Kadın

‘Kadınsı Olan Her Şey Erkeğin Taciz Nesnesi Olabiliyor!’

15 Kasım 2011
Haber: Kaos GL
Ankara Üniversitesi’nden Doç. Dr. Güzin Yamaner, “Şiddetin bir görümü olarak taciz: Tanımlar, algı, önleme süreçleri ve bundan sonrası için birlikte düşünüm...” başlığı ile Kasım ayının ilk (2 Kasım, Çarşamba) seminerinde, Kaos Kültür Merkezi’ndeydi.
 
Kaos GL Dergisinin Kasım-Aralık dosya konusunu olan “Taciz”e “LGBT hareket içerisinden nasıl bakacağız?” sorusu ile Akademi Seminerleri’ne taşıyan Kaos GL, Ankara Üniversitesi Konservatuarından ve KASAUM’dan Güzin Yamaner’i “Çarşamba Seminerleri” programında konuk etti.
 
“Taciz daha öncesinde rahatlıkla dillendiremediğimiz bir şeydi”
 
Güzin Yamener’in konuşmasını yayınlıyoruz:
 
Ben Ankara Üniversitesi’nde Kadın Çalışmaları içinde de çalışıyorum. Taciz son 4 yıldır akademik olarak çok gündemimizde olan bir şey ve konuşabildiğimiz bir şey haline geldi. Size bunu bir müjde gibi verebilirim. Daha öncesinde rahatlıkla dillendiremediğimiz bir şeydi.
 
Çünkü Ankara üniversitesinde böyle şeyler olmazdı. Bize de yapılmazdı! Biz zaten yapmıyoruz! Bize yapıldığını iddia ettiğimiz şey de hani hafiften iftira ile başlayıp sonra psikolojik bozuklukla devam eden kendi yorumlarımız olurdu.
Neden? Çünkü işte burası Türk cumhuriyetindeki en köklü, en eski üniversitelerinden biri, burada bilim ön planda vs. gibi bakışlardan dört yılda büyük bir kazanım elde ettik.
 
Biz de İstanbul’daki Vakıf Üniversiteleri ile çalışırken gide gele, bunları dillendirebildiklerini, bir takım malzemeler dokümanlar hazırlayıp sunabildiklerini görmüştük üst makamlara. Bu da bize neden olmasın sorusunu sorduruyordu. 2008 yılında masa etrafında buluşmaya başladık. Bizim çalışma şansımız diyeyim, içimizde hukukçunun, tıpçının, ilahiyatçının bulunduğu bir ekibiz aslında. Bir araya geldiğimizde her çalışma alanından bir temsilci mutlaka var oluyor. Yalnız o kadar uzattık ki. Hissediyorum yani. Türkçe düşünüp, Türkiye’de yaşadığımızı, öyle zamanlar da görüyorum. O kadar başından başladık ki sadece zaman kaybettik ve sonra yolumuzu da kaybettik. Baktık ki hiçbir şey olmamış. Çünkü taciz deyince daha o kavramdan ne anlıyoruz’u geçemedik bir buçuk yıl kadar. Tahmin edersiniz bunu. Çünkü çok hassas bir konu. Dışarı çıktığımızda taciz şudur demek için önce bir ona giden yolları antropolojik olarak, sosyolojik olarak, politik, bilimsel, söylemsel olarak epeyce bir araştırmamız gerekti. Bir kaç ay bu şekilde geçti. Bizim çok hassasiyetle üzerinde durduğumuz kavramsallaştırma sırasında dışarıda insanlar tacize uğradılar. Hayatlarını kaybettiler vs. Bunlar da devam etti.
 
“Bir şey yapsak”
 
