11/03/2008 | Yazar: Tayfun Atay

‘Ama oldu işte! Geçen hafta bu köşede yer alan "Bülent Ersoy'dan ders almak lâzım!" başlıklı yazıma, hiç beklemediğim bir yerden tepki geldi.

Tayfun Atay | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Tayfun Atay
‘Ama oldu işte! Geçen hafta bu köşede yer alan "Bülent Ersoy'dan ders almak lâzım!" başlıklı yazıma, hiç beklemediğim bir yerden tepki geldi. 'Normatif' heteroseksüalite dışındaki 'cinsellik halleri'nin pratisyenleri ve temsilci kuruluşları yazımı beğenmediler ve kıyasıya eleştirdiler. Hatta mahkûm ettiler...’ Tayfun Atay yanıt veriyor.

BirGün gazetesi yazarlarından Tayfun Atay’ın geçtiğimiz hafta köşesinde yayımlanan ‘Bülent Ersoy’dan ders Almak Lazım’ başlıklı yazısında Kaos GL yazarlarından Aykan Safoğlundan da yanıt gelmişti. Safoğlu [[[Bülent Ersoy'dan Ders Almak/Alamamak]]] başlıklı yazısında Atay’ın empatiden yoksun olduğunu belirterek yazılanları eleştirmişti.

Atay aldığı tepkiler nedeniyle konuyu yeniden köşesine taşımış ve eleştirilere yanıt vermiş.

İlle dostun gülü yaralar beni!

BirGün, 8 Mart 2008

Bu kadarına gerçekten de rüyamda görsem inanmazdım! Yıllardır eşcinselliğin bir kültürel kategori, yani yaşam biçimi olduğunu dillendirmiş bir antropolog olarak...

Gey, lezbiyen, biseksüel, travesti ve transeksüel tercihlerin insanlığımızı zenginleştirdiğini, hatta daha fazla insan olma yolu açtığını savunan bir 'hetero' olarak...

Her erkekte bastırılmış bir kadınlık, her kadında bastırılmış bir erkeklik olduğu iddiasını temellendirmeye ömrünü adamış bir insan olarak...

Dost bildiklerimi kırmak ve onların hedefi haline gelmek istemezdim.

"Erkeklik en çok erkeği ezer" deyişine öncülük edip de ataerkil söyleme hizmet ithamına uğramak istemezdim.

Cinselliği bir 'durum' olmaktan çok 'süreç', bir 'sabite' olmaktan çok 'yelpaze' gördüğüm halde 'heteroseksist' diye literatüre geçmek istemezdim!..


* * * *

Ama oldu işte! Geçen hafta bu köşede yer alan "Bülent Ersoy'dan ders almak lâzım!" başlıklı yazıma, hiç beklemediğim bir yerden tepki geldi. 'Normatif' heteroseksüalite dışındaki 'cinsellik halleri'nin pratisyenleri ve temsilci kuruluşları yazımı beğenmediler ve kıyasıya eleştirdiler. Hatta mahkûm ettiler...

Hemen belirteyim: Bu, beklemediğim bir tepki olsa da onun haksız olduğunu düşünmüyorum. Ama bu haklı tepkiye muhatap olurken acaba biraz haksızlığa uğramıyor muyum diye düşünüyorum.

Amacım, esasen, resmi-siyasal şiddete karşı çıkarken, bir sosyopolitik soruna özde 'eril' bir söylem ve pratikle çözüm aramayı reddederken 'transseksüalite'den bir metafor olarak yararlanmaktı.

Kaş yapayım derken göz çıkartmış, yüzüme gözüme bulaştırmış olabilirim. Ama tüm samimiyetimle ifade etmek isterim ki yazıyı yazarken transseksüaliteyi olumsuzlayıcı değil olumlayıcı, 'şer'leştirici değil meşrulaştırıcı ve aşağılayıcı değil yüceltici bir motivasyon içindeydim. Sadece yazıya bir parça 'sense of humour' (mizah duyusu) katma yolunda Türk ataerkilliğinin ('Bülent Hanım', 'sertlik', 'fazlalık' gibi) bazı klişelerine , ama alışıldık olana zıt yönde, o ataerkilliğin aleyhine işlerlik kazandırmak istedim. Teşbihte hata olmaz diye mazur sayılabileceğimi umarak...

Lâkin teşbihte hata da olmuş! Zeki Müren örneğinde travestiliğe cahilane bir haksızlıkta bulunmuşuz; ona da kabul..

* * * *

'İtham'ları bir kenara bırakmak kaydıyla, yöneltilen eleştirilerde haklılık payı olduğunu düşünüyorum, evet. Dahası, bu eleştiriler temelinde yazıma geri dönüp özeleştirel, hatta 'özdüşünümsel' bir 'göz'le baktığımda başka şeyler de geliyor aklıma. Acaba 'alternatif cinsellikler' dünyasından gelen 'dikkatsizlik', 'yetersizlik' ve 'bilgisizlik' eleştirilerinin ötesinde daha 'derin' bir şey mi var diye kendi adıma merak ediyorum.

Şöyle ki, yukarıda belirttim, ben büyük bir içtenlikle, iyi niyetle ve 'masumane' yazmış olabilirim belki. Ama tabii ben, kendimi bildiğim kadarıyla...

Ne var ki bilemediğim ben, 'benden içerü' olan ben, bilinçli-bilinçdışı kültürel şartlandırmaların eseri olan 'derin ben'... Acaba o, kültürel genetiğimize kök salmış ataerkil-heteroseksist örüntünün etkisinde mi ki hâlâ?!.

Hani cinsiyet eşitliğinden yana olduğunuz, 'antiseksist' bir hayatı savunduğunuz halde, yine de kahrolası bir alışkanlıkla ağzınızdan 'bilim adamı', 'iş adamı', 'insanoğlu' gibi tabirler çıkar ya! Binlerce yıllık 'kültürel' koşullanmanın kurbanı oluverirsiniz bir anda. Kendinizi inkâr edercesine...

Ama sonuçta yine de çabalamaya devam edersiniz tabii. İçinizdeki o inatçı, dayanıklı, dirençli, derin, köklü, fakat 'yanlış' koşullanma ve alışkanlıkları ortadan kaldırmaya... Sizde, size karşı olanı yok etmeye...

İşte belki bu da öyle bir şey! Heteroseksist ataerkilliği tam bir 'kültürel mutasyon'a uğratana dek söz konusu yazıda rast gelindiği türden 'regresyon'lar zaman zaman nüksedecek belki de?..

* * * *

İleri sürülen eleştiri ve ithamlar sonucunda benim asıl düşündüklerim bunlar... Dolayısıyla tepkiler, hayırlara vesile oldu denilebilir.

Ama, yine de geriye kalan bir üzüntü var. Tepkiyi hakettik belki, ama bunun heteroseksist ataerkillik diyarına sürgün cezasına varması; evet, evet, o üzücü hakikaten...

Ne yapalım, dostlar sağolsun!..



Etiketler: medya
Nefret