18/08/2012 | Yazar: Gülistan Aydoğdu

Yarım asrı devirmiş birisi olarak çocukluğumdan hatırladığım da pek fazla bayram anısı yok. Beş yaşına kadar köydeydim. Oradan bir miktar kırıntılar hatırlıyorum. O da arife günlerinin olmazsa olmazı olan banyo yapmak ve temiz elbiseler giymek. Şeker o kadar kısıtlıydı ki.

Gülistan Aydoğdu | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Gülistan Aydoğdu
Bir bayram daha geldi. Her bayramda olduğu gibi anaakım medya günler öncesinden başlıyor, çocukluğumuzun bayramlarından, yaşlıların ellerini öpmekten, hediyelerden, şekerlerden, alışverişlerden vs. bahsetmeye.
 
Yarım asrı devirmiş birisi olarak çocukluğumdan hatırladığım da pek fazla bayram anısı yok. Beş yaşına kadar köydeydim. Oradan bir miktar kırıntılar hatırlıyorum. O da arife günlerinin olmazsa olmazı olan banyo yapmak ve temiz elbiseler giymek. Şeker o kadar kısıtlıydı ki. Çayda bile kullanılırken imtina edilirdi. Bir de kına yakmak vardı çocuk ellerimize. Kokusunu bekli de bu yüzden hala çok severim. Ha unutmadan iş yoğunluğu olan bir mevsime denk gelmişse, sabahtan bu yoğunluğa ara verilir, bayramlaşılır ve tarlalara ya da harmana öyle gidilirdi.
 
Kente geldiğimizde yoksulluk daha bir arttığı için hafızamda hiçbir kayıt yok. Yaşlıların elini öpmek dışında.
 
Genç kızlığımda ise ideolojik olarak oruç olayına, dini bayramlara bakışım değişmişti. Anlamsız gelmeye başlamıştı iyiden. Ama bana anlamsız gelen topluma da anlamsız gelmiyordu. Her bayram öncesi evde hummalı bir temizlik harekâtı başlardı; duvarlarından, camlarından, en küçük detayına kadar. Annemin bu tür incelikleri ve ince işleri olmadığı için hep benim omuzlarıma kalırdı bu işler. Sanırım gelenler kapının girişinden itibaren evin temizliğini teftişe geliyorlardı.
 
Bu arada erkekler ne yapardı? Hiç bir şey. Bayram hazırlığı kadının sorunu ve sorumluluğu idi. Kurban bayramında da durum aynıydı. Sabah ezanında erkekler namaza gider, dönerler, ev halkı ile bayramlaşırlar sonra da varsa kurban keserler, yüzerler, kaba parçalara ayırırlar. Ama detay yine kadınlara kalırdı. Hani işkembenin temizlenmesi, derinin tuzlanması, sakatatın sabah kahvaltısına yetiştirilmesi, etin küçük parçalara ayrılması, dağıtılması gibi.
 
Temizliğin bitimi ile evde harala gürele yemek hazırlıkları başlar. Biraz daha özenli ve vakit isteyen yemekler hazırlanır, konulur soğuk odalara. O zaman buzdolabı yoktu. Ne enteresandır ki bu yemekleri sadece misafirler ve erkekler yer, kalırsa kadınlar ve çocuklar yerdi. Genellikle de kalmazdı.
 
Aslında benim çocukluğumda çocuklar görünmez varlıklardı. Doğum kontrolü olmadığı için doğal selektion yani doğada güçlü ve sağlam olanlar yaşar, zayıf ve hastalıklı, marazlı olanlar ölürdü. Denge böyle kurulur devam ederdi. Bunlar çok önemli de sayılmazdı. Öncelik hep dedenin, babanın, amcanın, erkek çocuklarındı.
 
Yani benim çocukluğumdaki bayramdan anladığım bu idi. Gençliğimde bayramla bağlarım baya gevşemişti ama. Toplumsal olarak koparmak mümkün olamıyordu. Elimin biraz iş tutar hale gelmesiyle birlikte bayramların benim için eziyet olma halini fark etmiştim. Sabahın köründe apar topar uyandırılırdık. Ama gerçekten sabahın körüydü, babam saat 4 30 ya da en geç 5’te kalkar, ondan sonra başlardı kalkın demeye. Biz de 5.30 ya da en geç 6’da ayakta olurduk.
 
Sonra benim -ya da tüm kadınlar için geçerli olan- çalışma faslım başlardı. Evi temizle, kışsa sobayı temizle, yak, kahvaltı, çay, bulaşık, yeniden temizlik ve en önemli kısmı Misafir ağırla!
 
Misafirler büyüklerle bayramlaşırken ayakkabıları düzenle Gülistan. Terlik getir Gülistan. Bayramlaş, el öp Gülistan. Kolonya tut. Şeker tut. Tatlı getir, çay yap, kahve yap, meyve ikram et. Bazen sofra hazırla, sofrayı topla, bulaşık yıka. Misafirler gidiyor ayakkabılarını çevir. Gittikten sonra dökülenleri temizle. Kalk oturma, bozulan divan örtülerini çekiştire çekiştire düzenle. Gergin ve düzgün olsun ki yeni gelen misafir hiç oturulamamış gibi görsün ve otursun… Bu döngü akşama kadar devam ederdi.
 
Bayram geliyor diye bu kadar tantanası yapılan bayramları ben hep böyle yaşadım. Şimdi yeniden bir bayram geliyor. Bayramların kadınlar açısından bir eziyet olduğunu fark ettiğimden beri, Bayramlarla olan bağım iyice koptu. Bayram demek benim için anlamsızca el öpmek demek.(nefret ettiğim eylemlerden biriside el öpmektir) Bu yüzden çocuklarıma asla bu işi öğretmedim.
 
Şimdi yeni bir bayram arifesindeyiz. Bu bayramların kadınlar için olmadığına inanıyorum. Artı iş yükünden başka bir anlamı olmadığının bilincindeyim. Artı Sair zamanlarda görüşmeyi çok istemediğiniz aman aman görüşmek için bir fırsat yaratmadığınız, hali pür melalinin sizin için anlamı olmayan insanlarla öpüşmek, onları ağırlamak, güler yüz göstermek, kısacası yüzünüzde bir maske ile dolaşmak zorundasınız üç gün boyunca.
 
Peki bu bayram mıdır benim ya da benim gibi yaşayan ve düşünenler için? Ayrıca ikide bir birileri çıkıp “nerede o eski bayramlar” diye hamaset laflar edip övgüler, methiyeler yapmasınlar. İşte eski bayramlar da yukarıda anlattığım gibiydi. Ve ne hikmetse bu bayramlar da toplumsal cinsiyetten arınmıyor. Bayramlarda toplumsal cinsiyetçilik, rol ayrışması had safhaya varıyor. Yani bayramlar sadece erkekler için. Erkekler gezmeye giderken biz kız çocukları eve gelecek misafirleri karşılamak için evde bekliyorduk. Dışarıya bile çıkarılmıyorduk.
 
Neyse bunlar benim bayramım işte. Ama ben bayram yapmak istiyorum diyenlere de iyi bayramlar dilerim. 

Etiketler:
Nefret