18/07/2012 | Yazar: Osman Bulugil

Beşiktaş’ın, UEFA müsabakalarından 1 yıl süre ile men edilmesine ilişkin olarak açmış olduğu CAS davasında karar verildi ve beklendiği üzere, kulübün önümüzdeki sene Avrupa Ligi’nde mücadele etmesi yolu kapandı.

Osman Bulugil | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Osman Bulugil
Beşiktaş’ın, UEFA müsabakalarından 1 yıl süre ile men edilmesine ilişkin olarak açmış olduğu CAS davasında karar verildi ve beklendiği üzere, kulübün önümüzdeki sene Avrupa Ligi’nde mücadele etmesi yolu kapandı.

Hatırlanacağı gibi, dün gerçekleşen CAS duruşmasının konusunu, Beşiktaş’ın, Fikret Orman yönetimi göreve gelmeden önceki döneme ilişkin (30 Mart 2011, 30 Haziran 2011 ve 30 Eylül 2011 dönemleri itibarıyla) çeşitli kulüplere, futbolculara ve resmi makamlara (SGK/Vergi Dairesi dahil) vadesi geçmiş borçlarının bulunması oluşturuyordu[1]
 
Demirören’in getirdikleri aslında Beşiktaş’ın geleceğini ipoteklemesine karşılık geliyor.2004 yılında başkan seçildiği günden bugüne ve geleceğe uzanan bir ipoteklemenin; bir carpe diem algısıyla yapılan transferlerden bağımızı şekillenmeyecek bir Beşiktaş var karşımızda. Bugün hem kulübün mali durumu hem de futbol kadrosu açısından bir enkazın oluşturulmasında başrol oyunculuğundan istifa edip,  şimdilerde TFF’nin başında Demirören.
 
 Demirören’in enkazı ortadayken, son süreçte UEFA’nın Avrupa kupalarından bir yıl men cezasının gelmesi durumun daha çok ön plana gelmesinde birincil etkiye sahip. Teknik adam değişiklikleri, transferler ve kulübü borçlandırması…2004’ten bugüne 100 milyon avronun üzerinde sadece bonservis ödemesi yapıldı. Teknik adam değişiklikleri de cabası.
 
Bu noktada Leeds United’ı hatırlayabiliriz. 2000’li yılların başında, pahalı transferleri,  yıldız oyuncularıyla fırtına öncesi sessizlik yaşanıyordu Leeds’te 2000-2001 sezonunda 60 milyon sterline yakın harcama yapan Leeds United’ın, R.Ferdinand’ı 25 milyon sterline transfer etmesiyle tüm dikkatleri üzerine çekmişti. Bu süreçte borçlanmaya devam Leeds, uzun vadeli borç alarak kısa vadede borçları öteledi ve geri kalan kaynak transfere ayrıldı. 2001 yılına gelindiğinde Leeds United’ın borcu 75 milyon sterlini aşıyordu. Ertesi yıl Şampiyonlar Ligi’ne katılamayan Leeds United için tehlike çanları çalmaya başlamıştı. Leeds yönetimi, elindeki yıldız oyunculara güveniyordu ve birkaç yıldız oyuncu satarak borçlardan kurtulabileceklerini düşüyordu. Fakat evdeki hesap çarşıya uymadı. 2003’e kadar birçok oyuncuyu satan Leeds United’ın borçlarını, satışlardan kazanılan para temizleyemedi. Artık Leeds küme düşme korkusu yaşayan, yıldızlarını kaybetmiş, ağır borç yükü olan bir kulüptü. 2003 yılında Leeds, elli milyon sterlin civarında bir zarar açıkladı. 2000’de UEFA yarı finali, 2001’de Şampiyonlar Ligi yarı finali oynayan, birçok yıldıza sahip, genç, enerjik, güçlü bir takıma sahip olan Leeds, 2004 Mayısında ağır borç yükü altında Premier Lig’den küme düşüyordu. Yüksek bonservis bedelleri karşılığında transfer ettikleri yıldız oyuncuların satışlarında istedikleri rakamlara ulaşamadılar. Aslında tam da bu noktada piyasanın sihirli elinden bir tokat yediler. Transfer piyasasının tekelleşmiş yapısında, kapitalizm kendi çocuğunu yemeye devam ediyordu.
 
