Yaşam

Betty ile on dört yılın özetinin özeti

21 Temmuz 2019
Haber: Kaos GL

Betty’nin en sevdiğim özellikleri kavga etmeyi gereksiz bulması ve gergin anlarda çok ‘cool’ olması.

Selin Berghan, Kaos GL dergisinin “Dostluk” temalı 165. sayısına Betty ile dostluğunu yazdı:

Betty Boopum, eti pufum, fındık fıstığım, eşek tatlım, uyuyan güzelim, fok balığım, kara belam, ağız şapırdatanım, poposunu ısırdığım, koroplast çöp torbam, kainatlar güzelim, dünyamın ısı ve ışık kaynağı, 14 yıllık hayat arkadaşım, en iyi dostum.

Betty’cim 25 Kasım 2005’te Akyaka’da doğdu. Annesi Rot babası Golden olan Betty çakma bir Labrador, epey bi “retriver”gil. (Ben köpek türleri konusunda fazla bir şey bilmem aslında, ama insanlar çok merak eder). Doğduktan 2 ay geçmeden bir otobüsün bagajında Ankara’ya köpek sahibi olmak isteyen bir aileye yollandı. (Yavruları 2 aydan önce anne sütünden kesmeyin!) Kısa bir süre sonra aile köpeğe bakamayacağını ve gelip alınmaması durumunda sokağa bırakacaklarını söyleyince, Betty’nin anasının sahibi beni arayıp yeni bir yuva bulmam konusunda yardım istedi. 13 Ocak 2016’da gittim yavruyu artık istenmediği evden aldım. Kalabalık bir aileydi, biri kızarken biri seviyordu, köpeğin nerede yediği nereye pislediği belli değildi ve bir avuç haliyle ortalığı duman etmişti.

Betty benim de canıma okudu. Bazen benim insanlara çektirdiğimi anlamam için evren, enternasyonal, tanrı tarafından hayatıma gönderildiğini düşünüyorum. Çok hızlı konuşmam, düşünmem, hareket etmem gibi nedenlerle bazen etrafımdakileri boğarım. (Aslında az öteye gitseler dünya onların hızında dönüyor). Betty’nin de bitmek bilmeyen enerjisi ile uğraşmak beni zaman zaman boğdu ve çokça yordu diyebilirim. Onun kadar hareketli ve yaramaz belki bir belki iki köpek yavrusu görmüşümdür yüzlercesi arasından.

Arkadaşım birkaç kez arayıp, bu yaramazlığı bana Betty’nin en akıllı, en meraklı, yuvadan ilk çıkan yavru olduğunu söyleyerek açıklayıp, kaçırılmayacak bir fırsat gibi sunuyordu: Sen sahiplenmez misin? Bilmem yapabilir miyim? Yavru köpeğe nasıl bakılır? Gidip piyasadaki köpek eğitimi kitaplarını alıp hızla hepsinden nefret ettim. Evde kafese kapatmanızı tavsiye edenlerden, elektrikli boğaz tasmasına kadar tüm fikirlerden nefret ettim. Köpek konusunda benden deneyimli bilirkişiler ordusunun (sanırım hepsi erkekti) köpeklerin lider istediği tezlerinden hızla nefret ettim. Betty’nin “lideri” olmak istemiyordum. Benden daha iyi koklayan, daha iyi duyan, daha hızlı koşan bir hayvana liderlik edebileceğim pek bir konu olduğunu düşünmüyorum. Benim Betty’ye şehri, trafiği ve insanları öğretmem gerekiyordu. Annesi kızınca şöyle yapar gibi tavsiyeleri de dinlemiyordum, çünkü ben onun annesi değildim! Sezgilerime, aldığım öğrenme psikolojisi derslerine ve Teo’ya güvenmeye karar verdim.  

Teo ile, ben köpekler hakkında pek bir şey bilmezken ve o yetişkin bir köpekken tanıştım. O zamanlar bir Elmyralığım olmadığı için kendisini sıkıp bunaltmadım. Köpek eğitiminden anlamasam da “sahibi”nin bazı davranışlarını doğru bulmuyor ve müdahil oluyordum. (Kedinin mamasını yedi diye onu evde bağlı bırakmak bana biraz fazla gelmişti. Neyse ki bağlanmadı). Teo’nun tüm bunları anladığını sonradan öğrenecektim. Kısa bir süre sonra Teo sahibini bırakıp benimle birlikte kalmaya-takılmaya başladı. Yetişkin bir köpeğin sahibini bırakıp başka biriyle takılması olacak iş değildir. Teo gerçekten de kendimi çok çok özel hissettirmiştir ve bu ilişkinin lider-köpek denkleminden farklı yaşanabileceğine olan inancımı doğru çıkartmıştır. Diyebilirim ki Teo ile köpekleri öğrendim, Betty ile her köpeğin birbirinden ne kadar farklı olduğunu.

