05/12/2011 | Yazar: Osman Bulugil

İspanya La Liga son yıllarda iki takımlı yapısıyla öne çıkıyor. Diğer takımlar bu iki takımın (Barcelona ve Real Madrid) mücadelesini bir lig adı altında meşrulaştırmak için katılmışlar La Liga’ya.

Osman Bulugil | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Osman Bulugil
İspanya La Liga son yıllarda iki takımlı yapısıyla öne çıkıyor. Diğer takımlar bu iki takımın (Barcelona ve Real Madrid) mücadelesini bir lig adı altında meşrulaştırmak için katılmışlar La Liga’ya. Barcelona ve Real Madrid sezon içinde iki maç yapıyor. Fakat bunu tek bir maçın iki devresi olarak değerlendirmemiz gerekiyor.
 
Barcelona ve Real Madrid’in diğer takımlarla yaptığı maçlar aslında birbirleriyle oynayacakları “El Clásico”nun yeniden üretilmesinin bir parçasını oluşturuyor. La Liga’da düşmemeye oynayan takımlar, Avrupa Kupalarına katılma mücadelesi veren takımlar kendi aralarında aslında lig içinde ayrı bir lig mücadelesi veriyorlar. LA Liga bu yönüyle de tepedeki iki kulübün tekelleşmesini yansıtıyor. “El Clásico’yu besleyen her şey, aslında Barcelona ve Real Madrid’in tekelleşmesini üreten bir yapıya karşılık geliyor.
 
Son yıllardaki “El Clásico”larda Barcelona’nın üstünlüğünden söz edebiliriz. 2010’daki bir anlamda Mourinho’ya karşı bir yıl önceki şampiyonlar ligi yarı finalinin rövanş maçı olarak nitelenen “El Clásico”dan sonra, yine Mourinho’nun açıklamasında “tamamlanmış bir ürün” olarak Barcelona’yı nitelemesinde, onlara karşı durabilmek için Real Madrid’te nasıl bir yol izleyeceğini de bir yönüyle açıklamış oluyordu: Farklı bir oyun anlayışıyla tamamlanmış bir ürünün karşısına onu, egale edebilecek başka bir ürünle çıkabilmek.
 
Mourinho’nun tamamlanmış bir ürün olarak nitelediği Barcelona, bugün endüstriyel futbolda en çok pazarlanan ürünler arasında yer alıyor. Dünyanın birçok ülkesine (özellikle GOÜ’lere) bir “direniş” kalıbına sokulmuş meta olarak sunuluyor. Tabi bunun karşıtını da diktatörün takımı kalıbıyla Real Madrid oluşturuyor.
 
Endüstriyel futbolda en çok pazarlanan, yaptığı astronomik transferlerle pazarının büyük bir kısmını oluşturan Real Madrid ve bir oyun felsefesinin (Barcelona’da yetenekli oyuncular kadar düz olarak nitelenebilecek oyuncuların da takıma harmanlanabildiği, oyun içinde enerjinin daha eşit dağıldığı, yapılan pasların hız ve boş alanı üretmenin bir ön hazırlık safhası olduğu bir oyun felsefesi) ürünü olan Barcelona duruyor. İzlediğiniz hali ve yıllarca verilen emeğin, yaratıcılığın sahadaki görünümü olarak karşımıza çıkıyor. Bu, Barcelona’ya karşı sempatinin artmasına (aynı zamanda Real Madrid’e duyulan sempatiyi de artırıyor) veya Barcelona’nın “direnişin kulübü” olarak nitelenmesinin meşrulaştırılmasına neden olabiliyor (tabi ki sempati duymakta da, taraftarı olmakta da hiçbir sıkıntı yok). Fakat bunun gerçeği gizlememesi gerekiyor: Bugün La Liga’nın tekelini elinde tutan iki kulübü (Barcelona ve Real Madrid) birer şirket olarak nitelememiz ve var olan – bugünkü rekabetle oluşturulan tarih yazımıyla beslenerek-  endüstriyel futbolun çarkını oluşturduklarını vurgulamamız gerekiyor.
 
Bu noktada en çok düşülen hatanın da, Real Madrid’i canavarlaştırırken, Barcelona’yı da romantikleştirmenin olduğunu (benzer ikilikler olabilir) ve bunun da kapitalizmin futboluna hizmet ettiği olacaktır.

Etiketler:
Nefret