12/07/2007 | Yazar: Kaos GL

Bekir Coşkun’un 10 Temmuz tarihli köşe yazısında kullandığı üslup eşcinsellerden de tepki aldı.

Kaos GL | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Kaos GL
Bekir Coşkun’un 10 Temmuz tarihli köşe yazısında kullandığı üslup eşcinsellerden de tepki aldı. Alp Biricik ve Koray Güney Yılmaz, Coşkun’un homofobik ve transfobik yaklaşımını eleştiriyor.

* En kısa süre de sağlınıza kavuşmanız dileğiyle

Alp Biricik

Sayın Bekir Coşkun,

10 Temmuz tarihli [[Alışmak...]] başlıklı yazınızı okudum. Sizin de ülkemizde yaşayan birçok kişi gibi transfobi ve dolayısıyla homofobi ve dolayısıyla kadın düşmanlığı / nefreti (misogny) gibi çağımızın en tehlikeli bulaşıcı hastalıklarından birine tutulduğunuzu görmek beni oldukça kaygılandırdı.

Açıkçası, bugüne dek tanıdığım ve sizinle aynı hastalığı paylaşan kişilerin hastalıklarını fark ettiklerinde -ki maalesef bu çoğunlukla çevrelerindeki diğer insanlar tarafından o kişiye doğrudan ve açıkça söylendiğinde kabul edebildikleri bir hastalık- psikoterapi ve/veya kendini eğiterek, belli bir süreden sonra, bu dünyada 'asıl ve salt' olanın beyaz-erkek-heteroseksüelliğinin 'asıl ve tek' biçim olmadığını anladıklarını ve bunu takiben gerçekten kendileriyle ve sonrasında hayatla daha barışık yaşadıklarına tanık oldum.

Umarım hastalığınız konusunda en kısa süre de gerekli tetkik ve tedaviyi için bir girişimde bulunursunuz, çünkü bildiğiniz üzere erken teşhis her zaman iyi sonuç verir ve mesajın başında da belirdiğim gibi bu bulaşıcı hastalığın, sizinde yazınızda bahsettiğiniz gibi, genç kuşaklara bulaşmasını önler.

En kısa süre de sağlınıza kavuşmanız dileğiyle.
Saygılarımla

*Transfobik Olmak Kader Değil

Koray Güney Yılmaz, Türkiyeli Eşcinseller Derneği (GLADT), Almanya

Sayın Bekir Coşkun,

10 Temmuz 2007 tarihinde Hürriyet gazetesinde yayımlanan, '[[[[Alışmak...]]]]' başlıklı köşe yazınızdan anlaşılıyor ki, transeksüellik konusuna hakim değilsiniz. Ben, aydınlanmanın şart olduğuna inanan bir insan olarak, size konuyla ilgili bilgi vermeyi bir insanlık görevi sayıyorum. Ne de olsa, yazılarınız yüz binlerce insana ulaşıyor, yani siz gazeteci olarak büyük bir sorumluluk taşıyorsunuz. İnsanları kışkırtmak, var olan yargıları ve önyargıları pekiştirmek istemediğinizi ve yazınızda bulunan absürdlüklerin bilgi eksikliğinden kaynaklandığını düşünmek istiyorum.

Yasal Durum

Türkiye Cumhuriyeti’nin yürürlükteki Medenî Kanunu’nun İkinci Bölüm’ü (Kişisel Durum Sicili) der ki;

IV. Düzeltme

1. Genel olarak

Madde 39 – Mahkeme kararı olmadıkça, kişisel durum sicilinin hiçbir kaydında düzeltme yapılamaz.

2. Cinsiyet değişikliğinde

Madde 40 – Cinsiyetini değiştirmek isteyen kimse, şahsen başvuruda bulunarak mahkemece cinsiyet değişikliğine izin verilmesini isteyebilir. Ancak, iznin verilebilmesi için, istem sahibinin on sekiz yaşını doldurmuş bulunması ve evli olmaması; ayrıca transeksüel yapıda olup, cinsiyet değişikliğinin ruh sağlığı açısından zorunluluğunu ve üreme yeteneğinden sürekli biçimde yoksun bulunduğunu bir eğitim ve araştırma hastanesinden alınacak resmî sağlık kurulu raporuyla belgelemesi şarttır.
Verilen izne bağlı olarak amaç ve tıbbî yöntemlere uygun bir cinsiyet değiştirme ameliyatı gerçekleştirildiğinin resmî sağlık kurulu raporuyla doğrulanması hâlinde, mahkemece nüfus sicilinde gerekli düzeltmenin yapılmasına karar verilir.
Bu demektir ki, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilgili yasası, sizin yadırgayıcı amaçla “Bülent Hanım” diye adlandırmayı seçtiğiniz durumun yasal çerçevesini çizer. Bu durumun – kullanılan isim dahil olmak üzere – yasal bağlamda herhangi bir muğlaklığa izin verdiği söylenemez.