Betty, ilk geldiğinde göz teması kurmuyordu. Bir önceki evde neler olmuştu ve otobüs yolculuğu onu ne kadar etkilemişti, bilmiyorum. Evdeki diğer köpek Teo’cuğumu (7 yaşında Belçika kurdu kırması dişi) bunaltıyor ve evdeki kedi Ayça’dan sık sık dayak yiyordu. (Ayça’cım Betty geldiğinde 6 yaşındaydı ve 16 yaşında ölene kadar onu gelip geçtikçe dövdü. Betty bir kez olsun kendisine cevap vermedi). Teo’nun her yaptığını taklit ederek, apartmanda kapıya yaklaşan seslere havlamayı ve cevizi kırıp içini yemeyi öğrendi, ama maalesef -ya da iyi ki- kapı açmayı öğrenemedi. Benim değil, Teo’nun köpeği olmuştu.

Evde peşimden ayrılmasa da sokakta benim sözümü herhangi bir şekilde dinlemiyor, harekete heyecana ileri doğru fırlamalara doyamıyordu. Kendisi hayat dolu, meraklı, heyecanlı ve keşfe hazırken, ben sürekli sıkıcı bir ses olarak “hayır” diyordum. “Yola fırlamak hayır, başkalarının poşetlerini kurcalamak hayır, bok yemek hayır, çöp kurcalamak hayır…” Beni o kadar dinlemiyor ve dikkate almıyordu ki ilk üç sene -ergenlik bitene kadar- başka biri gelip istese daha mutlu olacağını düşündüğüm için Betty’yi verirdim. Kimse istemedi, ben de vermedim. 

Betty geldikten 1,5 yıl kadar sonra Teo agresif bir kanser nedeniyle öldü. Teo’nun süreci veterinerlerden tiksindiğim bir süreç oldu. Teo’ya bakarken bir gece terasın ışığı açık unutulduğu için kuş (Afrika Papağanı) Aliş de geceye doğru uçup gitti. Evde büyük bir matem havası vardı ve hiç durmayan Betty yerinden kalkmıyor, yaramazlık yapmıyor, bütün gün küs küs yatıyordu. Kısa bir süre sonra, sokakta gezerken Dudu’yla tanışıp her gün onunla oynamaya başlayınca Teo’nun travmasını atlattı. Dudu birkaç sene sonra taşınınca Boncuk’la tanıştı. Onunla da birkaç sene her gün koşup oynadıktan sonra oynamayı bıraktı.

7 yaşında, biraz geç, biraz zor bir doğum yaptı. Ben doğurmasını istemediğim gibi kısırlaştırılmasını da istemiyordum. Sürekli rahim ve meme kanseri riski tehditleri duysam da kısırlaştırmanın ya da doğurtmanın doğru olup olmadığına emin olamadım. Teo’nun sürecinden sonra, bir köpeği daha ameliyata sokmak istemedim. Veterinerlerin dediklerine inanmadığım gibi, erken yaşta kısırlaştırılan birçok köpeğin yavaşladığını, hantallaştığını ve şişmanladığını gördüm. Derken siyah bir Labradorla çiftleşti ve 6 yavrusu yaşadı, ikisi ölü doğdu. Yavrular evden gitti. Sonra Ayça öldü. Şimdi Betty ile baş başa sakin bir hayatımız var. Sanki hep böyleymiş gibi, ama hayır gerçekte tam tersi! Hiç sakin bir hayatımız olmadı.

“Full action” Betty’nin göbek adıdır. Sürekli hareket ister. Koşmalara kovalanmalara doyamaz. Onun kadar hızlı koşan bir köpek daha görmemiş olabilirim. İki kardeşi bir olup yakalayamıyorlardı. Çok hızlı, çok atletik ve çok enerjikti. Ve bir o kadar naif, bir o kadar şapşal ve komik bir köpektir. Beni çok güldürmüştür.

Betty’nin teoride en sevdiğim pratikte beni en zorlayan huyu kafasına buyruk olmasıdır. Ben bu huyunu bilerek ya da bilmeyerek besledim zannediyorum. Her ilişkide olduğu gibi, bir köpekle de ilişkideki en önemli şey güvendir. Betty’nin bence hakkımda ilk öğrendiği şey, ne yaparsa yapsın onu bırakmayacak olduğum. Bunu sonuna kadar kullandı it kızı it. Bir yavru köpeğin güzelliğine, hayat dolu oluşuna tepkisiz kalamazsınız. Ve bir köpeğin sizi parmağında oynatması an meselesidir, çünkü bakışlarıyla sizi avlarlar. Direnmek bazen hayır demek zordur. Betty’ye sorabilirsiniz.

