27/01/2012 | Yazar: Selçuk Candansayar

Şiddetin erkeklikle ve erkekliğin ise iktidarla bağlantısının açık seçik görüldüğü alan cinsel taciz ve tecavüzdür. Maalesef bu bağ o denli sıkıdır ki, cinsel yönelimlerden sadece biri olmaktan öte anlamı olmaması gereken heteroseksüel erkeklik hali, şiddetin asli kaynağı ve üreticisi konumuna geçer.

Selçuk Candansayar | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Selçuk Candansayar
Şiddetin erkeklikle ve erkekliğin ise iktidarla bağlantısının açık seçik görüldüğü alan cinsel taciz ve tecavüzdür. Maalesef bu bağ o denli sıkıdır ki, cinsel yönelimlerden sadece biri olmaktan öte anlamı olmaması gereken heteroseksüel erkeklik hali, şiddetin asli kaynağı ve üreticisi konumuna geçer. “Erkekçe”, “erkek gibi”, “delikanlıca” yapılan her eylem, daha yapılma anında bile biteviye şiddet üretir ve taciz eder. Üstelik bu tacizin sadece kadına yönelik olduğu da doğru değildir. Delikanlı erkeklerin tacizi kadına, eşcinsele, çocuğa, oğlana, yaşlıya, engelliye, demem o ki “erkek gibi erkek olmayan” herkese yöneliktir. Taciz anında iktidarını kurar ve “ben bilirim”, “ben yaparım”la yeniden üretir.
 
Bu delikanlılardan sonuncusu Habertürk gazetesinin namlı delikanlı yayın yönetmeni, F. A. erkek şiddetince ne ilk ne de son öldürülen bir kadının bıçaklanmış bedenini gazetesinin manşetinden “çaktı”!
 
Katilin kadını sırtından bıçaklarkenki delikanlılığına öykünmüş olma ihtimali yüksek olmalı ki, kendisine yönelik protestolara ertesi gün “baya baya taşaklı” bir yanıt attırıverdi. Sarsmak istemiş hepimizi, rahatsız etmek; öyle üzülüp, bir iki homurdanıp, unutuveriyormuşuz morarmış göz fotoğraflarını. İşin vahametini beynimize sokmak istemiş. Öyle bir “sokacakmış ki”, bir daha iflah olmayıp kadına yönelik şiddetin ne kadar büyük bir “rezillik”, basit bir göz morartmadan öte bir şey olduğunu anlayacakmışız. Yazı işleri toplantısında “Bu kez demokrasi yok. Bunu basacağız” demiş. O fotoğrafı “vicdanlarımıza basmak için” basmış. Annesinin fotoğrafı olsa daha büyük basarmış ve 11 yaşındaki kızı görsün diye de basmış. Breh breh breh!
 
Babalar tam da öyle yaparlar değil mi? Küçük, güzel, çekirdek ailelerinde karıları ve çocuklarının kendilerini özgürce ifade edebilme oyunu oynamalarına babacan babacan müsamaha gösterirler. Ama kafalarında çizdikleri bir sınırları da vardır elbet. Demokrasi iyidir ama bir yere kadar iyidir. Kararlarda kendilerinin de sözünün geçtiğini sanmalarında bir sakınca yoktur ailenin şirin üyelerinin. Zaten o her şeyi bilen kadirimutlak baba, aile üyelerini tatlı tatlı yönlendirerek aslında kendisinin ta baştan verdiği karara onların tartışa tartışa gelmelerinin ve babanın kararını kendilerinin aldıklarını sanmalarının keyfini çıkarmaktadır. Arada sırada raydan çıkmaya, babanın iktidarını aşındırmaya kalkan olursa, nasılsa çözüm basittir; bu kez demokrasi yok!
 
F. A.’ya, gazetesini okuyan ya da görenlere bir meseleyi öğretme tarzının, kadının sırtına bıçağı saplayan diğer erkeğin ve kendilerinden güçsüz herkese şiddet, cinsel şiddet uygulayan tüm erkeklerin tarzlarıyla aynı olduğunu anlatabilmek mümkün müdür?
 
Maalesef hayır.
 
Ha kadının sırtına bıçağı sokmuşsun, ha bizim gözümüze o şiddet fotoğrafını… İki eylem de aynı erkek iktidarının yansıması. Sen de kafandaki bir sorunu bildiğin ve işe yarar bulduğun tek yöntem olan şiddet ve şiddete tanıklık ettirmekle çözmeye kalkıyorsun, dense anlar mı acaba?
 
Fotoğrafın alıcısının kim/ler olduğunu ve fotoğrafa bakınca ne hissedebileceklerini sırasıyla düşünelim. İlkin aynı şekilde bıçağı saplayabilecek olanlar. Medyada şiddetin ayrıntılarıyla verilmesi potansiyel saldırganlarda iki temel etki yapıyor. Model alma, öykünme ve daha tehlikelisi yapılabilir olduğunu düşünme yani meşrulaştırma.
 
