21/04/2010 | Yazar: Kaos GL

Dot'un yeni oyunu 'Punk Rock', gençlerin dünyasına girip bedenini yırtıp çıkmayan ruhların hikâyesini anlatıyor.

Kaos GL | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Kaos GL

Dot'un yeni oyunu 'Punk Rock', gençlerin dünyasına girip bedenini yırtıp çıkmayan ruhların hikâyesini anlatıyor. Oyunun yazarı Simon Stephens ve Yönetmen Rıza Kocaoğlu ile Radikal gazetesinden Efnan Atmaca ve Şebnem Alemdar ayrı ayrı görüştü. 

Genç oyunculardan oluşan kadronun yönetmen koltuğunda Rıza Kocaoğlu var.
Dot, kurulduğu günden bugüne repertuvarında yer verdiği oyunlarla izleyicisini dünyada var olan şiddete, haksızlıkları, günümüzün sıkışmışlık sorunlarına karşı bir iç hesaplaşmaya çekti. Şimdi en başa, şiddetin çıkış noktasına dönüp gençlerin hayatına uzanıyorlar. 22 Nisan’da prömiyeri yapılacak ‘Punk Rock’, İngiliz oyun yazarı Simon Stephens’a ait.

İngiltere’de zengin çocuklarının gittiği bir özel okulda geçen hikâye bu kez gençlerin şiddet dolu dünyasına giriyor. Ve dünyamızın şiddeti nasıl normalleştirdiğini ve gençlerin bu normalleştirme içinde şiddetle yaşadığı ilişkiyi konu alıyor. Oyunun sürprizi ise Dot’ta oyuncu olarak izlediğimiz Rıza Kocaoğlu’nun bu kez yönetmen olarak karşımıza çıkması. Çağan Irmak’ın ilk filmi ‘Bana Şans Dile’de okul içinde şiddet uygulayan bir genç olarak karşımıza çıkan Kocaoğlu bu kez yönetmen olarak konuya dalmış.

Sahnede canlı ‘punk rock’ şarkılarını da seslendiren kadroda Kocaoğlu’nun kız kardeşi de yer alıyor. Hakan Kurtaş, Tuğçe Altuğ, Gonca Vuslateri, Kaan Turgut, Emre Yetim, Gözde Kocaoğlu ve Mehmetcan Mincozlu’dan oluşan genç kadro performanslarıyla alkışı hak ediyor. Bugün prömiyeri yapılan oyun, yarından itibaren  izleyiciyle buluşacak.

Yönetmen koltuğuna sizin geçmeniz nasıl oldu?
Bu sezon sahnelenecek çok oyun vardı. Bu oyunu da bizden birinin sahnelemesi gerekiyordu. Oyunun yapısı ve doğası gereği benim yapmam uygun oldu. Zaten punk felsefesi de ‘kendin yap!’ der. Dolayısıyla iş bana düştü. Tek başıma yapmış gibi hissetmiyorum tabii. Arkadaşlarımla beraber yaptık her şeyi. Murat Daltaban’ın eli de hep üstümüzdeydi. Dot, bir özgürlük alanı. Bu özgürlük alanında derdi olan insanlarla bir hikâye anlatıyoruz ve bu kez farklı bir rol düştü bana. Takımın farklı bir yerinde oynadım. Zaten Dot’ta oyunculuk yapmadan önce, okuldayken ve sonrasında da aklımda bir gün yönetmenlik yapmak vardı.

‘Punk Rock’ta sizi çeken neydi? En çok hangi yönünden etkilendiniz oyunun?
Oyundaki konu şiddetle paralel. Ben de kendime şiddeti yenme yolu olarak adını koyarak ya da entelektüel bir çaba olarak olmasa da ergen yaşlarda tiyatroyu seçtim. Tiyatroyla tanıştığımda daha düzgün biri olmaya başladım. Tam bu oyunda öyküsü anlatılan gençlerin yaşında tiyatroyla tanıştım. İçimdeki şiddeti kanalize etme yolunun tiyatro olduğunu biliyordum. Oyundaki her karakter kendi bedenine hapsolmuş durumda. Beni en çok etkileyen kısmı bu hapsolmuşluk. Çünkü oyunda kendi bedenini yırtıp çıkamayan ruhlar var. Bu gerçek üzüyor beni, canımı acıtıyor.

Öfkeli bir çocuk muydunuz?
Herkes kadar. Geleceğe dair bir alanım yoktu. Başarılı bir öğrenci değildim ve eğer tiyatro olmasaydı yeteneğimi keşfedeceğim alana değmeyebilirdim. Benim kadar şanslı olmayan binlerce çocuk var. Ve işte bu sonuçlar var ortada.

Sizce neden bu çocuklar bu kadar umutsuz?
Dünyanın geleceği olarak nitelenen insanlar şiddet var olmasın diye var olan bir kurumda, bir eğitim kurumunda yani okulda şiddeti yaşıyorlar. Dünya öyle bir hale gelmiş ki en masum olması gereken yaştaki insanlar en sert olmuşlar. Oyunun güçlü çatışması bu noktada ortaya çıkıyor. Oyunun yazarı İstanbul’a gelmişti. Onunla sohbetimizde de bundan bahsettik, şiddeti uygulayan çocuklar hasta olduğu için ya da bir şeylere kızdığı için yapmıyorlar bu eylemleri. Normal buluyorlar. Çünkü şiddet normalleştirildi. Yani suçlu olan çocuklar değil dünya. Ama bence oyunun içinde umut var. Çünkü karakterlerin umudu bitmiyor. Ben de açıkcası işin o tarafından bakmak istiyorum hayata da dünyaya da.

