Gökkuşağı Forumu

İktidarınıza geçmiş olsun: Tacizcilerinize inat kurbanınız değilim

Pazartesi, 11 Mart 2019

Uyarı: Bu yazı şiddet ve tacize ilişkindir. Detaylara girilmese de yaşananlar aktarılmaktadır. İçerik daha önce şiddete, ayrımcılığa, nefrete uğrayan ya da şahit olan kişiler için o anları tetikleyebilir, travmatik etkiler yaratabilir. Böyle bir durumda size destek olabileceğini düşündüğünüz ruh sağlığı uzmanına ulaşabilir, şehrinizdeki LGBTİ+ oluşumu ile bağlantıya geçebilir veya destek için danisma@kaosgl.org a mail atabilirsiniz.

“Fazla hassassın be sen de Kardelen. Elini avuçlarımın arasında okşamakta ne var yani, gayet normal bir şey yapıyorum. Lezbiyensin diye erkeğin parmak ucu sana değmesin mi? Hahhahhhahhaa! Sanki göğsünü avuçluyormuşum gibi davranıyorsun cidden…”

Yanımdaki adamın sesi kulaklarımda sözcük sözcük patlarken, elinin gerçekten de göğsümü avuçluyor olduğunun farkına varmak, başımdan aşağı kaynar sular döküldü deyimini dahi aşan bir şoktu benim için. Kütüphanede yan yana oturan bir erkek ve bir kadın, erkeğin eli kadının göğsünü kavramış, sakallı olan surattan pis bir sırıtma geçerken kadının yüzü kıpkırmızı… Uzaktan bakıldığında çizdiğimiz manzara tam da bu olmalıydı. Peki benim dünyamdaki manzaradan sızan mayın sonrası sessizliğe ne olacaktı? Hem zaten kim bilir kaçıncı kez sözlü ve fiziksel tacize uğramış bir lezbiyenin dünyasının ne önemi vardı ki… Kütüphanede kimseden tepki gelmeyişinin sebebi benim şok halinde felce uğramışçasına kıpırdayamayışım mıydı, yoksa kulaklarıma dek yükselen ateşle kızaran yüzümü, “kalabalıkta vermeye utanan kız” diye mi yorumlamıştı yabancı gözler? Şahit olduğunuz an, aslında tacize uğrayışımdan başka bir şey değil, desem içimdeki mayın sonrası sessizliğinin sağırlığını anlarlar mıydı sanki? “Sen de normal olsaydın da şu adamı sapıklığınla tahrik etmeseydin! Cümlesini daha önce duyduğum anları düşündüğümde, bize çevrilen gözlerdeki hafif hoşgörülü tepkisizliğin yerini kınamanın alacağından emindim.

Taciz, kadına “yerini bil” ikazıdır. Kaç kez ikaz edilmiştim. İlk miydi ki bu, son olacak mıydı? Birlikte büyüdüğüm erkek arkadaşlarımdan birine eşcinsel olduğumu açıkladığımda “karımla yatar mısın Kardelen? Teklifini almış ve onu tamamen hayatımdan çıkarmıştım. Gey beyanında bulunan bir arkadaşım “bakayım kadına dokunduğumda bir şey hissediyor muyum” deyip bacağımı okşadığında ‘dayanışma’ sözcüğünü sorgulamaktan kendi içine çekildiğim kabuğu kemirir hale gelmiştim. Cinsel özgürlükten dem vuran anarşist bir adama lezbiyenliğimden söz ettiğimde “kendini kadınlarla sınırlaman seni özgürleştirmez” ifadesiyle başlayan bir nutuk dinlemiş ve erkeklerden hoşlanmadığım, kendisiyle beraber olmayacağım için ‘muhafazakarlık’la suçlanmıştım. Az kalsın unutuyordum, evine hediyelerle gittiğimde içimdeki küçük kıza uçan balonlar armağan eden biri vardı, bunu nasıl atlarım… ‘Yoldaş’ derdim ona, aynı cinsiyette olmasak da aynı yöne baktığımızı düşünür, aynı kardeşliği her defasında kocaman yudumlarla paylaşırız sanırdım. “Evime geldiğinde daha çok mastürbasyon yapasım geliyor! Cümlesini kendisinden duyduğumda ‘yoldaşlık’ sözünü ortadan ikiye bölmüş, yolda olmaktan ziyade yolun kendisi oluvermiştim aylarca; intiharın kıyısından dönen ruhlara asfalt döşemiş, kaldırımlarıma terk ettikleri prematüre umutları gözlerimden geçen pınarlarla susuzluktan kurtarmıştım. Göğsümdeki el, beni tacizle ilk defa yüz yüze getirmiyordu ya(!)