Ta ki bizim üniversitemizin resmi sayfasında kendi içimizden inanılmaz bir yetki kullanımı ile inanılmaz bir taciz olayı tezahür edinceye kadar. O olay olduğu zaman yeniden bir kere daha gördük ki 3-3,5 yıldır kavramların üzerinde hassasiyetle durduğumuz şey meğer burnumuzun dibinde, kapının hemen eşiğinde bekliyor ve artık vakittir gibi bir girişimde bulunduk. Söyle naçizane bir payım var. Bir pazar akşamıydı, işte karşılaştık, tacizin yapılabilme cüreti, potansiyeli, pervasızlığı ile karşılaştık. Artık her halde vakit gelmişti. Ben küçücük bir mesaj gönderdim çalışma grubumuza ve dedim ki “bir şey yapsak”. “Ne yapacağımızı ben de bilmiyorum”. Yani başlangıcımız, miladımız böyle bir şey. Basit gibi görünen şeyin bile önemli olduğunu paylaşmak. Yani bunu bir yönerge haline getirmek. Kavram olarak da oturursa o zaman görmezden geleceğimiz şeylerin daha azalabileceğini düşündük. Çok küçük tavırlar, çok küçük sözler. Dokunduğumuz anda bambaşka bir boyut. Artık o hakikaten ağır taciz. Bedene dokunduğunuz anda bambaşka bir şey başlıyor.
 
Bunu gittiğimiz her yerde paylaşmayı sürdürürsek o zaman işte "ne var canım bir tokattan" daha kolay kurtulacağımızı düşünüyorum. Dolayısı ile kitlesel paylaşmakta fayda var. Bu lokal oluyor ama şu popüler televizyon kanallarına biz hiç yanaşmıyoruz ya, topluca bir reddimiz var hani, ama işte çok geniş kitleler de onları dinliyorlar, hatta böyle magazin programları, saçma sapan saatlerin programlar falan. Biraz gidip bir görünürlük oluşturmamız lazım her birimizin. Hangimiz müsait isek. Çünkü bu dokunmanın da ölçülerini bu şekilde tanımladık. Belki ilk kez karşılaşmıyorsunuz ama tacizin tanımlarını böyle gördük. Eğilimiz şimdilik böyle. Tabi dönüşüyor. Yeni bir okuma yapıyoruz. Kendimizi düzeltiyoruz vs. ama şimdilik bunu bedene dokunma sınırı da tartışmaya açmış olmak önemli bir şey diye düşünüyorum. Ondan sonrası zaten devam edip gidiyor. O senden daha yaşlı olduğu için sana dokunuyor, zaten seninle hemşeri olduğu için dokunuyor, sen de Karadenizliyim dediğin zaman, aa ben de Karadenizliyim. Bir Karadenizlilik iyi bir şeyken, birdenbire onun elinin işte beş saat orada durmasına yol açıyor. Aynı şey homofobi için de taciz için de aynı şey geçerli. Kendimizi zaman zaman yakalıyoruz ama hani niyet... O niyetle yapmıyoruz. Karşı tarafın ne hissettiği daha önemli.
 
Beden meselesinde ise, onu korumak ile ilgili bir kalkanımız olmadığı için. Hele özellikle ayıp toplumlarında. “Aman ayıp olur.” “Amcaya ayıp olur kızım”, “o niyetler yapmadı annecim”, “o seni çok seviyor”, “aile büyüğümüz”. Amcanın niyetini küçücük çocuk anlayabiliyor ama anne öyle bir yerden bakmadığı için, çükü çok güvenilir bir aile büyüğü.
 
Bu yaklaşık 17 yıl önce falan yapılmış bir çalışmaydı KSGM’de. Daimi bir psikolog bulundu ki radikal bir şeydi o yıllarda. Oraya gelen hikâyelerdeki ilk o zaman istatistikler başlatılmıştı. Tacizin çok büyük bir oranını ve ne yazık ki tecavüzün de birinci derecede tanıdıklarımızdan gelmesi, en azından her üç vakadan birinin çok yakınımızdan, çok güvendiğimiz amcalardan, çok güvendiğimiz arkadaşlardan geliyor olması işte kadın araştırmaları ile bulunan bir şey ve çok çok yeni. “olur mu canım aile büyüğü” dediğimiz o. “Bu ayıp” meselesi çocuğumuzdan daha kıymetli ya. Topluma ayıp olmaması bizim kendi çocuğumuzun beden bütünlüğünden daha önemli olduğu için. Hani çoğunun altında bu yatmıyor mu hani? Bize bunu nasıl yaparsın? Bize bu yakışmaz meselelerinin de altında hani, çocuğumuz değil önemli olan, belki ona hala çok sevgi duyuyoruz ama işte o karşıdan görünüş meselesi daha önemli.
Karşılıklı rızaya dayanmıyorsa eğer, sizin ona dokunarak, ya naber? nasılsın? ne yapıyorsun? falan... ve o da haklısın. ben de abarttım, ben de sınırımı aştım diyorsa eğer, bu karşılıklı sosyal hayatın içindeki bir hata, bir kusur ama sizin niyetiniz öyle değil ise, ve o da bunu öyle algılamıyorsa, yani karşılıklı rıza bozuluyorsa o zaman onu basit taciz olarak ifade etme hakkı var herhalde diye düşünüyoruz. 
 
