Medya

Homofobik nefretle bendini aşan köşeler!

Çarşamba, 11 Eylül 2019

Eylül ayının ilk haftasından homofobik nefret söylemiyle bendini aşıp “köşe”lerine sığmayan gazete  köşe yazılarını sizler için okuduk.

Eylül ayının ilk haftasından homofobik nefret söylemiyle bendini aşıp “köşe”lerine sığmayan gazete köşe yazılarını sizler için okuduk.

Sosyal medya hesabında kendini “Yeni Şafak Köşe Yazarı” olarak tanıtan Ergün Yıldırım, “Oğlancı-lezbiyen gösterisinden tarikatları karalama kumpanyasına” başlıklı köşe yazısında, cinsel saldırılarla gündeme gelen cemaat ve tarikatları savunmak adına nefretini LGBTİ+ toplumundan çıkardı.

Marmara Üniversitesi Sosyoloji Bölümünden Prof. Dr. Ergün Yıldırım, Yeni Şafak’taki yazısını twitter hesabından paylaşırken, tarikat kurumlarındaki cinsel saldırıları “kumpanya” olarak niteledi ve söz konusu cinsel saldırıları LGBTİ’lerin vatandaşlık hakkı olan özgürlük talepleriyle ilişkilendirdi: “Cemaat/tarikatlar üzerinden tecavüz ve sömürü kumpanyası devam ediyor. Hepsi tek torbaya konuyor. Türkiye oğlancılara-lezbiyenlere özgürlüğü tartışırken, cemaatleri-tarikatları mahkûm etme paradoksunu kaldıramaz. Bu çelişki millete büyük zarar verecek.”

Bir takipçisinin, Hocam 2 durum arasındaki temel fark, LGBT erişkin kişinin tercihi, tarikat yurtlarında yapılanın ise tecavüz olduğudur. Bu 2 farklı durumu nasıl aynı kefeye koyarsiniz” yorumu üzerine, “Yeni Şafak Köşe Yazarı” Yıldırım, “farklılıkları var ama benzerlik de var. ikisinde de cinsellik var ve erkekten erkeğe yönelen cinsellik.” cevabı verdi!

Yıldırım, bir başka takipçisine devamen, “Adam tercihiyle de olsa benim inancıma ve kültürüme göre kötü ise yaptığı kötüdür. ibnelik yasak değil ama kötüdür. Dinde de kötü Türk değerlerine göre de kötü” yorumuyla, cinsiyetçi ve homofobik nefret söylemini sürdürdü.  

İstanbul'da din eğitimi veren Fıkıh Araştırmaları Derneği'nin yatılı kursunda 30'a yakın erkek çocuğuna tecavüz edildiği ortaya çıkmasının ardından tarikatları savunmak için kaleme aldığı köşe yazısında ayrımcılık, cinsiyetçilik ve homofobik nefret söylemi ile yetinmeyen Ergün Yıldırım, LGBTİ+ toplumunu ve hareketini hedef gösterdiği “akit ağzı” lümpen bir dille işi nefret suçuna vardırmakta beis görmedi: “Daha bir iki ay önce Türkiye oğlancılar ve lezbiyenlerle çalkalanıyordu. CHP ve HDP belediyeleri eşliğinde bütün Türkiye oğlancıların ve lezbiyenlerin hakları için sokaklara dökülmüştü. İstanbul Sözleşmesi bunun sancağı yapılmıştı. “Gönüllü ibnelik” ve “gönüllü gayri meşru cinsellik” için Türkiye’yi ayağa kaldırmışlardı. Kadına yönelen şiddeti önlemek üzere hazırlanan bir metin, bunların manifestosuna dönmüştü. Şimdi bunun yerine cemaatler ve tarikatların tecavüzü gündeme taşındı.”

Yeni Şafak Köşe Yazarı Ergün Yıldırım, sosyal medya hesabında gelen takipçi tepkileri üzerine kendini savunurken homofobik nefret söyleminden vazgeçmedi: “Meşru görelim diyen mi var? Şunu diyorum: Bu milletin kültürüne ters olan oğlanlık ve lezbiyenlik serbest olurken kimi sapkın tarikat ve vakıfları merkeze alarak bütün dini vakıf ve cemaatleri suçlu ilan edemezsiniz.”

