08/04/2014 | Yazar: Karin Karakaşlı

Halihazırdaki gidişat buraları daha uzun süre cinnetistan kıvamında yaşayacağımıza işaret ediyor. Besbelli, her yeni olay toplumsal şizoid bölünüşümüzü perçinleyecek şekilde ayarlanacak.

Karin Karakaşlı | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Karin Karakaşlı
Halihazırdaki gidişat buraları daha uzun süre cinnetistan kıvamında yaşayacağımıza işaret ediyor. Besbelli, her yeni olay toplumsal şizoid bölünüşümüzü perçinleyecek şekilde ayarlanacak. Bizim ince ayarlarımıza, küçük hayatlarımıza neler olduğu ise kimselerin umrunda olmayacak.
 
Yeterince ‘muteber’ olamayan mahalle sakinlerinin üzerinden silindir misali geçen devasa kentsel dönüşüm projeleri ile övünülen yerel seçimlerin oy sayımı, tarihin en romantik sahnelerine tanıklık etti. Teknolojinin medeniyetle bir tutulduğu bir anlayışta, ülkenin en kritik anlarına karanlık ve kargaşa hakimdi yine. Sonradan fark ettim ki, hiç şaşırmamışım. Çöplerden çıkan, yerlerde yanık parçaları bulunan oy pusulalarını, mum ışığında yapılan oy sayımını, 22 farklı ilde eşzamanlı elektrik kesintilerini “Trafoya kedi girdi” diyerek açıklayan Enerji Bakanı Taner Yıldız’ı garipsememişim bile. Yalanın doğasında var, devam etmesi icap eder. Sadece böyle.
 
Çare çaresizlik
Biraz daha yakından baktığımda gördüklerimse şöyle: AK Parti, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ’ın şahsında Gülen cemaatinden gelen hamleleri ‘mağduriyet’ ve ‘devletin güvenliği’ potalarında eritmiş, balkon konuşmasından görüldüğü üzere “Onların inlerine gireceğiz” eksenli rövanşist bir konuma bürünmüşken, CHP cenahında da Ankara Belediyesi’nin kazanımı üzerinden ilerlemekte olan ve hiç iç sorgulama barındırmayan bir durum var. Oysa Gezi direnişinden bu yana toplumun muhalif tepkilerini sırtlamaktan ve temsilden aciz bir ana muhalefet partisinden söz ediyoruz. Konjonktürün dayatmasıyla kimselerin ‘çare’ye dönüşemediği ise besbelli. BDP, bölgede ezeli rakibi AK Parti’ye karşı edindiği başarı ve bünyesine kattığı yeni belediyeler dışında Urfa’nın kaybı başta olmak üzere uzun vadede uyarı sinyali sayılabilecek meselelerin hesabına girecektir. Güçlü ve organize yapısıyla pek çok konuda olduğu gibi ‘durumdan vazife çıkarma’ konusunda da BDP’nin diğer partilerden farklı bir tutum içinde olacağını beklemek mantıklı. Keza benzer bir hesaplaşma ve ileriye dönük vizyon çalışmasını Halkların Demokratik Partisi’nden de beklemek mümkün. Ekim ayında kuruluş kongresini yapmış, canhıraş ve insanüstü bir gayretle örgütlenmesini tamamlamış bir partinin ilk seçimi, elbette öncelikle rüşt ispatı ve rota tayinidir. Samimi inancım partinin özveriyle yürüttüğü gönüllü çalışmaların ve kademeli meclislerle öngördüğü katılımcı yönetim anlayışının çok daha yüksek oy oranını hak ettiği yönünde. Eksiklik ve dağınıklıkların bu bakış açısıyla gündeme getirilmesi en büyük temennim.
 
Ha bu saatte AK Parti seçmenini ‘hırsızı tercih eden kötü kalpli yaratık’ olarak görmeye meyyal sığ yaklaşımın ise Başbakan Erdoğan’ın körüklemekte usta olduğu kutuplaştırmaya hizmetten öte bir yararı yok. AK Parti seçmeni farklı anketlerin de gösterdiği üzere yapılan hizmetler ve lider merkezli bir tercih kullanırken devasa boyuttaki yolsuzlukları büyük bir harekatın komploları olarak gördü ya da zaten her iktidarın erozyona uğradığı “burada ise en azından icraatların ağır bastığı” şeklinde gerekçelendirdi.
 
