08/05/2012 | Yazar: Osman Bulugil

Endüstriyel futbolun ilişkileri ve yıkıntılardan kurdukları ‘futbol kültürüne’ karşı inatla direnmeye devam ediyor A.Bilbao. Futbolda sürekli transferin sihirli eli dayatmasına karşı direnen Bilbao, bu niteliğiyle sistemin başarı yaftalarına çomak sokuyor.

Osman Bulugil | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Osman Bulugil
Endüstriyel futbolun ilişkileri ve yıkıntılardan kurdukları “futbol kültürüne” karşı inatla direnmeye devam ediyor A.Bilbao. Futbolda sürekli transferin sihirli eli dayatmasına karşı direnen Bilbao, bu niteliğiyle sistemin başarı yaftalarına çomak sokuyor.
 
Öncelikle en çok tartışılan Bilbao’da kimler oynayabilir kısmını açalım: Bununla ilgili iki kriterden söz edebiliriz. Birincisi, futbolcunun ve ailesinin menşeiyle ilgili. Herhangi bir kulübün alt yapısında yetişen (A.Herrera’nın zaragoza’da yetişmesi gibi) fakat Vizcaya doğumlu olan futbolcular Bilbao’da oynayabiliyor. İkincisi de yedi Bask bölgesinden olan, burada doğan ve bu bölgelerde futbola başlayan bir oyuncu forma giyebiliyor. Örneğin Jonás Ramalho Chimeno Angola menşeli, baskonya doğumlu bir oyuncu ve Bilbao kadrosunda yer alıyor.
 
A.Bilbao, 1928’den beri İspanya La Liga’da mücadele ediyor ve ligden hiç düşmeyen üç takımdan biri (Barcelona ve R.Madrid’le beraber). Bask ekibi,  8 kez İspanya La Liga’yı, 24 kez de İspanya Kupası’nı kazandı.  Altyapısı, iç sahada oynadığı tempolu futbolu ve San Mames Stadı’nda taraftarıyla bütünleşmesi en çok öne çıkan yönleri arasında Bilbao’nun. Bilbao var olan düzen içinde, endüstriyel futbolun ilişkilerine karşı duruş sergilerken, futbolun asla sadece futbol olmadığını bir kez daha gösteriyor.  Kültür olarak sunulan futbolun da bir barbarlık belgesi olduğunu her maçında bize bir kez daha hatırlatıyor Bask’ın direnen ekibi. Bu sezona Bielsa’yla giren Bask ekibi, ilk haftalarda sıkıntılı bir süreç geçirse de toparlanmayı başardı ve artık sahada Bielsa’nın Bilbao’sunu izliyoruz.
 
Sezon başında İnter’i reddeden ve Bask bölgesine gelen Bielsa, bu sezon tam da futbol dersi veriyor takımıyla beraber. Presi kullanmakla beraber, hücumda çeşitli varyasyonlar deneyen ve oyunun akışına göre üçlü defansı dörtlüye çevirebilen bir oyun felsefesine sahip. Hareketliliği içeren oyunda ‘hareket halinde müdahaleler’ yapabilen Bielsa’nın takımını Ferguson, “Ben Avrupa’da daha önce böyle oynayan bir ilk onbir görmedim. Bu başlı başına bir güzellik” diyerek hayranlığını dile getirmişti.
 
Bielsa, yalnızca her geçen gün daha da dayatılan, bütün kavramsal düzeneğiyle beraber tek tipleşmeye evirildiği futbol taktiklerine karşı durmuyor (Tabi barcelona’yı da unutmayalım), aynı zamanda futbolun taç çizgisinin kenarındaki cantonası… Şili milli takımından ayrılışında federasyon seçimlerinde havuzdan gelirlerin daha eşit paylaştırılmasını savunan H.M. Nicholls’un seçilmeyip, Şili’nin büyük takımlarının desteğini alan J. Segovia’nın seçilmesi etkili olmuştu.
 
Valeri Lobanovski’den bu yana biliyoruz ki“Başka bir futbol mümkün”. Bugün Barcelona da total futbol ve Valery Lobanovski’nin mirası oyunuyla futbolda yaratıcılığa katkı sağlarken, Bielsa da Bask ekibinde başka bir futboldan esintiler izletiyor. 

Etiketler:
Nefret