“LGBT”yi katmadan nefret havuzu dolmuyor!

Nefret söylemi üretme, yayma ve teşvik yayın organlarından Akit’in Ankara temsilcisi ve köşe yazarı Hacı Yakışıklı“Kayyımlar, KHK’lılar, EYT’liler, Suriyeliler başlıklı yazısında eleştirel yaklaşan herkesi FETÖ'cü” olmakla itham etti.  

“KHK’lılar yani Kanun Hükmünde Kararname ile işten çıkarılanlar, EYT’liler yani Emeklilikte Yaşa Takılanlar”ı eleştirmek için başladığı köşe yazısını “FETÖ”den açan Hacı Yakışıklı, oradan “siyonist yapılanma” nihayet homofobik nefret söylemiyle bendini aşıp “LGBT”ye bağladı. Akit köşe yazarının “LGBT”yi karaladığı, yasa dışı yapılanmalarla ilişkilendirip hedef gösterdiği homofobik nefret söylemli pasaj şöyle:

“FETÖ “boş bulduğu her yere” sızmaya devam ediyor. Bir bakmışsınız caminin birine giriyor; “Niye hutbede Atatürk ismi geçmedi” diyerek namaz kılan cemaati birbirine düşürüyor. Bir bakmışsın camiden çıkıp pat diye Lezbiyen, Gay, Biseksüel, Transseksüel yani LGBT’lilerin eylemlerinde kafalarına başörtü takarak boy gösteriyorlar. Bunların “İslam ehli” olması mümkün mü? Dikkat ederseniz KHK’lı, EYT’li derken iş LGBT’liye kadar geldi. FETÖ’nün son sızma taktiği bu! FETÖ Amerika’nın ileri karakoludur. Bu karakol ülkemizde tamamen yıkılınca dünyada da yıkılması daha kolay olacaktır.”

Vatandaşların can ve mal güvenliğini sağlayıp, her türlü tehdit ve baskıya karşı korumakla görevli olan İçişleri Bakanının, LGBTİ+'ları “vatandaş”tan görmeyip kurumsal ayrımcılığa tabii tutması, nefret söylemine devam edip, hedef göstermesinin yansımaları gecikmedi.

İçişleri Bakanı’nın 3 Eylül’de sarf ettiği “Ankara'daki bir LGBT derneğine Amerika Birleşik Devletleri 22 milyon dolar yardım yapıyor” şeklinde hedef gösteren söylemi, DoğruHaber yayın organı tarafından “Dış kaynaklı sapkınlık” manşetiyle dolaşıma sokuldu. Ardından gazetenin köşe yazarlarından Said Çınar, “28 Şubat Antrenmanları mı Yapılıyor?” başlıklı yazısına, “Amerika, Ankara’daki bir LGBT derneğine 22 milyon dolar aktardı!” Bu cümle İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya ait” diye başlıyor ve söz konusu karalama, hedef gösterme ve dezenformasyona aracılık ederek, Ergün Yıldırım’ın köşe yazısındaki yaklaşımı tekrar ediyor. DoğruHaber köşe yazarının “LGBT derneği” ile başladığı köşe yazısında tabii ki “İstanbul Sözleşmesi” de geçerken nasibini alıyor!

Diriliş Postası köşe yazarlarından İkram Bağcı, “Kusura bakmayın ama sorun bizde” başlıklı köşe yazısına “terör örgütleri” ile başlıyor, dönüyor dolaşıyor yazının sonunu gene “LGBT”ye bağlıyor:

“LGBT’lilerin eylemlerine destek veren onca vekile rağmen evlatlarını terör örgütünün ellerinden almak isteyen annelerin yanında kaç tane vekil, bürokrat var? Ben sayamadım. Zannedersem artık düğün, gezi, ziyaret şovlarını bir kenara bıraksınlar diye klişe yönlendirmelerde bulunsak da değişen zihniyet ve aidiyet olmadıkça pek sonuç alınamayacak gibi. Velhasıl kelam; kusura bakmayın ama sorun bizde, hep de öyleydi!” 

