31/10/2013 | Yazar: Selçuk Candansayar

Bebek tam da Kurban Bayramı’nda İbrahim’in oğlu İsmail gibi beklemiştir yatağında, ama yerine koç gönderecek kimsesi olamamış demek ki; biz şimdi kimi kime şikâyet edelim?

Selçuk Candansayar | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Selçuk Candansayar

Bir ‘cani anne’ hikâyemiz daha oldu. Yazılısından görseline, sosyalinden kahvehane muhabbetine medyanın tüm kanalları hazdan esriyerek çullandılar dehşet haberciliğine. Neredeyse tepinecekler güzelim bebeğin cansız bedeni üzerinde. Anne çoktan linç coşkusunun hedefi; öyle ki yazılanlar doğruysa (!) cezaevinde güvenliğini sağlayabilmek için tek kişilik hücreye alınmış.

Sanık kadın bir kere ‘cani anne’ olarak etiketlenince tüm haklarından mahrum kaldı. Kimliği, memleketi, ailesi, özel hayatı faş edildi. Sadece bir iki gazete kimlik bilgilerini gizleyebildi. Ezici çoğunluk, hikâyeyi, toplumdaki kadın düşmanlığını alevlendirecek, kaynağı belirsiz ayrıntılarla süsledi.

‘Adalet aygıtı’ yayın yasağı kararı alarak, toplumun ‘gizemli korku’ duygusunu daha da kışkırttı. Böylece ortak bilinçdışındaki ‘cadı kadın’ miti uyarıldı. Bazı ruh bilimciler de şıpınişi açıklayıverdiler olup biteni; aile değerlerinin zayıflaması, kadınların çalışması, evlilik dışı ilişkilerin artması özce o her neresiyse batıya olan özentinin artmasının alametlerinden biriymiş bu korkunç olay.
 
Boşanmış, yalnız yaşayan, evlilik dışı ilişki kuran, gayrimeşru çocuk sahibi, çalışan, öğretmen, komşularıyla ilişki kurmayan, işine geç gelen, velilerin hep şikâyetçi olduğu sıfatlarıyla örülen haberler ve yorumlarla bir bebeğin cansız bedeni üzerinden kadınları hizaya çekmenin, erkeklerin de erkekliklerine daha bir sarılmalarının rıza inşaatına el birliğiyle hız verildi.
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı, olayı anlamak ve nedenlerini ortaya çıkarmak için ‘uzmanlarını’ harekete geçirmiş. ‘Bunu akıl ve ruh sağlığı yerinde olan bir insanın, varlığın yapması mümkün değil. Doğada her şey anne ve çocuk üzerinde oluşmuş durumda. Her canlı kendi evladını koruma içgüdüsüyle hareket ediyor.’, açıklamasıyla müjdelemiş ve ‘ibretlik bir olay’ diye eklemiş.
 
Belki de tek doğru olan, bu ibretlik olay tanımlaması. Evet ibret alınacak bir durum olduğu açık; peki ama kim alacak bu ibreti?
 
Koca ilçede, koca okuldaki onca insan hiç mi fark etmediler o kadının yapayalnızlığını, karnı burnunda gebeliğini? Doğumu yaptığı hastane hiç mi anlamadı çaresizliğini, o anlı şanlı öve öve bitirilemeyen aile hekimliği kurumu fark etmedi mi genç ve yalnız anneyi.
 
Kadın ailesine, sevgilisine gebeliğini ne oldu da anlatamadı? Diyelim gebeliğini geç fark etti, ne oldu da kürtaj yaptır(a)madı? Ya da doğurmaya karar verdiyse, yalnız bekâr anne olmayı seçtiyse, neden bunu gizlemek zorunda kaldı? Hangi korkularla bebeğini evde yalnız bırakıp işe gitti. Her geç kalışında ne sorumsuz kadın böyle, bakışlarının altında nasıl ezildi? Nasıl bir zorunlulukla tatilde anne baba evine gitmek ve yalnız gitmek zorunda kaldı? Nasıl bir akıl tutulmasıyla iki günde dönmeyi planlayıp, hangi aile gelenekleri yüzünden, tatilin sonuna kadar kal, emrine karşı çıkamadı?
 
Yoksa bu kadınları eve kapatmaya çabalayan, cinselliği evlilik zorunluluğuna tabi tutan, kadını ancak ve sadece ‘evli ve anne’ kimliğine eşitleyen, kürtajı pratik olarak yasaklayan, evlilik dışı ilişkiyi ahlaksızlık, fahişelik olarak gören, kadının doğası anneliktir diyen şu meşhur ‘muhafazakar devrim’in bir etkisi olmuş olabilir mi bu acı sürece!?
 
Türkiye’nin seksenlerde başlayan ve şu son on beş yılda toplumun üzerine bir heyula gibi çöken ekonomide vahşi kapitalizm, siyasette dinci gerici muhafazakârlığı idame ettirebilmesinin bedelini evet en çok kadınlar ve çocuklar ödüyor.
 
Bebek tam da Kurban Bayramı’nda İbrahim’in oğlu İsmail gibi beklemiştir yatağında, ama yerine koç gönderecek kimsesi olamamış demek ki; biz şimdi kimi kime şikâyet edelim?

Etiketler:
Nefret