Yine de hayır demek gerekir, çünkü trafik, köpek ezen adamlar, köpekten nefret eden insanlar ve daha başka kötü şeyler var. Betty’nin en sevdiği şey yemek yemektir. İkincisi de sokakta gezerken yiyecek bir şeyler aramak ve yemektir. Sokakta yenecek bir şey varsa, bu sokakta yaşayan hayvanların hakkıdır. İlk olarak bu yüzden sokaktan yememesi gerekir. Ayrıca belediyeler ve insanlar köpekleri sürekli zehirli ve çivili?! etlerle öldürmeye çalıştığı için zaten yememesi gerekir. Zehirlenen bir köpek bir gece boyunca ölür, pat diye gitmez.

Betty’nin bu kötü huyu ile mücadele etmek için yanımda ödül mamaları taşıdım, “onu yeme bunu ye”, olmadı. Ondan önce yenebilecek her şeyi bulup yemesini engelledim, olmadı. Çöplerden bir şey alıp hızla benden uzaklaştığında, bir drama kuin olarak göz yaşları içinde “Sokak köpeği mi olmak istiyorsun” diyerek gece yarısı gündüz vakti demeden onu sokakta bıraktım. Aslında ona seçme şansı verdim. Sonra tırnaklarımı yiye yiye camdan gelmesini bekledim. Her seferinde tüm çöpleri doya doya karıştırdıktan sonra eve döndü. Cezadan çok ödül gibi oldu, olmadı.

Sokakta bir şey yer yemez tasma taktım, yine olmadı. Tasma takarsam, benim hareketsiz çok fazla duramadığımı bildiği için her şeyi olay yeri inceleme titizliğinde koklamaya başlar. Adım başı durur ve her şeyi uzun uzun koklar. Ben sıkılıp tasmayı açınca, 10 dakikadır her yaprağını ayrı ayrı kokladığı çalının birden bir önemi kalmaz ve Betty fırlar gider. Gidiş yolunda yemesine izin vermediğim bir tavuk kemiğinin yerini unutmaz ve dönüş yolunda hedefe yaklaştıkça her zaman önden giden Betty, bir şeyler kokluyormuş gibi yaparak yavaşlar ve arkada kalır kalmaz kemiği mideye indirir. Son birkaç yıldır “bırak onu” deyince bırakıyor, ama hâlâ deniyor. Ben de hâlâ onun bu huyunu kabul etmeye ya da etmemeye devam ediyorum.

Sokaklarda sözümü dinlemediği halde nasıl inat edip tasmasız gezdiriyordum, şu anda ben de bilemiyorum. Kaldırımdan inmeden yürümeyi korkumla öğrettim diyebilirim. Ben demeden kaldırımdan aşağı bacağını sallayacak olsa, araba olsun olmasın korkudan azıcık aklımı da kaybedip öyle bir dur diye bağırıyordum ki, sadece Betty değil tüm sokak durup bana bakıyordu. Korku sesimi nasıl değiştiriyorsa, Betty’yi de durdurdu. Karşıdan kaşıya geçmeden durur bekler, benle birlikte geçer ve geçerken biraz hızlanır.

Betty’nin market önünde bağlanmadan beklemesi ise evde 5 saniye ile başladı. Mutfağın kapısında duracak, ben arkamı döndükten sonra 5 saniye hareket etmeden bekleyecekti, mutfaktan çıkmasını söylediğimde çıktı, ama ön patilerinden birini eşikten içeri sarkıttı. Bu davranışı, Betty’nin kendini dahil etme şekli çok hoşuma gitti. O patiyi dışarı çıkarttıran manyaklardan olmayın. Bırakın sınırları çizerken onların da söz hakkı olsun.

İlk denemede yapamadı. 5 saniye hareketsiz duramadı. Sonra 10 saniye, 15 saniye, derken ben başka bir odaya gittiğimde ve nihayet sokakta belli bir noktada durup beni bekleme egzersizleri yaptıktan sonra 4 yıl kadar, 10 yıldır bağlanmadan marketin önünde beni bekliyor. İnsanlar Betty’nin çok akıllı olduğunu düşünür ve söyler, çünkü hayvanların aptal olduğuna inanırlar. Kendini akıllı sanan insanın dramı da yeterince aklının basmaması sanırım. Her köpek beklemeyi öğrenebilecek kadar akıllıdır diye düşünüyorum. Betty’ninki uzun sürmüş bile olabilir. Sadece sabır, tekrar ve emek istiyor.