Burada çok ciddi bir hukuki bir problem de yok değil. Mağdurun beyanı çok önemli bir şey. Genel olarak da kadın oluyor. O da gidiyor işte şikâyette bulunuyor. Böyle bir detektör falan olsa hani tutsan gerçekten dürüstlüğünü anlayabilsen bir sorun yok ama bir insan sadece feminist olduğu için ya da kadın olduğu için ya da hiçbir homofobik kırıntı taşımadığı için iyi bir insan olmuyor ki. Değil mi? yani homofobik bir kırıntı taşımıyor ama ne bileyim başka bir kaygısı var. O insani kaygıdan dolayı bu bunu yapıyor.
 
“Arabuluculuk diye bir şey bulduk”
 
Biz bütün toplumsal cinsiyet araştırmalarını yaparken ön kabul olarak mağduru hep her yönüyle iyi bir insan olarak alıyoruz. Burası çok tehlikeli bir şey. Kötü bir şey söylemek istemiyorum ama insan şaşabiliyor. Her etik değeri aynı şekilde koruyup kollayamıyor kendi varlığı içinde. Dolayısı ile oradaki sıkıntıyı nasıl bileceğiz. Bir arabuluculuk diye bir şey oluşturduk. Bunu da çok eşeledik kavramların içinde. Kitapların içinde. Makalelerin içinde. Arabuluculuk diye bir şey bulduk. İki tarafı buluşturup, sen bunu böyle yapıyormuşsun o da bunu böyle anlıyor, hani taciz sorununa gidildiğinde. Belki orada çözülebilir dedik ama bunu özellikle söylüyorum ki henüz bunun sıkıntısından tam olarak kurtulmuş değiliz. Peki o zaman biz, ilerde daha ilerleyecek bir taciz vakasının ya da daha ağır tacize hatta tecavüze varacak bir kapıyı mı kapatıyoruz? Ya bak öyle dememiş. Hadi özür diledi... gibi bir şey. Ama bunun da kavramsal olarak varlığını da bulduk. Hani el yordamı ile bulduğumuz bir şey değil. Buna karşılık bir, belki modern hayatın getirdiği bir şey bu yani. O kadar koşuşturmalı bir hayatın içinde yaşıyoruz ki sinirler bozuluyor falan. Belki öyle bir şeydir. İnsani bir hatadır. Onu sadece bir cinsiyetçi yargı ile cinsiyetçi bir tahakküm ile yapmıyordur gibi bir şey. Bu da nasıl denetlenebilir dedik. Bir sonraki adımda eğer bir misilleme oluyorsa, bunu bir kavram olarak kullandığımızı düşünün, bir misilleme oluyorsa eğer, he.. beni gidip şikayet edersin ha... Arkamdan popoma bakıyormuşsun. sen görürsün... gibi bir misillemeye dönüşüyorsa zaten o zaman ikili bir kontrol ve ne yapılması gerekiyorsa yapılacak diye düşünüyoruz.
 
Bir birimimiz var bu arada. Bu birim de kolay kontrol edilemez bir birim. Zaten birisi kontrol etseydi anlamını yitirmiş olacaktı. Birimin kontrolü olabildiğince üst hiyerarşiden arındırılmış bir birim. Tacize uğrayan mağdur doğrudan oraya gidebiliyor. Arada, “bir kimsenin, yaptığın olmaz! buna hakkın yok! sen öğrenci başına bunu nasıl yaparsın! ya da bir memur başına bunu nasıl yaparsın! ya da sen hocana bu lafı nasıl söyleyebiliyorsun!” gibi bir merci olmadan doğrudan gidebiliyor ve onun beyanının üstüne de süreç başlıyor. Eğer isterse, yani mağdur isterse yüzleştiriliyor. Tamamen onun isteğine bağlı. Kimse ona böyle bir öneride bulunmuyor. 
 
