11/03/2009 | Yazar: Kemal Ördek

‘İnsan çığlıkları geçti geceleyin açık denizleri rüzgar-

Kemal Ördek | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Kemal Ördek

İnsan çığlıkları geçti geceleyin açık denizleri rüzgar-

                                                                            -larla.
Dolaşmak tehlikeli hala
   geceleyin açık denizleri...’ [1]
 
Dolaşmak ister insan, kalabalıkların içinde, başı dik, endişesiz ve gülümseyerek... Akıp giden zamanı belli bir süreliğine durdururcasına, dalga geçerek yürümek ister, bütün zorlukları ile hayatın...
 
İsteklerin suç kabul edildiği topraklarda pek mümkün değildir koşulsuz hürriyete erişmek. Bu sebepten dolayıdır ki, pek kimse cesaret edemez belirlenmiş sınırların dışına taşıp aslında ‘kendi’ olmaya... Böyleleri, telkin edileni yaşamanın rahatlığı içinde devam ederler hayatlarına...
 
Bir de ‘öteki’ler vardır; huysuz ve oyunbozandırlar. Kimsenin lafını dinlemez, hep kendilerini oynarlar. Gösterilen yolda yürümezler, bu yüzden aslında hak ederler her türlü cezayı. Ve mutlaka ceza kesmeyi öğrenmiş birileri ortaya çıkıp onlara hadlerini bildirir, herhangi bir yaramazlığı engelleme görevlerini eksiksiz yerine getirirler.
 
Dilan da, ‘öteki’lerden idi. Bedeniyle ve ruhuyla hayata karşı durdu. Farklı olmayı, yaşayarak öğrendi. Anladı, aslında bu toprakların farklı olandan korkanların toprakları olduğunu. Ancak, aklına ve yüreğine söz geçiremedi. Tehlikeli olanı seçti; cesarete boyun eğdi. Kendi olmayı ve hayatta kalmak için ne gerekiyorsa onu yapmayı göze aldı.
 
Ve başladı kesilmeye cezalar bir bir. Daha önceden biliyordu, ‘öteki’lerin çektiklerinin ağırlığını... Kimi zaman hapis, kimi zaman tabutlar idi mükafatları... Onlar gibiydi ve gözleriyle görmüştü, dünya adaletinin taraf tuttuğunu.
 
Düzene karşı sanık idi. Sonunda yakalandı ve mahkemeye çıkarıldı. Daha önceden yaşamıştı bunu; yine kendisi gibi ‘martı’[2] ların kanatlarını kırmak isteyenlerin gözüdönmüş nefretine uzaktan da olsa şahit olmuştu aynı duruşma salonunda. Bu defa kendisi, haddi bildirilmek üzere sanık koltuğuna oturtulmuştu.
 
Çok geçmeden ‘yüce adalet’ (!) kararını verdi. Salondan en son çıkan, hakimin elindeki kalemin kırılma sesiydi. İdam sehpasında, kendinden emin ve isyankar bir sesle, kendisiyle aynı suçu işlemiş bütün ‘öteki’ler için yüksek sesle okudu şiirini: 
 
Buyrun, oturun dostlar,
Hoş gelip sefalar getirdiniz.
...
Kimbilir nasıl yanmıştır canınız...
Ayakta durmayın, oturun,
Ben sizi ölmüş zannediyordum.
...
Yüzünüzde yıldızların aydınlığı
Hoş gelip sefalar getirdiniz...’ [3]
 


[1] Nazım Hikmet, Saat 21-22 Şiirleri . 7 Ekim 1945’te yazdığı şiirinden.
[2] Jonathan Livingstone’un Martı adlı eserinden esinlenilmiştir.
[3] Nazım Hikmet, Ölüme Dair adlı şiirinden.


Etiketler: insan hakları, nefret suçları
Nefret