Fotoğraf: Boğaziçi Üniversitesi Cinsel Tacize Karşı Gece Yürüyüşü, 2014

“Ne oldu Kardelen? Niye dondun kaldın öyle? Şimdi ne yaptım?”

Elini göğsümden kendisi mi çekmişti, ben mi itmiştim? Hatırlayamıyorum. Şimdi ne yaptım dediği ana dek geçen zamanın boşluğunda yuvarlanıp dibi olmayan boşlukların dibini bulmuştu ruhum. Bir şeyler daha yüz üstü kapanmıştı toprağa… Mayın patladıktan sonra, koca bir parçam ölmüştü belki de. Kimse bana ölen parçamın kalbim olduğunu söyleyemiyordu besbelli; demek ondandı damarlarımda zonklayan şu sağırlık.

Şimdi ne yaptım sorusuyla irkildiğimde ağlamamak için dişlerimi sıkarken yutkunup derin bir nefes almaya çabaladım. Asla onun karşısında ağlamayacaktım. Madem taciziyle ‘normal’ olmadığımı ikaz eden ataerkil bir iktidara başvurmuştu, madem bunca taciz travmasının üstesinden gelmiştim, öyleyse böyle bir iktidara karşı kendimi onun silahıyla savunmak zorundaydım. Yoksa devamı gelecekti; az önce yaşadığım an bir bozuk plağa dönüşüp peşimi bırakmayan tehditkâr bir gölge halini alacaktı, biliyordum. Daha doğrusu bunun böyle olacağı deneyimlerimle kafama vurula vurula öğretilmişti.

Sırtımı dikleştirip derin bir nefes koyverdim. Ellerimin titrediği belli olmasın diye avuçlarımı birbirine kenetleyip boğazımı temizledim.

“Şimdi ne mi yaptın? İstersen en başından sayayım şimdiye gelene dek neler yaptığını; o zaman daha iyi anlayacaksın. Türkiye’de doktora yapan bir yabancı olduğun için sunumlarını Türkçe hazırlamana gönüllü olarak yardım ettim. Bir süre sonra sen erkek arkadaşım olup olmadığını sordun. Eşcinsel olduğumu açıkladığımdaysa seni hiç ilgilendirmeyen özel hayatıma ve lezbiyen cinselliğine odaklandığın için sunumun üzerinde çalışamaz hâle geldik. Vibratör kullanıp kullanmadığım, en son ne zaman seviştiğim, kaç kadınla yattığım kafanı öyle meşgul eder olmuştu ki, bundan duyduğum rahatsızlığı dile getirdiğimde toleransı gittikçe düşen cümlelerimi duymadın bile. Defalarca kez duymadın hem de. Sonra elimi avuçlarının arasına alıp okşamaya başladığında erotik tavırlar sergilediğin için böyle giderse sana yardım edemeyeceğimi söyledim. Sen de bunları yapmanın da, sormanın da gayet normal olduğunu iddia edip sonunda beni tahammül edemeyeceğim şekilde taciz ettin: “Ne var sanki, göğsünü elliyormuşum gibi davranıyorsun, cümlenle birlikte göğsümü avuçlayarak iyi niyetimi dönülmez bir şekilde istismar ettin. Şimdi ne yaptığını anlayabildin mi?”

“Ben sadece arkadaş olmaya çalışıyordum. Seni tanımaya çalışıyordum Kardelen. Elini tutmamda ne var ki demek istedim. İngilizce konuşup kendimi ifade edebildiğim ve beni gerçekten dinleyen tek kişisin diye…”

“En yakınımızdaki kadına da aynısını yaptığını düşün bir kez; sanki göğsünü avuçluyormuşum gibi davranıyorsun derken gerçekten göğsünü avuçlıyorsun. Bunun nesi arkadaşlık? Bunun nesi beni tanımaya çalışmak?”

“Nereye şimdi? Niye toparlanıp ayaklandın ki? Kardelen ben…”

“Bundan sonra bana yaklaşıp selam bile verdiğin anda seni bu ülkeden gönderirim, beni anladın mı! Bölümüne, rektörlüğe, mahkemeye başvurup seni okuldan attırdığımda kaybeden taraf ben olmam. Hocalarım dahi lezbiyen olduğumu biliyor. Benim utanacak bir şeyim yok. Taciz ettiğin için yargılanır, doktoranı tamamlayamadan gidersin. O yüzden sakın bir daha yanıma yaklaşayım deme. Aksi hâlde ne olacağını merak ediyorsan bir kez dene de gör istersen!”

