09/06/2009 | Yazar: Elif Gazioğlu

Esmeray’ı gazetede, internette vs ne zaman görsem, şu ‘aura’ dedikleri şeyi anlamaya başladığımı hissederdim.

Elif  Gazioğlu | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Elif Gazioğlu

Esmeray’ı gazetede, internette vs ne zaman görsem, şu ‘aura’ dedikleri şeyi anlamaya başladığımı hissederdim. Onun durduğu yerden benim (izleyicinin/okurun) durduğu yere doğru dalgalar halinde yayılan bu aura, bir zamanlar L. Guin’in Mülksüzler’indeki devrimci zaman teorisini anlamaya, çözmeye çalışırken hissettiklerime benziyordu. Bu teori, anlaşılması zor ama çözmeye çalışması çok keyifli, anlayınca da ‘işte ben bu teorinin kendisi olmak istiyorum’ dedirten türden bir bulmacaydı. 

Geçen yaz ilk kez yüz yüze sohbet ettiğim Esmeray’ın gülüşü ‘işte ben bu gülüş olmak istiyorum’ dedirten türden bir bulmaca. Hem ‘ideal kadın’lığın en çekici halini, hem duyarlı erkekliğin hoş sedasını yayan bu gülüşün sırrı, Esmeray’ın yaşadıklarında, bu yaşantıları algılayışında, anlamlandırışındaydı.
 
‘Transseksüel olduktan sonra demeyeyim de, kadın kıyafeti giyinip, hayatımı bu şekilde sürdürmeye başladıktan sonra, ciddi bir şekilde ‘kadın nasıl bir şey’ diye düşünüp, kadını ve erkeği sorgulama sürecine girdim. Benim için, bu sorgulama sürecine girmemde en büyük etken olan şeyin bir hikâyesi var. Bir erkek arkadaşım, sevgilim vardı; birlikte yaşıyorduk (hep kendimden örnek veriyorum ama verdiğim örnekler hepimizin yaşadığı şeyler aslında). İki erkek aynı evi paylaşıyorduk. Hiçbir sorunumuz yoktu. Cinsel anlamda gey ilişki değildi ama! Kadın elbisesi giydikten sonra bir gün, evi taşıyoruz. Erkek arkadaşımın erkek arkadaşları evdeler. Ben masayı kaldıracağım zaman hepsi üzerime gelmeye başladı; ‘aa, yenge, kaldıramazsın!’ Daha iki ay önce kaldırıyordum, ne değişti? Bir gün aynanın karşısına geçtim, ‘acaba ben inceldim mi, çok mu narinim, elim mi küçüldü, ayağım mı küçüldü’ diye düşünmeye başladım. Bu, aklıma şunu getirdi: Demek ki burada kendi irademiz kırılıyor; bizi şekillendiren erkektir!’
 
‘Bir grup öğrenci geliyor, bizim hakkımızda tez hazırlıyor. O tez bizim sorunlarımıza ne kadar yardımcı oluyor? Ondan sonrası ne oluyor; bu bilgiler toplanıp nerede arşivleniyor? Ondan sonrasını niye tartışmıyoruz? Bunlar gerçekten bizim sorunlarımıza yönelik mi yapıldı, yoksa birilerinin mezun olması ya da öğretim üyesi olmasına mı yaradı? Bizi kobay olarak mı kullanıyorlar? Benim aklıma bu geliyor.’[*]
 
‘Alt kültür olarak varız, alt kültür olarak biliniyoruz. Bunu da irdelemek gerekiyor. Neden alt kültür olarak sayılıyoruz? Milyonlarca insanın yaptığı şeyleri yapıyoruz. Ufak bir cinsel yönelim farkı var. Pınar Selek bir söyleşide bundan bahsetmişti. Onun da söylediği gibi, gerçekten farklı bir şey yapmıyoruz. Dört kolumuz yok. Sizin yaptıklarınızı biz de yapıyoruz. Sizin içtiklerinizi biz de içiyoruz. Aynı aşkları biz de yaşıyoruz.’
 
Yüceltmenin sakıncalarını aklımda tutmam gerektiğini telkin edip duruyorum kendime. Yine de Esmeray’ın kendi içini, düşündüklerini, yaşadıklarını anlamaya çalışanların önüne böylesi bir açıklıkla, samimiyetle ve yüreklilikle sermesine, deneyimlerini aktarmakla kendini nesneleştirmek arasındaki ince çizgide kurduğu dengeye hayranlık duymaktan alıkoyamıyorum kendimi.
 
Ama Esmeray’ın gülüşündeki çekiciliğin sırrı sadece bu değildir arkadaşlar. O sır, onun hormon iğneleri ve aşklarıyla, radikalliği ve devrimciliğiyle, yeteneği ve hayal gücüyle, direnciyle, mutlulukları ve acılarıyla kurduğu bilincidir, farkındalığıdır. Onun gülüşünün sırrı, onun yürüdüğü yollarda, sığındığı barınaklarda, onun gördüğü rüyalarda, kurduğu düşlerdedir. Eşitlikle farklılık arasındaki gerilimin doğal değil insan yapımı olduğunun bilinci, herkesin eşit ama herkesin yaşantısının farklı ve özel olduğunun bilincidir, sahip olduğu. O aura’nın sırrı burdadır işte, transseksüelliğinde, kadınlığında, işçiliğinde ya da feministliğinde değil. Hem hepsinin toplamında hem de hepsinin dışında. 


Etiketler: kadın
Nefret