30/04/2012 | Yazar: Osman Bulugil

Dünya, büyük bir futbol sahnesi. Hayat da bir oyun olduğu kadarıyla, oyun da kapitalizmin endüstriyel futbolun bir parçasından ibaret.

Osman Bulugil | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Osman Bulugil
Dünya, büyük bir futbol sahnesi. Hayat da bir oyun olduğu kadarıyla, oyun da kapitalizmin endüstriyel futbolun bir parçasından ibaret. Hayatın yumaklarıyla örülmüş futbol, bugün bir ‘iş’ artık. Medya yoluyla üretilen tüketim kalıplarının bir ürünü olarak futbolu irdelediğimizde, futbolun emekçilerini görmek bir yana, sadece ‘birkaç starları’ öne çıkartılıyor.
 
Günümüzde futbol, toplumsal rızanın sağlandığı, egemen ideolojilerin üretildiği bir alan. Futbol, birçok organizasyonu (Dünya kupası, Şampiyonlar Ligi vb) ile bir çeşit totem haline getirilmiş ve medyanın yönlendirdiği bu futbol algısı, oynamayı değil seyretmeyi/tüketmeyi ön plana çıkarıyor. Böylece de izleyenlerin edilgenleşmesine aracı oluyor. Spor emekçilerini de hareketli birer reklam panosuna dönüştürüyor.
 
Öncelikle futbolcuları, hareket halinde olan insanları içeren bir meslek grubu olarak niteleyebiliriz. Kapitalizmin zaman ve mekân üzerindeki tahakkümü ve işçi sınıfıyla futbol arasındaki ilişkiyi dönüştürmesinin yanında kulüpler ve futbolcular üzerindeki dönüşümden bahsetmek gerekiyor. Bu yönüyle pazarda dolaşım aracı olarak futbolcular öne çıkıyor. Köylülerin bir yönüyle de sınırsız ve sayısız oynadıkları futbol, kapitalist üretim koşullarında dönüşmeye başlamıştır. Sürecin işleyişi vurgulamamamız adına Karl Marx’tan yapacağımız alıntı anlamlı olsa gerek:
 
“Üretim ve geçim araçları kendiliklerinden nasıl sermaye değilse, para ve metalar da kendiliklerinden sermaye değildir. Bunların sermayeye dönüşmeleri gerekir. Ama bu dönüşümün kendisi ancak belli koşullar altında olabilir, yani birbirinden çok farklı türden iki meta sahibinin yüz yüze ve temas haline gelmesi gerekir; bir yanda, başkalarına ait emek-gücünü satın alarak, ellerindeki değerler toplamını arttırmak isteğinde bulunan, para, üretim aracı ve geçim aracı sahipleri; öte yanda, kendi emek-güçlerini ve dolayısıyla emeklerini satan özgür emekçiler. …Meta pazarındaki bu kutuplaşma ile kapitalist üretimin temel koşulları sağlanmış olur.” [1]
 
Futbolcuların pazarda emeklerini satan özgür emekçiler olarak pozisyonları, Bosman Kuralları ile daha da netleşti. Bosman Kuralları öncesinde futbolcuların pazarda meta olarak dolaşımı sadece kulüpler arasındaki ilişkiyle gerçekleşiyordu.
 
Bosman kurallarının etkisi yanında, küreselleşme sürecinde özellikle geri bıraktırılmış ülkelerde zaten yetersiz olan sosyal haklar hızla aşındırılma sürecine girdi. Bu süreçten sendikalaşma da payını alıyor. Sistem artık sendikaların kavramsal olarak içini ve anlamını boşaltmaya çalışıyor. Aynı zamanda medya araçlarıyla ötekileştirmeye çalışıyor. Futbolda sendikalaşmanın geçişine baktığımızda ülkelere göre farklılaşmakla beraber Türkiye’de bu anlamda Spor Emekçileri Sendikası mücadele veriyor. 1965’te profesyonel futbolcular sendikasından, 1975’teki futbol-iş’e uzanan bir süreç. Sonrasında 1980 cuntasının her alanda olduğu gibi indirdiği darbe!.  Bugün mücadelede Spor-sen amacını da şöyle açıklıyor:
 
“Spor-Sen’in amacı; Emeğin en yüce değer olduğu ilkesinden hareketle; spor emekçilerinin haklarının güvencesini, spora ve sporcuya özgün koşulların bilimsel yöntemlerle değerlendirildiği bir Spor İş Yasası’nın çıkarılmasında görür. Bunun için kurumlaşmış spor yapılarında çalışan emekçilerin ekonomik, demokratik ve sosyal haklarını savunmak, geliştirmek ve güvence altına almak doğrultusunda, Spor İş Yasası’nın çıkartılmasının sağlanması hedefiyle, uluslararası işçi sınıfının bir parçası olarak tüm gücüyle mücadele etmeyi temel amaç ilan eder”[2].
 
Süreç aslında kulüplerin oyuncuların sözleşmelerini sağlıklı yapmaması, haklarının ihlal edilmesi ve sakatlık veya sağlık problemlerinde sırt çevrilmesiyle de ilişkili. Futbolculara haklarını arama imkanı sağlayacak ortamı yaratmamak için yöneticiler ellerinden geleni yapıyorlar. Sonuçta futbolu yönetenler futbolun emekçileri değil. Fakat bugün futbolcuların birçok ülkede örgütlü olduğunu unutmayalım. Örneğin İngiltere Premier Lig ve La Liga’da futbolcular örgütlü haldeler ve üzeri örtülmeye çalışılsa da bir direniş odağı oluşturabileceğini vurgulayalım. İngiltere profesyonel futbolcular sendikasına, Premier ligde oynayan futbolcuların yüzde doksanından fazlası üye.
 
Yazımızı, tüm dünyada emekçi sınıfının bayramı olan 1 Mayıs’ın futbol emekçileri açısından anlamı ortaya koymak adına, 2011 sonlarında aramızdan ayrılan Dr. Socrates’in ‘Corintianslı Demokrasisi’ hareketine selamlayarak bitirelim…


[1] Marx, Karl. 1986. Kapital I. Cilt, Çev: Alaattin Bilgi, Sol Yayınları. Ankara. Sf:731

Etiketler:
Nefret