Diriliş Postası köşe yazarlarından bir diğer isim Yasin TaçarCelladınıza gülümserken çektiğim resmin arkasındaki satırlar” başlıklı yazısına, hayvanlara yönelik cinsel saldırılarla ilgili çeşitli ülkelerden çarpıtma, dezenformasyon ve yalanlarla başlamakta beis görmedi. Köşe yazarı Taçar, hayvan tecavüzü ile başladığı yazısına “sübyancılık” ve insan ticareti ile devam ederken homofobik nefreti ile hızını alamayıp tabii ki “köşe yazısı”nı “LGBT”ye bağlamadan bitiremedi:

“Eşcinsel sayısı arttıkça o ülkenin nüfusu azalır. Hayvan genelevi ve hayvanlarla evlenme daha da çok çıkacak karşımıza. Hayvanla evlenmek savunulacak! LGBT hastalıkken şimdi nasıl savunulduğunu, biraz zaman geçince pedofilinin bile savunulmaya başladığını gözden kaçırmayın. Azar azar sapkınlıklar normalleştiriliyor. Bu şekilde kaybolan kız çocuklarının arka perdesi unutuluyor. Sapkınlık ne kadar artarsa, tepki de o kadar azalır.”

Millî Gazete köşe yazarı İbrahim Halil Er, “Hibrit Savaşı” başlıklı yazısına, doğrudan cinsiyetçi ve homofobik nefretle başladı:

Türkiye üzerinde apaçık hibrit savaşı taktikleri uygulanıyor. LGBT ve kadın ekseninde yaşanan olaylar, abartılı kadın cinayetleri ve medyadaki sunuluş biçimi, kadın derneklerinin pervasızlığı ve kendilerine karşı kimsenin bir tavır almaması, hibrit savaşının en önemli ve bariz şeklidir.”

“Hibrit savaşının en önemli unsurlardan birisi de aileyi parçalamak, kadınları kullanmak, toplumda cinsel sapkınlığı yaygınlaştırmak, insanlarda beklenti çıtasını yükseltmek ve toplumun temel değer yargılarını yok etmektir.”

YeniGün köşe yazarı Cemal Karabaş, cinsiyetçi ve homofobik nefret söylemi ile hızını alamadığı köşe yazısında “Cinsiyetsiz, Cibiliyetsiz…” diye saydırdı: 

“Dünyayı savaşlarla, soygunlarıyla  kaosa sürükleyen Batı, şimdi  bizlerden  cinsiyetsiz, cibiliyetsiz, homo bir nesil istiyor. Aile ve toplumun gelenek  baskısına  maruz kalmış  erkek veya kız çocuklarının cinsiyet   tercihlerine dokunulmamasını, kız çocuğunun lezbiyen, erkek çocuğun  eşcinsel eğilimine müdahale edilmemesini istiyor.” 

Milat gazetesi köşe yazarı Serkan Akın, “Şehir ve Kentin Savaşı” başlıklı yazısında, “şehir” ile “kent” karşılaştırması yaparken cinsiyetçi ve homofobik nefret söyleminde beis görmedi. “Şehir” için “Ahlaksızlık ya yoktur ya da sınırlı ve gizlidir” diye tanımlarken, “kent”i ise şeytanın önemli buluşlarından biri” olarak tarifledi ve tabii ki “köşe yazısı”nı “LGBT” ile tamamladı:

“Buralarda nikâhsız yaşanabilir ve huzursuzluk her tarafı sarmıştır.

Aile kurmak zorlaştığı için cinsler arası çatışma önce feminen tavra sonra da cinsiyetsiz yaşama evrilir.

LGBT her yeri sarar ve kimse buna bir şey diyemez.

Kent böyle bir oluşumdur.

Şeytanın önemli buluşlarından biridir.”

Not: Bu haberde, internet ortamı ile sosyal medyadan yapılan alıntıların yazım hatalarına dokunulmadı; olduğu gibi alındı.

İlgili haber

“Homofobik ve Transfobik Nefret Söyleminin İnternet Seyri”