Halihazırdaki gidişat buraları daha uzun süre cinnetistan kıvamında yaşayacağımıza işaret ediyor. Besbelli, her yeni olay toplumsal şizoid bölünüşümüzü perçinleyecek şekilde ayarlanacak. Bizim ince ayarlarımıza, küçük hayatlarımıza neler olduğu ise kimselerin umrunda olmayacak.
İnsan hikâyeleri
Sıradan hayatlarımız için vereceğimiz mücadelenin en büyük politik varoluş anlamına geldiğini düşünüyorum giderek. Çünkü her şey kim olduğumuzu unutma, bizi saflara itekleme ve etiketleme üzerine kurulu. Oysa seçim yarışının kendisi bile biricik hikâyelerle dopdolu. Beş yaşındayken babasının öldürülüşüne şahit olduğu Şırnak’ın Cizre ilçesine, halkın yüzde 83 oyuyla 27 yaşında belediye başkanı olan Leyla İmret, bu ibretlik hikâyelerden sadece biri. Göç ettikleri Mersin sonrası Bremen’de okuyan İmret’in, belediye başkanlığına girmesinin sebeplerinden biri olarak 22 yıl sonra babasının mezarını ziyaret etmek olduğunu belirtmesi, kişisel tarihin nelere kadir olduğunun göstergesi. Keza Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Eş Genel Başkanı Gültan Kışanak’ın ağır işkencelere maruz kaldığı Diyarbakır’ın Büyükşehir Belediye Başkanı oluşunda da hayatın iç adalet mekanizması devrede bir anlamda. Hakkari’nin Şemdinli ilçesinde, bombalı saldırıya uğrayan Umut Kitapevi’nin sahibi Seferi Yılmaz, BDP adayı olarak katıldığı seçimde belediye başkanı seçildiğinde de olan bu. Ne kadar ağır, ne kadar çok acının sağaltılmayı beklediğini anımsatan çok özel ve kıymetli hayat hikâyeleri bunlar. Paylaşıldıkları oranda büyük tabloyu da belki bir gün dönüştürme imkânları var. Yoksa yaşam dediğimiz hep bizim gıyabımızda birilerinin kararlar verdiği soyut bir ertelemeden ibaret kalacak. Tıpkı Tezer Özlü’nün şu unutulmaz benzetmesinde olduğu gibi: “Yaşam, şimdi ancak kavranılması ve anlaşılması gereken; oysa yaşanması gerçeğine inilmesi ilerideki yıllara atılan bir yabancı öğe gibi önümüze getirilmiş. Coğrafya derslerine getirilen yerküre gibi. Kimse yaşadığımız mevsimin, günlerin ve gecelerin yaşamın kendisi olduğundan söz etmiyor. Her an belirtilen bir öğretiye, bizler hep hazırlanıyoruz. Neye?”
 
Tezer Özlü büyüsünü hep muhafaza eden, soluk alıp veren bir edebiyat dünyası bıraktı bize. Tumturaklı siyasi analizlerden başımı kaldırıp onun tevazulu ince kitaplarına baktığımda gördüğüm, beni hep çarpan cümleler çokça damıtılmışlıklarından gelir. “Yazmak istiyorum. Ama her zaman yaşamın günlük hareketliliklerini yeğliyorum” der samimiyetle ve sanki yandan hafifçe gülümseyerek ekler: “Caddelere çıkmak, doymak bilmediğim sokaklara bakmak, yeni köşeler keşfetmek, yabancı insanları seyretmek, doyumsuz yaşamı gözlerimden yüreğime indirmek istiyorum. Kısacık anlarda çeşitli olayları, insan varoluşunun özünü, zaman ve duyguları sınırsızlık içinde derinliğine düşünen insanlar çok mu? Bilmiyorum.”
 
Ben de bilmiyorum bu insanlardan ne kadar var. Ama bildiğim, hayat dediğim de onlarla karşılaşma umudundan ibaret. Başka türlü nasıl yaşanır, hiç bilemem. 

Etiketler:
Nefret