Tüm bu şiddet rağmen sizce çaresiz değiliz, bizi iyi bir gelecek bekliyor diyebilir miyiz?
Bence kesinlikle çaresiz değiliz. Çaresiz olduğumuz anlar ve zamanlar var. Dünyanın sıkışıp yeniden başladığı zamanlar var. O zamanlardan birine çok yaklaştığımızı düşünüyorum. Hiç umutsuz değilim. Dünya patlayacak, hatta patlamaya başladı. Bütün bu doğal felaketler, insanların yaptıkları sonucunda daha olumlu bir şeyler doğacak. Evrene kendini devam ettirecek ve yeni insanı bulacak.

‘Punk Rock’ oyunda ne anlama geliyor ?
Punk’ın bir varoluş şekli olduğunu düşünüyorum. Dünya var olduğundan beri punk var ve dünya sona erene kadar da olacak. Punk ölmedi, ölmez çünkü bir ruh hali. Birileri bir şeyler yaptıkça yıkmak isteyen birileri olacak. Birileri bir bina yapıp benim güneşimi kestiği zaman ben o binayı yıkmak isteyeceğim. Punk tam olarak bu noktada duruyor.

Alternatif bir tür, ana akım olunca ona karşıt yenilikler üretmemiz gerekiyor. Bu anlamda da kullanabilir miyiz bu duruşu?
Kesinlikle. Bence Dot, Punk felsefesiyle kurulmuş bir tiyatro. Punk, “Bir şeylerden şikâyetçiysen kendin yap” diyor. Biz de şikâyetçiydik sanat dünyasına dair... O zaman tiyatro kulislerinde sadece şikâyet etmek yerine bu felsefedeki gibi kendin yap doğrultusunda ilerledik. Ben de bu oyunun sorumluluğunu alırken bu düşünceden hareket ettim. 
 
***

Dot'ta sahnelenen 'Punk Rock' ve 'Pornografi' oyunlarının yazarı Simon Stephens, 'In-Yer Face eleştirmenlerin uydurması' diyor.

In-Yer Face türünün (Suratına Tiyatro) en önemli temsilcilerinden birisi olarak gösteriliyorsunuz. Peki siz kendinizi böyle mi tanımlıyorsunuz?
Ben, In-yer Face kavramına inanmıyorum. Bence bu eleştirmenlerin bir keşfi: Bir mit. Birbirinden tamamen farklı amaçları, ideolojileri, ilgi alanları, estetik anlayışları ve yaklaşımları olan insanları tek bir çatı altında toplamak bana kalırsa mitolojik bir kurgu. Örneğin Phillip Ridley, Mark Ravenhill’den Ravenhill’de Sarah Kane’den çok farklı üslubu ve derdi olan yazarlar.

Oyunun adı ‘Pornografi’ ama oyun hiç pornografik öğeler içermiyor. Sanırım bu başlığı başka bir tanım dahilinde kullandınız. Oyunu seyrederken karakterlerin birbirini ‘görmediğini’, anlamadığını düşündüm. Sizin pornografi ile neyi kastettiğinizi anlamak açısından bu gözlemden yola çıkabilir miyiz?
Birbirlerini görmüyorlar, birbirlerinden uzak ve kopuklar, izole olarak yaşıyorlar aslında. İnternet hayatımıza girmeden önce ‘pornografi’ bir sinema türü olarak biliniyordu. Son on yılda anlam ve içeriği değişti. Newporn, dünyanın en çok tıklanan 43. internet sitesi. Çok fazla pornografi üretiliyor ve tüketiliyor. Pornografi temelde insanları nesnelleştiriyor. Burada bir ironi var. Cinsellik iletişim ve paylaşıma dayalı çok insani, çok narin, ve çok eğlenceli bir şey; pornografi ise bunların tersi. Pornografi insanlıktan uzaklaşma, canavarlaşma ve bencillikle ilgili... Bunun temel sonucu mastürbasyon. Bence bu oyundaki karakterlerin davranış biçimleri ve tavırları tamamen yalnızlığı dramatikleştiren bir nesnelleşme üzerine kurulu.

Nesnelleştirme, bu birbirimizi görmeme halinden mi doğuyor sizce?
Sanırım. Fazlasıyla kalabalık bir kültürde ayakta kalmaya çalışırken, giderek kırılganlaşan bir ekonomik sistemde hepimiz birbirimizden uzaklaşıyor, izole oluyoruz. Teknolojinin varlığı ve yaygınlığı birbirimizle konuşmaktan ve dinlemekten alıkoyuyor bizi. I-pod’umdan ve telefonumdan vazgeçemiyorum. Durumumuz çok korkunç...
 
‘Punk Rock’, 30 Nisan’a kadar  Dotmars’ta sahnesinde. 0212 232 44 40
Efnan Atmaca, Şebnem Alemdar


Etiketler: kültür sanat
Nefret