Kaos GL Dergi 104




Kullanıcı girişi


Dergi Satış Noktaları


Bize yazın!


Danışma Hattı




Haftanın Şugarı

"Eşcinsellere bu toplumda sürekli bi önyargı var. Ben bir eşcinsel arkadaşımla markette dolaşırken yanımızdan geçen insanların aşağılayıcı bakışlarına katlanamıyorum. Birşeyleri belli etmemeye, saklamaya zorluyorlar. Hâlbuki birşeyler saklandığında daha büyük zararlar sonradan ortaya çıkmıyor mu? İnsanlar eşcinsel olduğunu anladığı kişiye uzaylı gibi bakmasa, eşcinseller de herşeyini gizli kapaklı yaşamak zorunda kalmasa herkes için daha iyi olmaz mı?"

  • Popstar Alaturka yarışması birincisi Mehtap, Pelin Batu ve Harun Tekin'in sunduğu Kısa Devre programında isyanını dile getiriyor.

Diğer Şugarlar



Hukuk Hattı


Kaos GL Kitaplığı


İşçi Ağı


Açılmak



Dernek Üyeliği


Gönüllü Aranıyor!


Ümit

Aşk | Erkek Erkeğe

“Kim, ne, adı, işi bunları bilmeyi pek de istemiyor. Onun orada olduğunu bilmek, her hafta aynı sinemaya gelmek içini kıpırdatıyor. Bunları daha önce yaşamamış. Filmin, salonu aydınlatan karelerindeki değişen renk tonlarıyla her bir tonda yüzünün hatlarını incelemek… Her bir ayrıntıyı kafasına kazımalı; saçları, alnı, dudakları…”

KAOS GL

Salim

Eğilip boynunu öptü. Karşısındaki daha hızlı davranmıştı. O da öyle davranmalıydı. Kucakladı. Yukarı daha yukarı. Teni yumuşacıktı. Yatağa kadar taşıdı. Daha önce orda kimlerin yattığına aldırmadan yanına uzandı. Ya kapı çalmasını bekliyor ya da başka bir olay hani böyle zamanları hep berbat eder ya o tür bir şey.

Tuhaf, herhangi bir olağan dışılık olmadı. Yukarıdakilerin hiçbirinin gerçekleşmediği gibi. Ama nasıl da geçiriyordu aklından tutkuyla, istekle. Ve zamanı gelince onla yaşayacaklarını kuruyordu kafasında, bir daha, bir daha, hiç bitmeyecekmişçesine.

Bunları ne zaman yaşayacağını tam olarak bilemiyor. Onu ilk gördüğünde içindeki ses yaşama amacını belirledi sanki. Ama, boş bir koltuk için nasıl bir mesafe, uzaklık kullanmalı. Boş bir koltuk.

Kim, ne, adı, işi bunları bilmeyi pek de istemiyor. Onun orada olduğunu bilmek, her hafta aynı sinemaya gelmek içini kıpırdatıyor. Bunları daha önce yaşamamış. Filmin, salonu aydınlatan karelerindeki değişen renk tonlarıyla her bir tonda yüzünün hatlarını incelemek… Her bir ayrıntıyı kafasına kazımalı; saçları, alnı, dudakları…

Yaşanan neydi ki zaten geçmişinde. Her Pazar sırf onu görmek için gelinen bu sinema onu mutlu etmeye yetiyor. Bunları yaşayan bir tek kendisi mi?

Onu ilk gördüğü anı sonraki anları hatırlıyor, birbirlerine bakmalarını. O da bir şeyler hissediyor mu? 20'li yaşlarda. Arkasında FBI yazan sarı bir mont giyiyor. Hafta boyunca sırf dışarıda görmek için her gördüğü sarı montluyu o zannediyor. Etrafa bakışı, gözlerini kaçırışı kendinden bir şeyler bulma isteği…

Bir Eylül günü onu gördükten sonra bilincine bu kadar işleyeceğini, yalnız anlarını paylaşacağını nasıl bilebilirdi?

O küçük oda değişime uğramıştı, yalnızlığa da. O bir yerlerde işte, evde, dışarıda, yaşamda. Onu düşünen birinin varlığından habersiz. Varlığı bile sevinç veren O.

Zaman geçtikçe çocuğun yaşamındaki yeri de büyüyor. Artık düşlerinden de öte bir yerde. Bir tür ütopya veya erişilmesi güç bir doruk. Ne zor bunu açıklamak. Nasıl oluyor da birisi böyle ulaşılmaz, içerde taşınan, istenen biri haline geliyor.

Bunları düşünerek o dört duvar arasında saatler geçiriyor. Her hafta, Pazar sinemaya gelişini bekliyor. O da sanki onu ödüllendiriyor. Her hafta orda aynı sıra, aynı oturuş tarzı. Bir koltuk atla ve diğerine otur. Koltuğa lanetler yağdırıyor. Kırmak, parçalamak istiyor. Bir tür işkence ağır kokusuyla o sinemada. Onlarca insan arasında bir kendisi bir de o film aralarında dışarı çıkıp içeri girdikçe nasıl da ümitleniyor. Belki bu sefer, o nefret ettiği koltuğu sevecek.

Haftalarca o sinemada suskunluklarını paylaştılar. Onu ilk gördüğünden beri tam iki ay geçmiş ama hâlâ yolunu kesip gözlerinin içine bakmayı veya film aralarında dışarı çıkıp da bir şeyler konuşmayı becerememişti. Hatta, soğuk Kasım ayı boyunca sinema çıkışında belki cesaret edip konuşurum veya böyle bir şeyi o yapar deyip; yağan kar altında beklemeleri, üşüyen ayakları, ağrıyan karnı.