Toplumsal, Siyasi ve Ekonomik Durum

Transeksüel olmak, Türkiye toplumunda ne yazık ki olumsuz ve sıradışı birşey olarak görülmeye devam ediyor. Hatta, sizin de yazdığınız gibi, birçok insan, transeksüelliğin bir tercih olduğu düşünüp, transeksüellerin çocuklara ve gençlere “kötü örnek” olduğunu düşünüyor. Bu, öğrenilmiş bir tepkidir ve toplumun üzerinde zamanla unutulmaya mahkum bir lanettir. Aydın insana düşen, o laneti körüklemek değil, hepimizin ondan kurtulmasını sağlamakta öncü olmaktır.

Geçtiğimiz yıllarda, aylarda ve haftalarda, Ankara’da, İstanbul’da, Mersin’de, Bursa’da ve Türkiye’nin birçok ilinde, travestilerin ve transeksüellerin yaşam şartları, güvenlik güçleri, sivil faşistler ve mahalle sakinlerinin müdahaleleriyle çekilmez hale gelmiştir. “Örnek olunuyor” derken, cinsiyet kimliği yüzünden öldürülmeyi göze alabilmeyi mi kastediyordunuz? Başka iş bulamadıkları için seks işçiliği yapmak zorunda kalan travestiler ve transeksüeller, polisin, müşterinin ve komşunun şiddetine maruz kalıyor. Basına yansıdığı kadarıyla, her ay en az bir T.C. vatandaşı, yalnızca travesti ya da transeksüel olduğu için öldürülüyor. Başka bir deyişle bu insanlar, hayatta kalabilme mücadelesinde “şehit” düşüyor.

Travesti ve transeksüeller günlük hayatlarında da rahat bırakılmıyor. Mahallesinin sokaklarında yürürken, alışveriş ederken ya da kendi evinde otururken gözaltına alınabiliyor; evinde prezervatif ya da seks oyuncağı bulunduran – ya da kendi evinde çıplak gezerken basılan kişilerin evleri mühürleniyor, aylar boyu süren yasal süreçlerde insanların barınma ve çalışma hakları ihlal ediliyor.

Transfobik Olmak Kader Değil

Bu manzaranın önünde sizin – ve birçok meslektaşınızın – yazdığına ve yaptığına “transfobi” dendiğini hatırlatmanın zaruri olduğunu düşünüyorum. (Transfobi, travesti ve transeksüellere cinsiyet kimlikleri yüzünden yapılan ayrımcılığa deniyor.) Transeksüelliği deprem, darbe, yolsuzluk-hırsızlık vb. şeylere benzetmenizi, birbiriyle bağlantılıymış gibi göstermenizi oldukça münasebetsiz buluyor, esefle kınıyorum.

Transfobik çifte standartlarınızın bir diğeri ise, olgun bir kadının genç bir erkekle evlenmesiyle ilgili… Evlenen kişiler, 50’lerinde ama transeksüel olmayan bir erkek ve 20’lerinde ama transeksüel olmayan bir kadın olsaydı – yani Türkiye’de sıradan sayılacak kadar yaygın bir duruma – sizin tepkiniz aynı olur muydu?

Bülent Ersoy’a “Hanım” diye hitap edilmesinden şahsen rahatsız olabilirsiniz. Hatta daha az ünlü olacak “Teyze Timur”lar ve “Kaynana Cemal”ler de sizi sıkabilir. Sıksınlar. Türkiye Cumhuriyeti’nin yasaları gereğince, her vatandaş halanın amca olarak, her vatandaş dayının teyze olarak sizi sıkmaya hakkı vardır. İkinci sınıf şarkıcılara uyarak, “Bülent Bey” muhabbeti yapmanızdan oldukça rahatsız oldum. Sizi, gazeteciliğinizi ciddiye alıp, gerçekten tahammül edilmemesi gereken konulara değinmeye çağırıyorum. Konuları medenice ele almakta zorlanıyorsanız, size yardımcı olmaya daima hazırım.

Saygılarımla


*Konuyla ilgili haberler:

[[Alışmak mı, alışkanlıklarınızdan vazgeçememek mi?]] - Umut Güner

[[Yazınız insanlık suçudur]] – Pınar İlkkaracan

[['Bülent Gelin'e de demokrasi gerek!]] - Rahşan Gülşan

[[[[Alışmak...]]]] – Bekir Coşkun

Etiketler: medya
Nefret