12/09/2009 | Yazar: Kemal Ördek

Bir süredir Antakya’dayım. Memleketimde yani.

Kemal Ördek | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Kemal Ördek

Bir süredir Antakya’dayım. Memleketimde yani. Bugün de 12 Eylül olunca, geçtim bilgisayarımın karşısına, buralarda kimsenin aslında çok da dokunmak istemediği geçmişten dem vurmak ve 12 Eylül 1980 ve sonrasında hâlâ devam eden darbe düzeni hakkında bir şeyler söylemek istedim.

Malumunuz, Antakya 12 Eylül rejiminin fişlenmiş şehirlerinden bir tanesidir. Askeri müdahale öncesi sosyalist grupların çok ciddi faaliyet yürüttüğü, meşhur ‘sol-sağ çatışması’ hikâyelerinin en fazla anlatıldığı birkaç şehir içerisinde özel bir konuma da sahiptir. Şimdilerin sakin ve pek de ‘ses çıkarmayan’ Nusayri (Arap-Alevisi olarak da bahsedilmektedir) çoğunluklu Antakya toplumunun o dönemki gençlerinin, asker ve polise karşı savundukları ‘kurtarılmış bölge’ler içerisinde yaptıkları, hâlâ büyükler tarafından anlatılır.
 
Darbe öncesi çatışmalar, sokak ortasında faili meçhul cinayetler, Nusayri mahallelerine yönelik ülkücü-faşist grupların baskınları/saldırıları; darbe sonrası hukuksuz gözaltılar, işkenceler, kayıplar, ölümler, sürgünler ve daha birçoğu. Ülkenin geri kalanında ne yaşandıysa, Antakya’da da o yaşandı. Fakat Arap ve Alevi olmanın, Sunni ve Türk diğerlerine göre bir damgalanma unsuru olması ve ‘potansiyel hain’ olarak algılanmasıyla beraber, Nusayri toplumunun karşılaştıkları, Kürtlerin karşılaştıklarıyla benzer bir hal almıştır o dönemde.
 
İşte o Antakya’dayım.
 
Televizyonda, Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ konuşuyor, ülkenin bölünmezliğinden ve milletin birliğinden bahsediyor. Kendisi de Nusayri olan komşumuz, AKP’nin dinci ve muhafazakâr olmasından, Antakya’yı gericileştirmesinden korktuğundan, Antakya’daki son iki yerel seçimi AKP’nin kazanmasının TSK’ya daha çok ihtiyacımız olduğunu gösterdiğinden dem vuruyor.
 
İrkiliyorum. Bundan neredeyse 30 sene önce darbecilerin zulmü sebebiyle, o dönemki komşuları, akrabaları yurtdışına kaçan, işkence gören biri, askeri sivil otoriteye karşı savunuyor.
 
Soruyorum son genel ve yerel seçimlerde kime oy verdiğini kendisine. Kendinden emin şekilde CHP diyor. Neden diyorum, ‘AKP’nin güçlenmesine karşı alternatif olduğunu düşündüğümden,’ diyor. Bir de ekliyor, ‘CHP solcu bir parti.’
 
Merak edip soruyorum, ‘Peki neden AKP’nin dinci ve muhafazakâr olmasından korktuğun için CHP’ye değil de TSK’ya ihtiyacın olduğunu düşünüyorsun?’ Önce biraz düşünüyor ve kendinden emin cevap veriyor: ‘Bu da soru mu, tabii ki şeriatı silahlı güç engeller, CHP de onu savunur,’ diyor. Can alıcı soruyu soruyorum dayanamayıp, ‘Ordu darbe yapsın diyorsun yani?’ Tereddüt bile etmeden, ‘Gerekirse olabilir, neden olmasın?’ diyor.
 
Nusayrilerin çoğu, CHP’nin solcu bir parti olduğunu düşünüyor ve onyıllardır hep CHP’ye oy veriyorlar. Arada dengeler değişse de, CHP’nin Antakya’daki kemikleşmiş tabanı Nusayrilerden oluşuyor çoğunlukla.
 
Komşumuzun söylediklerinden anladığım, 12 Eylül askeri darbesinin Antakya’da amacına ulaştığı. ‘Solcu’ CHP’nin askeri darbeyi destekleyeceğini ve AKP’ye alternatifin, arkasında ‘sivil’ desteği CHP olan bir ordu olduğunu düşünen bir Nusayri. Önceden duyduğum, bildiğim benzer yüzlerce düşünce. Askerin üst, sivilin alt olduğu bir rejimin özlemi…
 
Darbe bu şehri çok değiştirmiş.
 

Etiketler: yaşam, siyaset
Nefret