05/03/2014 | Yazar: Selçuk Candansayar

Seçimler bu yanıyla bir milat olamayacak. Erdoğan’ın son dönem yaptıkları ise kendisi, ailesi ve dar çevresi için bir piramit inşa etmekten başka bir şey değil.En trajik olan ise Erdoğan’ın kendisinin de Erdoğan’a ve gücüne inandığının ortaya çıkmış olması.

Selçuk Candansayar | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Selçuk Candansayar
Bir Tanrı ne zaman ölür?
 
Artık ona inanan kimse kalmadığında…
 
RT Erdoğan, içine düştüğü derin krizden çıkış stratejisi olarak üç temel taktik geliştirmiş durumda. İlkin kendi varkalımıyla partisinin varkalımını bir ve aynı hale getirmek. İkincileyin hukuk ve meşruiyeti tümüyle askıya alarak ‘devletin kurumsal işleyişini’ ortadan kaldırmak. Bu iki taktiğe toplumsal taban oluşturabilmeyi amaçlayan üçüncü taktik ise bayağılaşmış yalanla örülü propaganda dili.
 
Erdoğan, muhalefetin kendisi, ailesi ve yakın çevresinin hırsızlığına dönük suçlamalara odaklanmasını kurnaz bir hamleyle genel çatışma alanı haline dönüştürdü. ‘Bunların derdi benimle’ dilini benimsedi ve karşı saldırıyı tam da buradan inşa ediyor. Kendisini partiye, hükümete, millete, devlete düşman olanlara karşı siper ettiğini ve bu saldırının ancak kendisi önderliğinde verilecek bir ‘istiklal mücadelesiyle’ geri püskürtülebileceğini zihinlere işlemeye çalışıyor.
 
Ben olmazsam hiçbiriniz olmayacaksınız, beni yıkarlarsa sizi yok edecekler korkusunu salmak için sürekli kendisi ile ‘herkesin’ bir ve aynı olduğu algısını oluşturuyor. Bir tür tanrı-kral imgesi. Herkesin hayatının tanrı-kralın hayatına bağlı olduğu kadim inancını berkitme uğraşı. Ta Mısır Firavunlarından Çin imparatorlarına; İnka ve Mayalardan Orta Asya kavimlerine dek bütün tanrısal iktidarların kaynağındaki inanç.
 
Bu inancı dolaysızca benimsemeye haklı olarak hazır geniş bir çevresi de var. 1994 yılındaki Belediye Başkanlığı’ndan bu yana Erdoğan’ın sağladığı rantla semirip büyüyen müteahhidinden yatırımcısına, bürokratından gazetecisine çok sayıda kişinin, kurdukları yağma düzeninin yıkılmasıyla kendi hayat damarlarının da koparılacağını hissetmeleri boşuna değil. Ancak ne kadar çok olsalar da bu çetenin oyları seçim sandığında birkaç on bini geçmiyor.
Erdoğan’ın Meclis, emniyet ve yargıda yapıp ettikleri asıl olarak bu dar çetenin yürütme üzerindeki denetimlerini sürdürebilmeleri için. Aynı zamanda kendi dar kadrosuna yönelik de bir güç gösterisi. İki Bakan’ın çocuğu ve Sarraf’ ı taktik olarak seçim sonrasına erteleyemeyip, şimdi serbest bıraktırması da bu yüzden. Tanrı –krallar en zayıf halkanın rahipler sınıfı olduğunu bilirler çünkü.
 
Erdoğan, muhalefetin Meclis, yasa ve meşru yollar üzerinden bir mücadele örgütleme imkânını hukuk düzenini askıya alarak ortadan kaldırıyor. Adeta kendi eliyle muhalefeti sokağa doğru iteliyor. Muhalefet (CHP, MHP, BDP, HDP) yasal ve meşru bir mücadele alanı bulamıyor. BDP- HDP ekseni bu hali kendi örgütlenme sürecini yaygınlaştırma ve ilerisi için mevzi kazanma fırsatı olarak görüyor ve çok da şikâyetçi oldukları söylenemez. CHP- MHP ikilisi ise muhalefetlerini kaçınılmaz olarak kasetler ve yolsuzluk üzerinden kurdukça sıkışıp kalıyorlar. Yolsuzluk ve hırsızlığın hesabı sandıktan önce, hukukta sorulmalı. Erdoğan, hukuku askıya alarak muhalefeti hesabı sandığa devretmek zorunda bırakıyor.
 
Üçüncü taktik ise diğer iki taktiğin de toplumsal tabanını inşa eden ‘halka’ dönük bayağı propaganda. Erdoğan, seçim meydanlarında var olan hakikati tümüyle tersyüz eden yeni bir gerçekliği üstelik son derece sakil bir dille pompalamaya debeleniyor. 12 yıldır yediği içtiği ayrı gitmeyen Cemaati ‘dinsiz şeytan’ olarak ilan ediyor; CHP ile Cemaat 30 yıldır birliktelermiş diye anlatıyor. Bu ikiliyi ‘ateist ve terörist’ olanlarla birleştirerek, kendisini ‘düşmanlara karşı milleti koruyan mazlum kahraman’ olarak kuruyor. Önümüzdeki günlerde Alevi düşmanlığını da körüklemekten kaçınmayacağının ipuçları var. Mitinglere Sivas’tan başlamasının örtük anlamı bu meydan okumanın tezahürü.
 
Erdoğan, bile isteye ya da başka çaresi olmadığından kendisini bu sırat köprüsünün üzerinde buldu. Aslında ilk hamlelerini belirleyenin bir politik seçim ya da akılla verilmiş kararlar olmadığının en önemli kanıtı 17 Aralık sabahı oğluyla yaptığı görüşmelerde sesine sızan panik düzeyindeki korkuydu. Bugün dönüp bakıldığında, Erdoğan’ın 17 Aralık sabahı bir süreliğine de olsa gerçekten çok ama çok korktuğu anlaşılıyor.
 
Seçimler bu yanıyla bir milat olamayacak. Erdoğan’ın son dönem yaptıkları ise kendisi, ailesi ve dar çevresi için bir piramit inşa etmekten başka bir şey değil.
 
En trajik olan ise Erdoğan’ın kendisinin de Erdoğan’a ve gücüne inandığının ortaya çıkmış olması. 

Etiketler:
Nefret