05/08/2015 | Yazar: Cemal Akyüz

Löpçük son üç sayıdır beş lira karşılığında İstanbul Kadıköy Flaneuer çizgi roman kitabevinde dağıtıma giriyor.

Cemal Akyüz | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Cemal Akyüz

Erman Akçay, Ocak 2014’de Löpçük adlı fanzini sadece çeviri desteği alarak tek başına çıkarmaya başladı. Yeraltı sanatı ağırlıklı dergi, bir yanıyla basılı yayın hayatına son verip online devam eden bant dergisi havası taşıyordu. Ancak pembe şeker şurup bant dergisinin halüsinasyon geçiren bir hali gibiydi ve anaakım olan hiç bir şeyle uzaktan yakından ilgilenmiyordu. Grafik eğitimi almış bir sanatçı olan Akçay derginin kapağını, mizanpajını yapıyor, yer verdiği bütün yaşayan sanatçılara ulaşıp onlarla ropörtaj yapıyordu.  

Kendimi bildim bileli bir şeyler karalıyorum. Fanzin çalışmalarım ise lise çağlarıma dayanıyor. Shotgun Suicide newsletter, o dönemlerde ingilizce yayımlayıp, yurtiçi ve yurtdışına dağıttığım ilk fanzin çalışmam. 3 sayı yayımlanmış olan bu fanzin, içeriğinde death metal, grindcore ve noise gibi underground müzik gruplarıyla yapılan söyleşilere, albüm ve demo tanıtımlarına yer veriyordu. Bilinçsizce de olsa sağda solda gördüğüm flyer’lardan araklayarak ben de fanzin sayfalarında "death to homophobia and sexism" gibi vurgular yaptığımı hatırlıyorum: Grindcore çok şiddetli bir müzik olmasına rağmen seksizme karşıydıÇoğu underground müzik firması tanıtım bültenlerine "seksist ve nazi pislikler göndermeyin!" ibareleri koyarlardı. Tabii bunların tam olarak ne anlama geldiğini anlamazdım. Genç bir delikanlı olarak anti-seksist bir mücadelem de yoktu açıkçası. Ama punk anti-seksist’ti, cinsiyetsiz, eşitlikçi bir hareketti. (bkz: Craig O’Hara "Punk Felsefesi" 6. bölüm, sayfa 101 - Cinsiyetçilik, Feminizm ve Açık Eşcinsellik)

İlerki yıllarda, sanat akademisi mezunu olduktan sonra tekrar çeşitli fanzinler yaptım. Daha çok graffiti, illüstrasyon gibi alternatif sanat akımlarına eğilen amatör yayınlardı bunlar.

Görsel: Motohiro Hayakawa, Löpçük Fanzin

Daha ilk sayıdan Löpçük , yapıtlarıyla yoğun kapitalizm ve anaakım medya eleştirisi yapan Jeremy Profit, Miron Zownir, Gregory Jacobsen, Marc Jenkins gibi sanatçıları kapsamlı röportajlarla okuyucularına tanıtmaya başladı. Ele aldığı sanatçılar zaten çok kısır içerikli basılı sanat dergilerinde kendilerine yer bulamayacak kadar queerdi. Fanzin dünyası için de yenilikçi olan bu sanatçılara görselleri ile yer verilmesiydi. Genellikle yazılı metinlerden sınırlı sayıda siyah beyaz resimlerden, daha gerilla tarzı sloganvari sanat yazılarından oluşan fanzinlerin yanında Löpçük renkli ve çok sayıda resme yer veren ve sanatçının iç dünyasıile sanat ve dünya hakkındaki kapsamlı düşüncelerini yansıtmasıyla da alanında ayrıcalıklı bir yere sahip oluyordu. 1928 - 1987 yılları arasında yaşamış olan sado-mazoşist queer sanatçı Engelbert Kievernagel  yaptıklarıyla ve akıl hastası teşhisi konup yıllarca ruh ve sinir hastalıkları hastane koğuşlarında tutulmasıyla art brut ‘ham sanat’ janrına dahil edilebilecek bir sanatçı. A4 ve A1 kağıtlarına yaptığı pornografik resimleri ve seks kölesi olmak için yalvardığı Reinhard Scheibner ‘e yazdığı mektupları Türkçeye çevrilerek basıldı. Bu örnekler ham sanatın isim babası  Jean du Buffet’nin Isviçre’nin Basel şehrinde kurduğu Ham Sanat Müzesi’ndeki örneklere nazaran oldukça sert. Dergiye bakanların kolaylıkla pornografik olarak nitelendirebilecekleri görsellere yaklaşım ise bu işleri üretenlerin yaklaşımından farklı değil. Sanatçılar resimlerini pornografi olarak nitelendirmiyor veya  fotoğraflarını playboy gibi erotik dergiler için çekmiyor. "Olgun erkeklerden hoşlanan tomboyların resmini çekiyorum" diyor Richard Kern ve "yaptığınız işi ne için yaptığınıçok önemli, ben pornografik dergiler için de çalıştım, para kazanmalıydım"diyerek onyıllardır tartışılan bir konuyu da gündeme getiriyor. Para-sanat ilişkisi. Para için pornografi çekerim, ama para kazanmıyorsam ve sanat için çekiyorsam bunun adı pornografi değil konusunun kendisi başlı başına pornografik bir konu. Peki ya fanzinler? Onlar neden satılmıyor? Löpçük son üç sayıdır beş lira karşılığında İstanbul Kadıköy Flaneuer çizgi roman kitabevinde dağıtıma giriyor. Ayrıca pdf olarak tumblr’da bedava ulaşılabiliniyor hatta dergiyi ücretsiz olarak basıp yayan gönülllüler de mevcut.

