15/10/2013 | Yazar: Selçuk Candansayar

Türkiye’nin kısa yakın tarihini, hamiliğini Özal yapmış olsa da asıl olarak RT Erdoğan’a nasip olan ‘yeni, değişik ve sürprizli’ olan ‘başarılıdır’ ilkesi biçimlendirir oldu.

Selçuk Candansayar | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Selçuk Candansayar
Epey yıl oldu, bir kadın pedi reklamı vardı; bir erkek toplantısına yüzünde güller açarak giren özgüveni tavan yapmış kadın, tahtadaki çözülemeyen sorunlarla dolu sayfayı kaldırıyor ve ‘bir de şu açıdan bakalım mı’ diyerek yepyeni ve kimsenin akıl edemediği bir çözüm getiriyordu. Tabi kadın değişimi, yeni fikri, bu güne dek başarılamayanı kotarmasını kullandığı ‘yeni’ pede borçluydu!...
 
Türkiye’nin kısa yakın tarihini, hamiliğini Özal yapmış olsa da asıl olarak RT Erdoğan’a nasip olan ‘yeni, değişik ve sürprizli’ olan ‘başarılıdır’ ilkesi biçimlendirir oldu.
 
Büyük toplumsal dönüşüm zamanlarında gerçekte en gerici olan kendisini en ilerici gibi yutturur. Ekonomik ilişkilerde sömürünün derinleşmesini sağlayan teknolojik ilerleme sanki bir zihniyet devrimiymiş gibi pazarlanır. Geçmiş ve gelenek sanki bütün olumsuzlukların kaynağı ve başarılı olamamanın nedeniymiş gibi tu kaka edilirken, ‘yeni’ sıfatı, başına geldiği her sözcüğü bir büyüyle sarmalayarak mistifiye eder. Öyle ki bir ‘şey’ yeni ise mutlaka yerine geldiğinin üstesinden gelemediğini çözmekle kalmayıp, eskinin yanlış olduğunun da kendinden menkul kanıtı olarak sunulur.
 
Böylece gelenek, eski ya da kural her ne ise koparılması zorunlu bir ayak bağına dönüşür. AKP’nin hele Erdoğan’ın söyleminin ana teması: 90 yıldır biriken, kangren olan, çözülmemiş olanı, getirilen yeniliklerle çözme ve böylece başarı, güç ve refaha kavuşma vaadi değil mi? Erdoğan’ın durup durup ‘siz neyi çözdünüz bu güne kadar?’ diye efelenmesi, Cumhuriyet tarihi boyunca yapılan demiryolundan fazlasını 10 yılda yaptık, diye böbürlenmesi tam da bu ruhun yansıması. Cümledeki demiryolunun yerine her şeyi koyarak; üniversite, yeşil alan, konut, milli gelir, okul, hastane, öğrenci sayısı vs vs saydırıp durmuyor mu?
 
Büyülenen yeni kavramı, bir zihinsel hokus pokusla, yerine gelenin ne olduğundan bağımsız olarak bir şey eskiyse kötüdür anlayışının kitlelerce içselleştirilmesini sağladı. Bir adım sonrası ‘başarmak istiyorsak eskiye dair ne varsa yıkmalıyız ve yerine ne koyarsak koyalım yeni olduktan sonra nasılsa eskiden başarılı olur’ oldu. Tabi çok önemli bir boyut daha vardı; yeni ise doğrudur, eski ise yanlıştır!
 
Böylece Türkiye AKP zamanları boyunca tam bir inşaat sahasına dönüşmüş oldu. Yalnızca kentsel dönüşümle yeni binalar, yollar, parklar yapılmadı; inşaatın daha büyüğü insanların zihinlerinde de işledi. Artık sağdan sola, yukardan aşağıya, iki kişi arasında olandan gruplar arasındakine, bireyle devlet arasındakinden, işçi ile patron arasında olana kadar biteviye bir yıkım yapım süreci işliyor. Herkes yeni olana tutkuyla bağlanır oldu.
 
Bu düşünsel dönüşümün sadece AKP ya da sağda (liberalinden muhafazakârına, milliyetçisine) olduğunu sanmak safdillik olur. Daha incelikli gibi görünse de aynı durum solda da (Marxistinden sosyal demokratına, Türk solcusundan Kürt solcusuna) egemen oldu. Gezi’nin yeni insanları, yeni mücadele biçimleri, yeni örgütlenme tarzları en belirgin söylem örnekleri.
 
O kadın pedi reklamındaki çağcıl, çalışan ve erkeklerle eşit kadın imgesinin pazarlandığı iki binli yıllar boyunca Türkiye’de, o pedin potansiyel tüketicisi olan kadınlara yönelik şiddet bin kattan fazla arttı, kadın istihdamı yarıya yakın azaldı, kürtaj yasağı ve üç çocukla kadın eve kapanmaya zorlanır oldu.
Kurulan yeni kentleri her yağmurda sel alıp götürüyor. Bütün o biçimsel yenilikler gerçekte eskinin en acımasız yanının daha da zalimleşmesini sağlıyor. Bu süreçte sol olanda hızla devrimci yanını yitirip, düzenin makyajıyla yenilenmeye uğraşıyor, hem de sevinçli bir telaş içinde.
 
Büyük toplumsal dönüşümler sömürüyü derinleştiriyorsa en ilerici gibi görünen gerçekte en gerici olanı kurar. Başarı, doğrunun yerini çaktırmadan alır ve bu anlam hokkabazlığının amacının, yeni gibi görünenin işlevinin, gerçekte eski egemenlik ilişkisinin katmerlenmesini gizlemekten öte olmadığı anlaşılır.
 
Bir tür devrimci gericilik!

Etiketler:
Nefret