18/02/2009 | Yazar: Murad Esin

Murad Esin | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Murad Esin
Sevgililer günü geldi ve geçti. Belki de sıradan bir gündü bazılarımız için bazılarımız içinse aşık olduğu kişiyle birlikte bir romantik gündü. Burada (ABD) barların ve lokantaların özel menüleri ve programları oldu ve ay boyunca da kırmızı rengine odaklaşan partiler sürüp gidecek. Gazetenin birinde İstanbul'dan aşık manzaraları vardı. Tabii ki İstanbul'da aşkı yaşamak başka olsa gerek.
Sözlüklerde aşkın tanımına bakıldığında genelde karşılıklı olarak insanların duygularını davranışlarla birbirlerine göstermeleri olarak anlaşılabilir. Değişik aşk çeşitleri var. Kişisel olan ve olmayan olarak iki alanda toplanabilir bunlar. Kişisel olmayanlar, Tanrı aşkı, vatan aşkı, doğa aşkı gibi olanlar sayılabilir. Kişisel olanlar ise aile bireylerine olan aşk, arkadaşa olan ve sevgiliye olan. Belki de bizi sevgililer gününde ilgilendirende bu. Sevgilimize olan aşk!

Behramoğlu; ‘Ölümdür yaşanan tek başına, aşk iki kişiliktir’ diyor. İki kişi arasında yaşanan duygusal bağlantı. Bu beliki seksi içeriyor belki de değil, ancak karşılıklı duygu kabarması, bir duygu bu. Birine aşık olmak bir çok sorumluluğu ve zorluğu da beraberinde getirir. Kalbinizde birine yer ayırmak , onu hayal etmek ve düşünmek, tutkuyla ve arzuyla onu istemek . Aşk özveriyi beraberinde getiriyor ve özverili oldukça, kendimzden bir şeyler verdikçe ve aşkımızın nazını çektikçe çeşitli zorluklarla ve bizim için belki de dayananılması zor acılarla başbaşa kalırız. Ancak neden aşksız yapamayız? Sanırım aşık olmak güzel bir duygu da ondan.
 
Birde aşkın heterosu homosu olur mu sorunu var. Aşk aşktır ve cinsiyet tanımaz. Aşk bir duygudur ki kalpte başlar beyne gider ve oradan tüm vücüda dağılır. Kalpte bir aşk tutuşurken , kalp cinsiyete bakmaz. Damarlarda kan basıncı yükselirken sanmıyorum ki göz farklı şeyler görsün. Burada cinsiyet biter. Bu anlamda Sevgililer Günü bir hetero günü olarak kabul edilemez. Kaldi ki bu gönül işlerini ilgilendiren tarihlerin tanımlamaların heterosu homosu olmaz. Var mı? Bunlar hep kişisel yorumlar. Eğer biz kendimize ait tanımlamalarla yola çıkarsak, kendimizi toplum dışına itersek ve ayrı düşünürsek işte orada yani kendi kafamızda yarattığımız ayrımcılıkla toplum bize geri döner ve zorluklarla acılarla karşılaşırız.
 
Aziz Valentine birine aşık oldu mu? Tarihler bu konuda bilgi vermiyor. Bişhop olduğu söyleniyor. Hristiyan çiftlerin nikahlarını kıydığı ve Hristiyanlığı yaydığı için Hristiyan olmayan Roma İmparatoru tarafından hapse atıldığı ve hapiste iken Roma İmparatorunu Hristiyan yapmaya çalıştığı ve İmparator tarafından idam cezasına mahkum edildiği, taşlandıktan sonra idam edildiğini tarihçiler yazıyor. Bu bilgi aktarılanların en kabul edileni. Ve Aziz Valentine hiç birine aşık oldu mu? O dönemde kiliseler arasında bir ayrılık halen daha mevcut değildi ve belki de o hiç evlenmemişti. Aşka kendisini adayan bir kişilik. Ve sonunda bunu hayatıyla ödüyor. Aziz Valentine’nin kişiliğinde canlanan ilahi aşk ve insan aşkı ile bugüne gelen Sevgililer Günü hetero bir gün olarak nitelendirilemez. İnsanları seven ve bir gönül insanı olan Aziz de bugün yaşasaydı sanırım böyle düşünürdü.
 
Kaldiki eğer günleri hetero ve homo günleri olarak ayırırsak 1 Mayıs işçi bayramını ne yapacağız, Newroz’u ya da öteki önemli günleri. Neden günleri cinsiyet ayrımcılığına tabi tutalım? Kendimiz ayrımcılığa maruz kalırken neden ayrımıcılığı bizden başlatalım?
 
Geçmiş Sevgililer Gününüz kutlu olsun. 


Etiketler:
Nefret