Yüzleştikten sonra da misilleme ne zaman başladıysa, daha uzun bir süre unutmaz ya insanlar, on yıl sonra da bu kini kusabilirler, yeniden gelme hakkı var. Dosyanın kapanması gibi bir şey yok ve bir arabuluculuk aşamasına gerek var mı yoksa doğrudan soruşturma mı açılsın?’na karar verecek ekip de çeşitli bilim alanlarından 7 kişilik bir ekip. Psikologundan hukukçusuna, dil ve söylem üzerinde çalışanından politika belgesi yazan, daha siyaset biliminin içinden bir temsilciden, iletişim ve tıp fakültesi olduğu için, beden sağlığı ve beraberinde psikolojik sağlık... Hani oraya da gidebilme durumu var. İncelemenin olabildiğince çabuk tutulması, bu birimde en çok önemsediğimiz şey. İncelenmesi ve çözüm önerisinin de çabuklaştırılması. Yani zamana yayılmış bir şeyde zaman en büyük kayıp diye düşündüğümüz için.
 
“Şiddetin çok önemli bir göstergesi”
 
Bizi buna götüren yolların altında, yani bu birimi kurmadan önce teorik olarak yaptığımız, kavramsal, uzun hazırlık döneminde tacizi biz hep şiddet ile de birlikte düşündük. Şiddetin çok önemli bir göstergesi olarak. Sanki taciz gibi şeyler olmasa, şiddetin varlığını çok kanıtlayamayız gibi düşündük. Doğrudan bir şiddetin tezahürü ortaya çıkması, kendisine bir yüz bulup görünmesi olarak algıladık. Ama bunda da biraz düşündük doğrusunu isterseniz. Ayrı bir şey mi kurmalıyız? Ayrı bir yerde mi tutmalıyız? Yoksa hakikaten şiddet ile ilişkilendirmeliyi miyiz? gibi. bu konuda bize soruyorlar ya işte. sen bu işlerle uğraşıyorsun, sen de bu cinsiyet meselelerine duyarlısın.. Peki nasıl oluyor yani? İnsanlar neden birbirlerini taciz ediyorlar. Niye bir beden öbürüne, onu rahatsız edecek şekilde neden onun onayını almadan dokunabiliyor? Bunları yapabiliyor? meselesi...
 
“Bir şeyi kadınsı bulduğu zaman bunu yapabiliyor”
 
Bunu kadınsı olana yapıyoruz ya. Bir şeyi kadınsı bulduğu zaman bunu yapabiliyor. Yani belki kocaman bir homofobik örüntünün de altında yatan şey bu. Yine işte mülkiyet ilişkileri ile mi böyle oldu? On bin yıl önce mi böyle oldu? Yoksa batı medeniyeti kurulurken mi böyle oldu? Hani hitit’lerde, asur’da, babil’de böyle bir şey yoktu da, antik yunan’da kamusal kurumlar kurulduktan sonra mı böyle bir şey ortaya çıktı? Yani erkeğin biyolojik gücünden dolayı ortaya çıkan işte daha kamusal mekânları kullanması, dolayısıyla hep onun, gücün üstünden gitmesi, kadınsı olanın eğitimden yoksun, güçten yoksun, yetenekten yoksun, işte giderek hani zekâsı sınırlı, eve kapatılmış, bir yere kapatılmış orada duruyor gibi bir şey ya da daha mitolojik olarak daha imgesel bakacak olursak, girilebilen, dokunulabilen, içine ilerlenebilen bir şey olarak algılanan şey. Yani kadınsı bulduğumuz şeyler. Bunu hani bir kadınsıdır, erkek değildir anlamında değil. Kadınsı olan her şey. İşte eve dair, özel alana dair olan şeylere meraklı olmak... Bunun dışında kalan şeyler. Roma mantığı. Her şeyin fiziksel güce odaklandığı ve karşısında da en aşağılanabilecek, en görünür olanın kadınsı bir şey olduğu, yani müdahale edilebilir olan. Ama burada hem zekâca, hem bedence bir güçsüzlükten söz ediyorum. 
 
Bütün bu müdahale edilebilir olanların hepsinde kadınsı özellik gördüğü için, onu dişi gibi görüyor yani, ama kendisi erkek. Fakat böyle olan kadınlık hali de var. O yüzden bunun toplumsal bir kurgu olduğunu düşünüp rahatlıyorum bilmiyorum ne dersiniz?