Bir dönem İstanbul’daki boğaz köprülerinin intihar ya da “intihar gösterilerinin” mekanı haline gelmesini medya sağlamıştı. İş o kadar çığırından çıkmıştı ki, TV kanalları köprülerde düzenli kameraman bulundurmaya başlamışlardı. İntihar gibi çok ciddi ve can yakıcı bir ruh ve toplum sağlığı sorunu, giderek “sabun köpüğü dizisi” olarak alımlanır oldu.
 
Her zaman ciddiye alınması gereken kendi canına kıyma girişimi, kimi zaman kendini ifade etme yolları tıkananların başvurduğu bir yöntem, çoğu zaman da “içip içip haberlere çıkmak” isteyenlerin aracı haline gelmişti. Ölümü, kendi canına kıyma isteğini bir yandan ucuzlaştırıp, öte yandan da meşrulaştırıyordu. Borçlarını ödeyemiyor musun? Bak geçen sana benzeyen biri attı kendisini köprüden ne borç derdi kaldı ne de üzüntüsü. Hadi sen de yap; başkaları yaptığına göre sen de yapabilirsin. Bak adam ağzına geleni söyledi, patronuna, eşine, arkadaşına dünyanın küfrünü salladı, başına toplananlar, polis dâhil gıklarını çıkaramadılar, kameralar da kayıttaydı, haberlerde tüm ülkeye yayımladılar.
 
Şimdi sırta saplanan bıçak fotoğrafına bakan olası saldırganları düşünelim. Vay bee, demek adamı nasıl çileden çıkardı karı kim bilir? Tabi ağbi, Allah bilir burnundan getiriyordu herifin hayatını, bak bak bi de boşanmak istemiş! Belki de dostu vardı, belki adamın erkekliğine laf etti ki adam da cinnet geçirdi bastı bıçağı. Basılır tabi, ekmek bıçağı mı o? Vay beee, amma da girmiş, kalbini de delip geçmiş midir, yoksa ciğerlerine mi girmiştir? Kürek kemiğine gelmesin diye ortalamış herhalde, yoksa öyle hızlı sapladı ki kemiği de mi delip geçti, vay bee, vay bee!
 
İkincileyin şiddete maruz kalma olasılığı olanlar. Fotoğrafın neden olacağı dehşet, şiddete ya da şiddet tehdidine maruz kalan okuyucularda korkudan başka hangi duyguya yol açabilir ki? Korku, çaresizlik, sessizlik ve boyun eğmeye giden sürecin tetikleyicisidir.
 
Kocama, babama, ağbime karşı çıkarsam başıma aynı şey gelebilir. Bak, kadın polise de savcıya da şikâyet etmiş adamı ama kimse adamı durduramamış. Bu erkekler kafalarına koydular mı, onlardan kurtulma/korunma şansı yok. Bıçak bana da saplanabilir. Ölüm mü, kabullenme mi? Beni kurtarabilecek hiçbir şey yok, kimseye güvenemem çünkü kimse o adamı durduramamış. Geçen gün dayak yediğimde karakola gitmeyi düşünmüştüm. Ama bak kadın gitmiş karakola, savcıya da başvurmuş. Bir işe yaramamış. İyi ki kimseye şikâyet etmedim yoksa dövmekle kalmaz o da beni öldürebilirdi. Canımı korumak için sözünden çıkmamaktan ve dayağını sineye çekmekten başka yolum yok.
 
Cinsel şiddeti ve diğer şiddet eylemlerini sürekli hale getiren, maruz kalanın çaresizlik içinde suskunlaşmasıdır. Bu suskunluk boyun eğmeyle sürer. Şiddete maruz kalanın suskunlaşması zayıf olmasından değil, zayıf bırakılmasındandır. Gerek devlet kurumları, gerek aile, çevre, arkadaşlar herkes şiddete maruz kalanı saldırgan karşısında yalnız bırakırlar. Bu yalnızlaştırma bir güçlü-zayıf yanılsamasına yol açar. Saldırgan tek başına hiçbir zaman saldırdığı kişiden daha güçlü değildir aslında. Ama polisi, emniyeti, savcısı, akrabası, mahalledeki tanıdıklar, gelenek, görenek ve konumuz olan medya hepsi birden aslında saldırganın yanında yer alarak güç asimetrisinin asli sorumlusu olurlar. Böylece yalnız ve kimsesiz bırakılan kadın, çocuk, eşcinsel, yaşlı ve engelli, saldırgan karşısında zayıf düşürülür. Kaçmayı bile beceremeyecek denli zayıf, tıpkı fotoğraftaki gibi… Kaçma çaban bile ölümünle engellenebiliyorsa, kaçarak gidebileceğin hiçbir yer, kişi kurum yoksa bıçağın sırtına girmesini istemiyorsan, sus o zaman. Sus ve boyun eğ! İlla kendini rahatlatmak istiyorsan kaderim bu, de.
 