Betty’yi en iyi tanıyan ben olsam da onun beni bildiği kadar bilemiyorum onun dünyasını. O beni annemle birlikte en iyi tanıyan kişilerden biri. Ben de onu en iyi tanıyan kişiyim, ama mesela günde kaç köpekle mesajlaşıyor, neden bazı yerleri koklar koklamaz koku bırakıyor, bazı yerleri uzun uzun koklasa da koku bırakmıyor, bilemiyorum. Koklamak hayatının önemli bir parçası onu biliyorum. O yüzden tempolu yürümeyi tercih etsem de Betty’nin gezme zamanlarında onun koklamalarını beklemeyi öğrendim.

Betty’nin en sevdiğim özellikleri kavga etmeyi gereksiz bulması ve gergin anlarda çok ‘cool’ olması. Bir ara üst üste birçok köpek diş göstererek üstümüze gelince bende bir köpek korkusu başlamıştı. Daha doğrusu Betty’ye saldırırlarsa onların elinden ağzından Betty’yi nasıl alacağımı bilmiyor olduğumdan korkuyordum. Bugün hâlâ bilmiyorum. Teknik olarak öğrenmek, ama hiç deneyimlemek zorunda olmak istemem.

Ne kadar diş göstererek saldıracak gibi gelirlerse gelsinler, 1-3 ya da 15 tane olsunlar, sokak köpekleri hiçbir şey yapmadı, yapmaz. Ben korkumdan hişt, hayır, gak guk gibi şeyler derken, Betty’nin herkesi sakinliğe çağıran, neden gerginlik olduğunu anlamadığı, ‘cool’ surat ifadesini gördükçe korkum geçti. Bütün köpeklerin gerginliği de geçti.

Betty’nin regl olduğu bir dönem, kokusuna gelen bir sokak köpeği olmuştu. Karşıdaki otoparkın yanına kazdığı yerde kalıyordu. Birkaç gün sonra geldiğinde arka bacakları sallanıyordu. Veteriner geldiğinde kalkıp kendisi kafese gitti. Kalçası çıkmıştı. Toggle pin ameliyatı olduğu için adı togi olmuştu. En az beş yaşında tahmin ediliyordu. 5 yıl sokakta hayatta kalmak bir köpek için büyük başarıdır. Ortalama iki yılı geçmiyor diye biliyorum. Suratında kavga izleri, dişleri kırık, gözleri katarakt… Ameliyattan sonra kışın sokakta kalmasın diye eve alayım dedim. Önce apartmandan içeri girmedi. Ne kadar kovalanmışsa. Sonra ev çok sıcak geldi, evde duramadı. Tek seferde söylediğim her şeyi anlıyor, anında sözümü dinliyor ve Betty ile çok iyi anlaşıyordu. Betty’nin çiftleştiği ilk köpek oldu. Kısa sürede 7 kilo alıp Mike Tyson’a benzedi. Sabah ezanlarında ulumasına bayılıyordum. Tek kusuru vardı, Betty’nin dışındaki tüm hayvanlara saldırıyordu. Köpekler cevap vermezse bırakıyor, kedileri ise affetmiyor boğuyordu. Evde de Ayça’nın derdine düşmüş, nihayet bir gün onu sokakta yakalayıp ısırmıştı. Tanıdığım en zeki köpeği, beni ve Betty’yi ölümüne koruyacak, arasam bulamayacağım, bulsam bu kadar eğitemeyeceğime inandığım bu köpeği katil olduğu için bir çiftliğe vermek zorunda kaldım.

 Betty, sakinliği ile tam bir terapi köpeğidir. Köpek fobisi olan birçok kişinin fobisini yenmesini de sağlamıştır. Gençliğinde ne kadar deliyse olgunluğunda o kadar cool olan Betty, sakinliği ile sadece sokak köpeklerini değil, insanları da ikna eder. “O bir şey yapmaz. O çok akıllı. Onu sevebilirsin” diye bilenler bilmeyenlere Betty’yi tanıtır.

Diş göstermek köpekler için hayır demenin bir yoludur aslında. Betty hayatı boyunca 3-4 kez diş göstermiştir. Çok sıkıştırırsanız kalkar gider. Onu gaza getirebilirsiniz, heyecanlandırabilirsiniz, korkutabilirsiniz, ama sinirlendiremezsiniz. Betty bir insana, bir hayvana, bir çocuğa ya da herhangi bir şeye sinir yapmaz. Eğer bir gün bir insanı ya da hayvanı ısırırsa, gider onu bir de ben ısırırım. Hiç sorgulamam, hiç tereddüt etmem. Bana bu güveni verdiği için Betty’yi bir on yüz milyon kez daha seviyorum.