Niyetlendiği her an öylesine bir heyecana kapılıyor ki kafasının içinde uçuşup duran onlarca şey kayboluyor. Çok mu uzak? Umutları, umutsuzlukları, onlarca düşünce. Bazı geceler uyuyamıyor. Yaklaştıkça uzaklaşan. Yine de yaşamında yeni bir olay.

Neler kurmuyor ki? Ne diyecek? Devamı nasıl gelecek? Sonu nasıl bitecek konuşmanın? Yanına uzanmak, ona sarılmak. O zaman onu boynundan öpecek, belki de o onu boynundan öpecek, onun tam da yapmayı planladığı şeyi karşı taraf yapacaktı, sonra kucaklayıp yukarılara ta yukarılara… Düşler, düşler, sonu yok. Ne ki istediği?

Başını göğsüne koyup saatlerce uyumak, uyumak.

Nihayet sinemadan çıktı. Yine saatlerce onu seyretmişti, onu fark etmesini isteyerek. Bakıyor ama tereddütlü, yanına gelse mi yoksa çekip gitse mi? Yaklaşıp geri dönüyor. Kasım ayı sonu. Bir kaç sokak lambası, tek tük insanlar, diğer zamanlar pek de bir anlam ifade etmeyen bu cadde. Karşılığı alınmış bakışlar. Onu düşündüğü anları hatırlıyor. Yağmurda yürürken yanında olup şemsiyesini tutmak gibi veya gece yalnızken, lambaları söndürüp, cama çıkıp, içilen sigara dumanlarında nerde, kiminle, ne yapmakta olduğunu düşünmez gibi.

Şimdi ne yapmalı, peşinden mi gitmeli? Veya kendini bu kadar basit göstermemeli mi? Nasıl istiyor konuşmayı. Başka nasıl tanışılır? Evet, evet izlemeli.

Bunları düşünerek kendini onun peşinde buldu. Korkuyla karışık istek, biraz da ümit belki de.

Kafasında hızlı bir senfoni; flütler, kemanlar, çellolar… Bir an hepsi sustu. Koro şefi kayboldu. Onu göremiyor. Nasıl bu kadar dalgın olur. Çevresine bakınıyor. Hayır, yok, nasıl da hayıflanıyor. Hep böyle yarım mı yaşanacak? Oturup düşünse belki de peşine düşmeyecek. Ne bu, içgüdü mü? Bir hafta daha bekleyecek, ona ne kadar yaklaştığını düşünerek. Sokak dipsiz bir kuyu gibi geldi gözüne. Başı önde, kuyunun derinliklerine dalarak yürüyor. O karanlıkta koluna arkadan yapışan bir el:

—Baksana.

Dönüyor. Çözülüyor. Baksana, sanki gözlerime, bana, içime bak der gibi. Düşü mü gerçekleşiyor, ne cevap vermeli? Bu kadar kolay olmamalı onca gün, gece, ütopya.

—Beni mi izliyorsun?

Ağzından yo ile y arası bir şeyler çıktı.

—İstersen bir otele gidelim. Paran var mı? Sana pahalıya patlarım.

Susuyor. Bağırmak istiyor "Yapma, düşlerimi yıkma, hayatıma bir tane daha ucuz, sıradan deneyim ekleme". Kafasında, günler, geceler, ütopya, yağmur, kar, üşüyen ayakları, suskunlukları, saatler, hepsi birbiriyle çarpışıyor.

Bu değil, BU DEĞİL!

	

Kaynak: Kaos GL, Mart 1998, Sayı 43

yeni yorum ekle

Gençlik kabusları...
Submitted by Anonim on Çarşamba, 23 Nisan, 2008 - 00:57

Her güzelin, her yakışıklının çekiciliğine methiyeler düzmek, ona sahip olmak, onun kedisinin olması, olması için aşık olmasını beklemek, sonradan anlaşılıyor ki o çok istediğin sevdiğin gıcır gıcır sarı bisiklet gibi, bi bedelle alınıp satılan, bi ücreti olan kullanılıp atılacak hediyeler.

Muhtemelen herkesin kendi peşine takılıp, aşk ilan etmek için köşelerde beklediği bir yakışıklı olsa idi o da ilgiyi paraya çevirir miydi? Yoksa bunca talebin kazancını es mi geçer veya herpisin sıradan ve heyecansız mı görürdü. Muhtemelen evet. Büyüdükçe anlıyosun.

cevapla


PembeMor Haftasonu


Kadın Kadına Öykü


Kültür Merkezi Etkinlikleri - Ocak 09


Sağlık Çalışanları Anketi




50/50 Eşitlik



Duyuru Listesi

Kaos GL haberlerini takip etmek için E-posta adresinizi girmeniz yeterli.



LGBT Ünlüler


Madiledik!

"İnsanlığı homoseksüel davranışlardan kurtarmak yağmur ormanlarını kurtarmak kadar önemli"

  • Bir Noel konuşmasında eşcinsellere karşı şiddet uygulamayı meşrulaştıran Papa 16. Benediktus inançlı eşcinsel yok mu sanıyor acaba?

Diğer Madiler



LGBT Söyleşi


Kampüs Ağı


Akademi Formu


Haklarını biliyor musun?



Radyo Programı


Dosya: AşK


Linkler



Dernek Tüzüğü


English - Deutsch - Kaos GL - Dergi - Kütüphane - Kültür Merkezi - Künye - İletişim