Son olarak belki de en önemli grup olan tanıklar. Şiddete tanıklık edenlerin sanılanın aksine maruz kalandan değil saldırgandan yana taraf tuttukları artık çok iyi bilinen bir ruh hali. Şiddet -adı üstünde- korku uyandırır. Hele fotoğraftaki gibi dehşet duygularına da neden oluyorsa… Şiddete tanıklık edenler, saldırganın gücünden ve maruz kalanın çaresizliğinden o kadar ürker, o denli dehşete kapılırlar ki, bir seçim yapmak zorunda hissederler hiç farkında olmadan. Aynı şiddete maruz kalan mı olmak istiyorlar yoksa saldırgan kadar güçlü olarak onun saldırısından korunmak mı? İnsan korkar ve bu çok insanidir. Şiddetin de temel amacı bu korkuyu uyandırmak, yaygınlaştırmak ve bu yolla iktidarını yeniden üretmektir.
 
Aman Tanrım, nasıl da saplamış bıçağı hiç çekinmeden. Kadının kaçmasına bile izin vermemiş, yakalanmayı, hapis yatmayı göze almış adam. Gözü dönmüş demek ki. Ne oldu ve kadın ne yaptı ki adam katil olmayı göze almış, hayatının kaymasını umursamamış, alacağı cezayı, hapishaneyi hiç düşünmeden sokmuş bıçağı. Üst kattaki çam yarması iki geceye bir karısını döver, kadının çığlıklarından uyuyamayız. Bir ara çıkıp konuşmayı düşünmüştüm, iyi ki yeltenmemişim. Bir de bizim hanım karakola mı şikâyet etsek diyordu. Aha karakol iki sokak aşağıda, dayağı yiyen gidip şikâyet etmiyorsa vardır bir nedeni. Geçen adamla asansörde karşılaştık, çok da efendi görünüşlüydü, kadının da giydiği eteklerinin kısalığı dikkatimi çekmişti zaten! Belki de kadın, kocasının uyarılarına rağmen kısa etek giyiyordur. Zaten bir kadın kısa etek giyiyorsa, merdivende çıkarken ardından gelen var mı diye kontrol etmiyorsa, bacaklarını göstermeye meyilli demektir. Evet evet, kesin kadın biraz hoppaydı, adam da ne yapsın sonunda çileden çıkıyor demek ki. Dur şu gazeteyi eve de götüreyim de bizimki de görsün, anlasın benim kıymetimi. Ne adamlar var! Geçen canımı sıkmıştı biraz zaten, beni çilden çıkarma diye uyarmıştım. Baksın da görsün öfkeden gözü döndü mü neler yapabiliyor insanlar.
 
Belki de hiç yazmamak daha doğru ama F. A. 11 yaşındaki kızının fotoğrafı görüp, haberi okuyunca ne hissedeceğini sanıyor acaba? Böyle erkeklerden uzak durması gerektiğini mi, yoksa böyle öldürülen kadınlardan olmamayı öğrenmesini mi? 11 yaşındaki bir çocuğun karşı cinsin büyüklerinin her an en yakınına bile ölümcül şiddet uygulayabileceğini bilmesinin yararı ne olacak? Ya babası yayın yönetmenine, “Baba, sen anneme böyle yapmazsın değil mi?” diye korku dolu gözlerle sorarsa, ne yanıt verecek? Kadınlara ve çocuklara yönelik şiddet ve hele de cinsel şiddetin neredeyse dörtte üçünden fazlasının en yakınlarından geldiği bilgisini nasıl yorumlayacak o kız çocuğu? Yazık değil mi sadece ona değil, şimdi internet aracılığıyla tüm sanal âlemi kaplayan fotoğrafa bakmak zorunda kalan binlerce çocuğa?
 
Bir de utanmadan sıkılmadan savaş fotoğraflarını basarak kendisini aklamaya çabalıyor. Neymiş o iki fotoğraf savaşların bitmesinde çok önemli rol oynamışmış da kendisi de artık böyle haberler yaparak kadına yönelik şiddeti bitirmeye soyunmuşmuş. Kendisine savaşın acımasızlığının belgelerini destek olarak görmesi de aynı şiddetin erkekçe yorumu değil mi? Kadına yönelik şiddeti, şiddeti gözümüze sokarak bitirmeye çalışan erkek şiddeti! Şiddeti ve maruz kalanları fetiş nesnesi haline getirerek satış unsuruna çevirmeye cinayet pornosu denilir. Başka adı yoktur, tanımı da.
 
Nasıl pornografi bedeni ve cinsel eylemi fetişleştirerek, izleyicisini edilgen alıcı/ tanık konumuna sokarsa, kanlı cinayet fotoğrafı da aynı işlevi görür. Sadece dehşet içinde izler ve olabilirliğini görerek ya yeltenirsiniz ya da kabullenirsiniz.
 
Kadına yönelik şiddetin yaygınlaşmasında medya çok önemli bir taşıyıcı ve F. A. da bu çorbada bir tutam da olsa tuzu olduğu için hakkaten “adam gibi adam olmuş demek gerekiyor.  
 
Bu yazı Kaos GL Dergisi’nin 121. sayısında yayınlanmıştır.

Etiketler:
Nefret