Beni ağlarken ilk gördüğünde çok küçüktü. Ben hıçkırmaya başlayınca koşarak yanıma geldi. Ön ayaklarını omuzlarıma dayadı, beni oturttu, göz yaşlarımı yaladı yaladı ve beni daha çok ağlattı. Ağladığınızı görürse Betty sizinle ilgilenir. “Sen beni biraz sev kendine gelirsin”.

Betty’yi sevmek her zaman iyi gelir. Bir köpekle bir ilişki her zaman iyi gelir. En sevdiğiniz kitaplarınızı, kırmızı terliklerinizi ya da bilgisayarınızın şarjını kemirip parçalarlar. Hiçbirine üzülmezsiniz. Benim gibi temizlik hastası olmakla suçlanan biri olsanız da her zaman biraz tüylü bir hayata, etraftaki dal parçalarına ve her cebinizden çıkan kaka poşetlerine alışırsınız. Onun bozuk peynir kokan kulakları, şu hayatta en sevdiğiniz koku olabilir. Koklamalara doyamazsınız.

Betty şanslı bir köpekti. Beni evde tek başına sayılı beklemiştir. Nereye gidersem gideyim onunla giderim. Gidemezsem gitmem. Beni evlerine davet eden arkadaşlarım Betty’yi de davet ederler. Benimle işe gelir. Onsuz ofise gitmem “yasak”. Betty ofiste herkese günlük terapi sağlıyor. Sabahları ofise girip koridordan yürüdükçe sesler yükselir. Betty insanlarını selamlar. Öğlen Betty’ye göre plan yapılır ve Betty’yi almayan yerlere gidilmez. Betty kendini sevdirir. Köpek kendini sevdirir. Sizi sever. Sizi bekler. Hep sizi bekler. Hayatını size adar. Gözünü kıpmadan size bakar. Bütün gün sizi takip eder ve onu seveceğiniz anları kovalar. Bu alacağınız büyük bir sorumluluktur. Köpek sizi terk etmez, siz de köpeğinizi terk edemezsiniz.

Betty’cim eskiden sevdiği birçok şeyi yapmıyor artık. Yüzmeyi, koşmayı ve plastik parçalamayı çok severdi. Son birkaç yıldır sahilde yalnız kalmıyorsa denize girmiyor. Kalmamak için giriyor. Artık süt, yoğurt, muz pek yemiyor. Sürekli biraz sevilmek istiyor. Hâlâ güneşlenmeyi çok seviyor. Yazları öğlen sıcağında güneşin altında gözleri süzülünceye kadar güneşlenip sonra evde kendini serin taşlara bırakır. Bunu üst üste tekraralar. Uyumayı çok sever. O kadar güzel uyur ki canınız hemen ona sarılıp uyumak ister. Horlayan başka biriyle uyumam, ama Betty horladığı halde onsuz uyuyamıyorum. Geçen yıl hastalanınca ilk kez bu evde o olmadan bir gece geçirdim ya da geçiremedim. Önümüzde çok zamanımız kalmadı, biliyorum. Şimdilik bunları tabi ki düşünmek istemiyorum, ama bir köpeğin dostluğu yokluğunda yeri doldurulmaz bir boşluk bırakır.

Bu yazıyı Betty için, kendim için, Betty hayranları ve köpekle yaşamayı merak edenler için yazmaya çalıştım. Az zamanda çok şey söylemeye çalıştım. Betty’den öğrendiklerimi ve öğrenemediklerimi özetlemeye çalıştım. Bir köpek için bu kadar şey yapılır mı, bu kadar üzülünür mü derler, köpeklerin dostluklarını bilmeyenler. Bu bir ilişkidir ve benim için hayatın bir anlamı varsa bu ilişkilerimizdedir. Köpekler ilişki kurmak ve devam ettirmek konusunda insanlardan çok daha başarılıdır. Bu alacağınız büyük bir sorumluluktur.

Kaos GL dergisine nasıl ulaşabilirsiniz?

Bu yazı ilk olarak Kaos GL dergisinin 165. sayısında yayınlanmıştır. Dergiye; online aboneler dergi websitesinden ulaşabilir. Basılı halini edinmek isteyenler ise önümüzdeki haftadan itibaren kitapçılardan yeni sayıyı satın alabilirler. Dergiyi internetten satın almak için ise Notabene yayınları ile iletişime geçebilirsiniz.