Beşiktaş’a dönersek, yapısal süreç çok farklı işlemiyor. Şimdi direnme zamanı olarak görünüyor: Ama nasıl? Feda, metin-Ali- Feyyaz Ruhu ve yeni stadyum
 
Feda’nın var olması taraftarla ilişkili. Fakat, bu iktidarın kanalize olduğu bir alana dönüştüğünde tam da taraftarı dışlayacak bir mekanizmanın parçası olabilir. Burada St. Pauli örneği Beşiktaş’ın hiçbir gerçekliğine karşılık gelmiyor. Bütçe, endüstriyel futbolun çarkını oluşturmaktan ibaret. Bir tarafıyla daha fazla lisanslı ürün tüketimine, daha fazla dekoder satılmasına karşılık geliyor. Beşiktaşlı ruhuna iktidar, daha fazla tüketmekle kanalize oluyor.  Burada sömürü de, semt takımı taraftarının duyguları üzerinden yapılıyor. Feda edilen, Beşiktaş’ın tarihi ve taraftarı… Var olan, aslında geçmişiyle üretilen bugünün koşulları taraftarı dışlayan bir mekanizmanın adımlarını oluşturuyor. Öncelikle daha fazla tüketim, sonrasında kriterlere uydurulmuş mali yapı gereği, bir AVM’ye dönüşmüş stat bekliyor Beşiktaşlıları…
 
Gelelim metin-Ali-Feyyaz ruhuna… Altyapıya dayanan, bir oyun kültürünün ürettiği ve bunu yeniden üreten, saha içi oyun kadar yaşam biçimini de kapsayan bir olgudan bahsediyoruz. Bugünün Beşiktaş’ında böyle bir ruh yakalanması imkanı yok. Bu tarz atılımlar, endüstriyel futbolun çarkında dibe inmeye başladığınızda üretilmiyor. Daha çok, planlı, yıllara dayanan emeğin olduğu, gündelik başarılara endekslenmemiş, skordan önce futbol oynamayı düşünen, bir kulüp ve örgütlenmeden doğabilir. Bugünkü Beşiktaş’ta bunun karşılığı yok.
 
Önümüzdeki günlerde daha sık karşılaşacağımız bir konu da İnönü stadıyla ilgili olacak… Kulüpler, taraftarı dışlayan ama kulübü kurtaran mekanizmaları üretmekte hiç gecikmiyor. Feda, üzerinden kanalize oldukları Beşiktaşlıya, daha fazla lisanslı ürün satışı, daha pahalı biletlerin alınması ve yeni statla beraber, haftanın yedi günü tüketim yapılan, pasif seyirci ama aktif tüketicilerden oluşan bir dönüşümü getirecek beraberinde. Lüks locaları olan, bilet fiyatları artmış, ‘modern’ otoparkı olan yeni statta Beşiktaş taraftarına yer kalmayacak.
 
Mekandaki yapılacak dönüşüm taraftar profilini de dönüştürecek. Beşiktaş, herkesi oturarak maç izlediği, loca ve VİP’in genişçe yer aldığı, kameralı ve otoparkı olan bir stada sahip olduğunda, artık bugün onu var eden Çarşı’nın da stattan kopuşu başlıyor olacak. Bugün İnönü stadında var olabilen, hala ayakta maçı takip eden, şiirsel bir dille, zaman zaman politik tutumuyla öne çıkan Çarşı’nın var olabileceği bir mekan olmayacak yeni stat. Beşiktaş taraftarının öncelikle koruması gereken semt kulübü olması… Bunun pratik karşılığı da İnönü stadını yıktırmamaktan,  yıkmaya çalışanları devirmekten geçiyor.
 

Etiketler: yaşam, spor
Nefret