16/12/2011 | Yazar: Gülistan Aydoğdu

‘Kadın’ dediğin podyumda gibi yürüyen, üstündeki kıyafeti taşıyabilen, kırıtan, takıp takıştıran, giyinmeyi bilen, hem seksi hem de alımlı olmalı değil mi yani(!)

Gülistan Aydoğdu | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Gülistan Aydoğdu
Günlerdir evden çıkmak istemiyorum. Daha doğrusu evden çıkmak için kendime bir neden bulamadım. Bu hal yaklaşık 15 gündür devam ediyor.
 
Daha önce de benzer kapanmalarım olmuştu. O zaman da evlendirme programlarına takmıştım. Evlenmek için gelen kadınların kendilerini ne olarak gördükleri. Erkeklerden talepleri, beklentileri. Kendilerini tariflemelerinde de, toplumdaki erkek egemen yapının ve kadını biçimlendirme hali, rollerini görmek beni deli etmişti. 
 
Üniversite mezunu. Meslek sahibi. Okumuş, okumamış, ev kadını fark etmiyor. Tüm kadınların erkek adaylara ilk sordukları “Kariyerin, mesleğin, gelirin, evin var mı, araban var mı? .Beni mutlu etmek için neler yaparsın? Beni taşıyabilirimsin?” gibi sorulardı. Erkekler bu soruların altında eziliyorlardı aslında. Fakat hepside bu payandalık rolünü o kadar içselleştirmişlerdi ki kimse de çıkıp kadına sormadı; “Elin ayağın tutuyor. Okumuşsun, mesleğin de var, şimdiye kadar çalışmışsın, neden benim bakımıma muhtaç oluyorsun?” Evlilikte kadın nerede sorusu sorulmadı. Çünkü erkek evi geçindirmekle, kadına bakmakla, onu taşımakla, iaşesini karşılamakla, onu rahat ettirmekle yükümlü. Sonrasında hepimiz biliyoruz, erkek hem sever hem döver, çünkü kadın artık erkeğin “mülkü” haline gelmiştir.
 
Şimdi de birçok TV’de de moda olan, devam eden gündüz programlarını izleyerek örgü örüyorum. Tam ev kadını triplerindeyim. Modacıları izliyorum ve her türden kadının da sonunda verilen hem parayı kazanmak, hem ünlü olmak adına nasıl kafa göz kırarak yarıştıklarını izliyorum. Barboros Şansal’ın olduğu programlardan birinde bu kızların güzellikleri nedeniyle ne kadar narsisit ve eleştiriye tahammülsüz, dünyanın merkezinde olduklarını da görüyoruz. Sonunda sanırım Şansal’ın o programdan uzaklaştırılmasına neden oldu.
 
İzlerken hem sinir olup hem de izleyecek başka kanal bulamamak ve elinde olan kanallara mahkûm olma hali. Ama bana ilginç gelen o memleketimizde kendi içindeki farklılıklara yaşam hakkı tanımayan toplumun (Kürt, Alevi, Laz, Çerkez, Roman… gibi) İvana (Sert) diye bir kadın en büyük bilirkişi edası ve yarım yamalak Türkçesiyle yaptığı eleştirilerle baş tacı edilmesi. Eh öyle ya bizde “trend” nedir bilen yok. Biz bunları ancak Avrupalı ya da Amerikalı ithallerden öğrenebiliriz.
 
Başka bir takıldığım nokta ise gelen kadınların hepsinin hazır giyim mağazalarından alınan, başkalarının tasarımları ve diktiklerini giymeleri. Pek çoğu da tasarımcı olduğunu söyleyerek boy gösteriyorlar. Ben tasarımcılığın ne olduğunu da karıştırdım zaten.
 
Kadınlar mağaza mağaza dolaşıp sonunda giyinip geliyorlar. Hepsi de piyasada var olan neyse onu alıp giyiyor. Rusya’dan gelen bir kadın vardı “hepiniz aynı tornadan çıkmış gibisiniz” diye söylenmişti, bence de çok haklıydı. O kadın da elendi zaten. Arka plandaki konuşmalarda geçen konuşmalar ise kendimden kuşkuya düşürdü beni. Kadının söylediği söz şuydu: “Ama biz Türkiye’de bütün kadınlar bu şekilde giyiniyoruz. Yani mini, straplez, tüller, şifonlar, taftalar, satenler gibi”. Abiyeler giyiyormuşuz. Ya ben gerçekten düşündüm ben nerde yaşıyorum da sokakta, orda burada bu kıyafetleri giyen kadınları niye göremiyorum diye. Ya da sormak istiyorum; “Huuu kadın arkadaşlar, kaçınızın gardırobunda bu elbiselerden kaç tane var? Var da benden mi saklıyorsunuz?” ve bu elbiseler hiç de ucuz değil hani. Bazıları, maaşlı insanların 3 aylık maaşından bile fazla.
 
Bu programa baktığımda kendimi çok “ezik “ buldum valla. Ben bunları hem almam, hem giyecek yer bulamam, hem rahat edemem, hem de modacı ablamızın dediğine göre taşıyamam da herhalde.
 
Eeee şimdi biz kadın olamayacak mıyız? Ya da bu modacılar bize ne yapmaya çalışıyorlar. Ya da bu TV programlarının yapılış amacı nedir?
 
Şimdi düşünüyorum da evde oturup bu programları izleyerek yaşayan, büyüyen bir kız çocuğu çıktığı evlenme programında elbette bu soruları soracak. Evlenmekten ve karşısına gelen erkek adaydan beklentisi farklı olabilir mi? Yaşamda kendini nasıl konumlandırır? Yaşamdan beklentisi ne olabilir? Ya isyan edecek ya da kendisi bu programdaki kadınların üzerindeki elbiseyi, ayakkabıyı alabilecek maharette ve kazançtaki bir erkeğe sırtını yaslamak isteyecek. Çünkü “kadın” dediğin bu podyumdaki gibi yürüyen, üstündeki kıyafeti taşıyabilen, kırıtan, takıp takıştıran, giyinmeyi bilen, hem seksi hem alımlı olmalı değil mi yani(!)
 
Ama gerçek yaşamda kaçımız bu kadın tipindeyiz? Ya da bu dayatılan kadın olmak zorunda mıyız? Niye hep bizi bu kadar naif görmek istiyorlar? Gibi birçok soru geliyor aklıma… (BS)

Etiketler:
Nefret