir parçası oluyor. Oysa gerçekte Freddie Mercury’nin tanı alması, Live Aid konserinden birkaç yıl sonrasına denk geliyor. Kronolojik sırası bir yana, Queen’e arkasını döndüğünde Mercury’nin sadece müziğini değil, sağlığını da kaybetmiş olduğu, gerçekten kötü bir palavra. Tam da HIV Farkındalık Günü yaklaşırken, yılın en gey filminin, bugüne dek bir rock grubunda var olmuş en kuir insanı bu şekilde yerin dibine sokmaya çalışması yenilir yutulur gibi değil.

Dediğim gibi, film iyi ağlatıyor. Ama Freddie Mercury’ye “Don’t Stop Me Now” şarkısını yazdıran lubunyalığı yaşatmak yine bize düşüyor:

“Beni durdurmayın, keyfim yerinde, durmak istemiyorum.”


[i] Bu noktaya değindiğini gördüğüm iki yazı, Bohemian Rhapsody: Mercury ve Queen gerçekten bu mu? ve Bohemian Rhapsody: Yuh! başlıklarını taşıyor.

[ii] Aktaran kaynak içi bkz.

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. Yazının KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.