Fanzin ilk sayısından itibaren queer elementlere haiz Türkiyeli sanatçıları da ihmal etmedi. Son üç yıllık retrospektifini şu sıralarda Londra’da sergileyen 1982 doğumlu ressam Bora Akıncıtürk başta olmak üzere 80 sonrası milupa kuşağına da, old school graffiti sanatçılarından Turbo başta olmak üzere, obscure electronic müzik yapanlara ve computer freaklere de yer vererek disiplinler arası disiplinsizliği sağlama aldı. İlk sayıdaki Erman Akçay kapağından sonra  ikinci sayı Rafet Arslan’a teslim edildi.  Rafet Arslan, ismi net bir şekilde konmayan self-trained 2000 sonrası sanatçılarından. Sürrealist yazınla girdiği sanat dünyasında başta sürrealizm olmak üzere dada, situasyonizm gibi pek çok konuda yazarak, konuşarak ve üreterek zeminin sağlamlaşmasına katkıda bulundu. Fanzinlerden, Kült yayınevinden çıkan ‘Zigurrat Terbiyecisi’ kitabına kadar Arslan’ın ürettiği ve dokunduğu pek çok şeyde queer’in en önemli karakteristiği yığmanın yeri çok bariz bir şekilde görünür halde.

Löpçük kadın sanatçılara her sayısında yer veriyor. Eski bir Leman çizeri  olan (sahne adı) Lucy Ferra dergiye üçüncü sayıda çizgi romancılar kadrosundan giriş yaptı. Nereye baksak erkek egemenliğini gördüğümüz yazı-çizi camiasında kadınların varlığı çokönemli. Karikatür dergilerinde kendine yer bulan kadın karikatüristler de var tüm çizerleri kadın olan karikatür dergisi de. Doğasıgereği karikatür, illüstrasyon ve fanzin arasında çok yakın bir akrabalık var. Bu akrabalık bağı Löpçük dergisinde her sayıda gittikçe daha da sağlamlaşıyor. Yedinci sayıda yer verilen Sarah Maple, heteronormativizme ciddi eleştiriler getiren, fotoğraflarıyla çarpan bir kadın sanatçı. Elinde ‘I wish I had a penis, Because then I’d fuck you, then steal your job’ ‘ Keşke penisim olsaydı, seni siker sonra da işini çalardım’ pankartı tutan işi başta olmak üzere provoke ederek sorgulatan radikal feminist işlerin sahibi Sarah Maple için Beverley Knowles: onun işleri hassas kalpler için değil tanımını kullanıyor.  Muadili Elif Yıldız ise aynı sorgulamayı illüstrasyonları ile yapıyor. Eski-yeni bütün kadın sanatçıları keşfetmeye ve tanıtmaya açık olan dergi kendini 2010’lardan 1920’lere ışınlıyor ve 2015 Pembe Hayat 4. Muir Fest Film Festivali’nde ilk kez Türk seyircisine‘Mamadada’nın Şarkılı Filmi’ ile tanıtılan Barones Elsa von Freytag Loringhoven’in Türkçede ilk kez bir şiirini yayınlıyor. Dada’nın bu unutulan kadınının yazdığı queer şiir sanki yeni yazılmış gibi taze.

Derginin basılan en son sayısı çizgi romana oldukça yoğun yer verdi ve queer konular bariz bir şekilde artış gösterdi. HOMO dergisinin 2011 yılında sayfalarında yayınladığı çok tartışma yaratmaya açık Homo manifestosunun tamamını bastı. Fanzin dahaönce de sanatçıların neredeyse iki kampa ayrılarak eleştirdiği Nick Zedd manifestosunu yayınlamıştı. Ekstremist Manifesto’da Zedd sanat piyasasını, maddi çıkar ilişkilerini, anaakımı, ünlü olma arzusunu sertçe eleştiriyordu. Löpçük yayınlanan son sayıdaki kapağında ‘Oldum Olası İçimde Biri, Tüm Gücüyle Hiçbir Şey Olmamaya Çalışıyor’ diyerek  mottosunu Türkiye’nin ilk fanzincisi  Esat Cavit Başak’tan alıyor, Başak’a yoğun olarak yer veriyor. Başak’ın işleri ‘Saptırma’ (Detournement), yani sitüasyonistlerin sözleriyle:  en genel anlamıyla aşırma (saptırma) şeylerin yeniden oyuna sokulmasını her yanıyla kucaklar. Bu oyunun, parçalarının hiyerarşisi içinde donup kalmış varlıkları ve şeyleri kavradığı ve yeniden birleştirdiği eylemdir.    

Fanzin denen şeyde saptırma fazlasıyla var, ancak bu saptırma cihazını Akçay dönüştürüyor. Hacking elden gelenin en azı, yerli yabancı sanatçılara ulaşıp özgün makaleler üretmek bu fanzinin en büyük özelliği. Fransa, Almanya, İngiltere, ABD  başta olmaküzere dışarıya da ulaşan fanzini özellikle fanzinde yer almış sanatçılar bayılarak takip ediyor. Gelecek sayıda da İsveçli feminist porno modasının sanatçılarından biri olan Marit Östberg’le yapılan ve anaakımdaki benzerlerine hiç benzemeyen bir röportaj yayınlanacak.

www.lopcuk.tumblr.com

*Bu yazı ilk olarak Kaos GL Dergisi’nin “Yayıncılık” dosya konulu 142. sayısında yayınlanmıştır.


Etiketler: kültür sanat
Nefret