26/03/2012 | Yazar: Bulut Öncü

Bahsedilen afiş birçok üniversitede olduğu gibi Ankara Üniversitesi’nde de faaliyet gösteren bir topluluğun "Avukatlar Günü" sebebiyle organize ettiği bir partiydi.

Bulut  Öncü | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Bulut Öncü
Beni bilenler bilir, bilmeyenler de isterse öğrenir...

Bu tarz yazıları -Yazana saygı duymakla birlikte- pek sevmem. Çünkü ezileni ezenin yanında eleştirmenin; ezilenin mücadelesini gölgede bırakarak, ezenin ekmeğine yağ süreceğini düşünürüm. Ezileni ezilenle bizbizeyken eleştirmek bana politik bir yöntem olarak daha doğru gelir.

O zaman bu yazıyı neden mi yazdım?

Çünkü sosyal medyanın herkesin sesini duyurabileceği kadar özgür bir ortam olduğunu düşünenlerdenim. Eğer bu düşüncelerimin "Yanlış" olduğunu düşünen olursa pekala bana cevap verebilir, fikirlerimi yalanlayabilir...

Yukarıdaki paragrafta geçen yanlış kelimesini bilinçli bir şekilde tırnak içine aldım. Çünkü kimsenin düşüncesinin yanlış olmadığına ve herkesin kendi düşündüğünü özgürce ifade ederek, fikirlerini yaygınlaştırma özgürlüğünün olduğuna inanıyorum.

Hal böyle olunca bugün profesyonel öğrencilik hayatımı sürdürdüğüm Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde "Sevimsiz" bir olay yaşadım...

Ders arasında koridorda duyuru panolarını incelerken bir grup öğrencinin bazı afişleri yırtıp, çöpe attığını gördüm. Yanlarına gidip neden böyle bir davranışta bulunduklarını sorduğumda "O afişler içkiyi teşvik ediyor, biz buna karşıyız!" cevabını aldım.

Bahsedilen afiş birçok üniversitede olduğu gibi Ankara Üniversitesi’nde de faaliyet gösteren bir topluluğun "Avukatlar Günü" sebebiyle organize ettiği bir partiydi.

Kendilerine her insanın kendi bedeninin mülkiyetine sahip olduğunu ve insanın kendi bedeni üzerinde sadece kendisinin tasarrufta bulunabileceğini; ister içki, ister sigara isterse de uyuşturucu kullanabileceğini, ahlak ve devlet gibi soyut inanış ve kurumlar da dahil olmak üzere kimsenin bu hakkın kullanılmasına insanın değeri çerçevesinde engel olamayacağını, bir yandan devletin hak ve özgürlükleri gözardı eden politikalarına karşı dururken diğer yandan da iktidarı yeniden üreterek şiddet içeren eylemlerde bulunmanın hak savunuculuğu anlamında çelişkili olduğunu anlatmaya çalışsam da "Biz devrimciyiz, bu okul mücadeleyle kazanıldı; yozlaşmaya izin vermeyeceğiz!" cevabını aldım.

Belki de en traji-komik olan bu arkadaşların "Kürtçe afişleri engelleyen devleti faşist olarak nitelerken kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz? Bu afişlerin yanına neden alkol kullanılmasını istemediğinize dair birer yazı yapıştırsanız sizce daha etkili olmaz mı?" sorularıma -İletişimimizdeki makul fiziksel mesafeyi korumadan- verdikleri "İnsan hakları olmasa seni burada konuşturmazdık!" cevaplarıydı.

Allah razı olsun...

Okulun ana binasının 2.katını ne zaman ve nasıl kazandıklarını bilmiyorum, açıkçası çok da merak etmiyorum. Şiddetin ana kaynağını herhangi bir grupta görmediğim için bu olayla devrimciliği ve devrimcileri şiddetle içiçe gören "Benim devrimci arkadaşlarım da var ama sizin gibi değiller" tarzı bir düşünceye kapılmayacağım da kesin.

Ama herhangi bir şeye "Kazanılan" gözüyle bakıldığında birilerinin de "Kaybeden" olacağını; kazananın bu durumu muhafaza etmek için kendi doğrularını tek doğru olarak gösterip statüko yaratacağını, kaybedenin de kaybettiğini geri almak için şiddet de dahil olmak üzere her türlü yolu deneyebileceğini gayet iyi biliyorum!

Kendilerini herhangi bir yere şikayet etmedim, duruşum itibariyle etmeyi de düşünmüyorum. Meseleye başka bir taraftan bakacak olursak; kimi kime şikayet ediyorum, değil mi?

Asıl mesele farklılıklara saygı ilkesinin günlük hayata yerleşmesini engelleyen ve bundan beslenerek ifade özgürlüğünü ortadan kaldıran; bütün bunlar yetmezmiş gibi kendine taraftarlar yaratıp, mevcudiyetini sürdürmeye çalışan sistemi ortadan kaldırabilmekte...

Peki bütün suçlu sistem mi? Kendimize "Neredeyim, ne yapıyorum, neye yol açıyorum?" sorularını sormamamız, tüm suçu sisteme yüklememiz mi gerekiyor? Hem de bunu her insanın kendi kararlarını kendi alması gerektiğini savunmamıza rağmen mi yapacağız?

Umarım ki bu tarz olaylar bir daha yaşanmaz. Alkollü partilerin afişleri ile bunları eleştiren grupların yazıları özgür bir ortamda hakça mücadele eder.

Etiketler:
Nefret