Yalan söylüyordum. Onu resmi makamlara şikayet ettiğimde bilakis benim suçlu bulunma ihtimalim çok yüksekti. Bir gün mahkemede tacize uğrayan on sekiz yaşındaki bir kadına yargıcın söylediklerini bizzat işitmemiş miydim: “Kızım bu ülkede bunlara alışın, öyle kürsüde ağlamana da gerek yok. Hem bak ben kendi kızıma da söylüyorum, böyle şeylere hazırlıklı olun, siz kızsınız. Bunlarla bu ülkede tek tek uğraşacak olsak, adliyeye dosya sığmaz. Zaten adam seni tacize etmiş de sayılmaz; tuvalette ihtiyacını görürken yukarıdan seyretmiş kaçmış sadece…”

Bu genç kadının maruz kaldığı olay tacizden sayılmıyorsa, bu ülkede cinsel istismarlara ‘kız’ olduğumuz için alışmamız gerekiyorsa, ben bir lezbiyen olarak senin karşına nasıl çıkarım sayın yargıç? Bu adamı ve daha öncekileri anlatsam, beni ‘sapıklığımla’ tahrik sebebi olmaktan suçlamayacağın ne malum? Tekrarı yaşanmasın diye kendimi korumak için, şikâyet edip ülkeden göndermekle tehdit ettiğim adamın sırtını patpatlayan bir konuşma yapmayacağın ne malum?

Üstelik cinsel yönelimimden haberdar olan hiçbir hocamın da böyle bir yargı sürecine dahil olmak istemeyeceğini adım gibi biliyordum. Deri koltuklar dikenli tahtlara dönüşmemeliydi. Etrafımda feminizmiyle övünen profesörler, üç beş makale yazıp bildiri sunduktan sonra 8 Mart’ta yürüyerek görevlerini fazlasıyla yerine getirmiyor muydu zaten? Bir de rahatlarını kaçıracak bir lezbiyenle uğraşmayı kim isterdi ki? Kendilerinden ders alırken homofobilerine bizzat tanık olmamış mıydım? “Politik duruşuma rağmen çocuğum geyim dese dünyam yıkılırdı, diyenlerin dersinden apar topar çıkmamak için kendimi zor tutmamış mıydım? Dolayısıyla yargı konusunda da, hocalarımın desteği konusunda da tamamen yalan söylüyordum. Kendime hayali kalkanlar yaratmıştım yalnızca.

O günün üzerinden birkaç hafta geçti. Gerçekten de kendimi savunmak adına kullandığım yalan tehdit işe yaramış görünüyor; yanıma yaklaşmak şöyle dursun, beni görür görmez kütüphanede yerini değiştiriyor. Ama hâlâ aynı mayın sonrası sessizlik zonkluyor damarlarımda, hâlâ içimde ölen parçanın cesedini bulamıyorum. Kalbimin olması gereken yerde, bir uçurum kan pompalıyor. Sonraki terapide psikyatristime bu olayı anlattığımda başını sallayarak notlar aldıktan sonra, muhtemelen elimde yeni bir reçeteyle odadan çıkacağım. Bazı feminist arkadaşlarıma durumu anlattığımda, geçmiş olsun, dediler. “Bana değil, onun insanlığına geçmiş olsun” dediğimde cevap alamadım kimseden.

Kızsınız buna alışın diyen sayın yargıç, terapi koltuğundan yeni bir reçeteyle kalkmamı sağlayacak olan sevgili psikiyatristim, deri koltuklarına yaslanıp feminizm üstüne makaleler yazarken derslerde, çocuğum geyim dese dünyam yıkılırdı diyen değerli akademisyenler, hepinizin yarattığı iktidar alanının tembih ettiği cümleler ne kadar da benzer: “Kolunda bir erkek yoksa kendini korumak için gerektiğinde hayali kalkanlar uydur; birine açıldıysan cinselize edilmeye başladığın an koca bir yalancı ol ve tehdit et...”

Her seferinde içine çekildiğim kabuğu kemirerek tüketip ruhumu çırılçıplak bıraktım. Daha fazla böyle devam edemez. Hepinizin iktidarına geçmiş olsun; beni daha da güçlendirdiniz. Hani şarkıda diyor ya: “Daha mutlu, daha sakin; daha yorgun, daha kırgın…” Öyle bir ben yarattım işte; eve geç döndüğümde sinirlendiği zaman artık babama kızmıyorum mesela, kimse heteroseksüel olduğunu açıklamak zorunda olmadığı gibi ben de birini tanıdıktan sonra eşcinselim demiyorum. Tacizleriniz, taraflı yargınız, konforundan ödün vermeyen koltuklarınız, iç dünyama bir metre bile yaklaşamayan terapilerinizden sonra kendimi bir kurban olarak görmemeyi öğrendim. Daha güçlüyüm artık; bana değil, sizin iktidarınıza geçmiş olsun!

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. Yazının KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.