09/10/2012 | Yazar: Osman Bulugil

Oyun olarak kültürü var eden unsurlar arasında futbol, günümüzde oyun karakterini kaybediyor. Bu süreç futbolun endüstrileşmesiyle ilgili ve oyunsuz, her şeyin tüketim algısına indirgendiği bir gösterinin futbolu var karşımızda.

Osman Bulugil | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Osman Bulugil
Oyun olarak kültürü var eden unsurlar arasında futbol, günümüzde oyun karakterini kaybediyor. Bu süreç futbolun endüstrileşmesiyle ilgili ve oyunsuz, her şeyin tüketim algısına indirgendiği bir gösterinin futbolu var karşımızda.
 
Saha içi örgütlenmenin dönüşümü kadar, bununla ilişkili taraftar profili de dönüşüyor. Futbolla üretilen taraftarlık yok ediliyor ve yerine de modern diye sundukları tüketimle eşdeğer olan seyircilere bırakıyor. Bu dönüşüm Türkiye’de, öncelikle tekelleşen üç büyüklerde bariz olarak gözleyebiliyoruz. Peki, bu dönüşüm Anadolu’ya nasıl yansıyor?
 
Üç büyüklerin seyircilerini bir kenara bırakalım. Anadolu kulüplerinin bütçeleri, transfer algıları, ligdeki başarı istekleri, taraftarın beklentileri farklılık gösteriyor. Bu farklılık içinde, bu yazıda Ankara futbolunu değerlendirme çalışacağım.
 
Ankara bir tarafıyla cumhuriyetin kenti olarak niteleyebiliriz. Kentin kuruluş sürecinde, bölgeden geçen yollar için önemli kavşak olması, güvenlik algısı ve kale yapımına müsait tepeliğin varlığı etkili olmuş. Tarih boyunca İç Anadolu’nun kuzeyinden geçen yollar Ankara’yı canlı tutmuş. Fakat esas sıçramasını cumhuriyetle yapan kent, hızlı bir göçe maruz kalmış, hazırlanan kent ve nüfus projeksiyonlarının tahminlerinin tutması pek olanaklı olmamış. Çevresinde yarattığı nüfuz erozyonu Ankara’yı 1930’larda nüfusu en hızlı artan kentlerden yaparken, iç Anadolu bölgesinde bugünkü küçük nüfuslu yerleşmelerin oluşmasına neden olmuş. Bugün bölgedeki küçük kentlerin sosyolojik yapısı futbol üzerinde de etkin sürece karşılık geliyor. Bölgede futbol üzerinde demiryollarının etkisi büyük olmuş. Kayseri ve Eskişehir’i örnek verebiliriz.
 
Cumhuriyetin ilk yıllarında beden terbiyesi pratikleri açısından önem taşıyan Demirsporların kuruluşunda Ankara da nasibini almıştı. İlk Demirspor kulübü Ankara’da kuruldu (1932).1960’lardaki demiryolu politikalarının değişimi sonrası bugün unutulan yüzü artık Ankara’nın Demirspor’u…
 
Ankara’da futbolun tartışıldığı düzlem de İstanbul takımlarında bağımsız şekillenmiyor. Ankara takımlarının üç büyüklere benzemeleri oranında başarı algısı mevcut. Ankaragücü, var olan ismiyle 1933’te almış, kuruluşu İstanbul’a dayanmakta. 1960’larda da M.K.E. takısıyla beraber hayatına devam ediyor[1].  Türkiye’de hemen bütün futbol kulüpleri iktidarlar tarafından işgal edildiklerini biliyoruz, Ankara takımları da bu açıdan nasibini fazlasıyla almış. Sadece son dönemdeki Ankaraspor-Ankaragücü ve Gökçek ailesiyle yaşananları hatırlasak yeterli sanırım.
 
Gençlerbirliği, Ankara futbolunda farklı bir yere sahip. Kuruluşunda lise kökeni olan kulüp, uzunca bir süre Ankara’nın mahallerinden uzak kaldı. Şehrin abisi Ankaragücü, okullusu Gençlerbirliği ve mahallelisi de Hacettepe diyebiliriz.  Ankara takımlarının süreci açmak adına Tanıl Bora’dan yapacağımız alıntı anlamlı olsa gerek:

”Ankara takımları 1. Ligde niye tutunamadılar? Çünkü 60’ların sonlarında artık Türkiye futbolunda piyasa ilişkilerinin ve kitle kültürünün nüfuzu artmış, futbol işletmeciliğinin çapı büyümeye başlamıştı. Gittikçe daha çok para, para için zengin yönetici, zengin yöneticiyi cezbetmek için de iyi seyirci potansiyeli ve popülerlik vaadeden bir “camia” lâzımdı. Ankara takımlarının ise çoğu kamu müesseselerinin `bağlı kuruluşları’ gibiydi. şekerspor bir iktisadi devlet teşekkülü olan şeker şirketi’nin, Ankara Demirspor Demiryolları’nın, PTT adı üstünde Posta-Telefon-Telgraf İdaresinindi. Sarı-siyahlı PTT 1953’de Telspor adıyla kurulmuş, devrisi yıl PTT adını almıştı. Yeşil-beyazlı Şekerspor 1947’de kurulduktan sonra 1958’de Hilâl Gençlik ile birleşerek Şekerhilâl adını almış, 1962’de Şekerspor adına dönmüştü. Bu müesseselerin ne futbola yatıracak fazla paraları, ne çetrefilleşen futbol kulüpçülüğüne uyarlanabilecek `hinlikte’ yönetim yapıları, ne de onları motive edecek taraftar ve camiaları vardı. Takıma ayrılacak kaynak, müessesenin başındaki yöneticinin futbola olan alâkasına bağlıydı. Ve futbol, müessese ve yönetici için bugünlerde olduğu kadar büyük bir reklam aracı değildi - zaten “reklam” da o kadar lâzım bir şey değildi. Bu takımların tek avantajları futbolcuları müesseseye işçi ya da memur olarak kaydedip ayrıca maaşa bağlamalarıydı.[2].
 
Bugün, belki daha önce güçlü imgesini üreten ilişkilerin kurbanı oldu Ankaragücü. Hacettepe, hoş rivayetlerin, mahallelinin takımı, Ankara’nın kabadayısı… Demirspor tozlu raflara itilirken, şehrin mütevazi takımı Gençlerbirliği hala genç… Altyapısı, oyuncu havuzu, transfer politikalarıyla tutarlı görünen bir kulüp… Belki de “Gökçeksporlar”dan en uzak kulüp olduğunda hala ayakta duruyor olmasın!
 
 
 

[1] Ankaragücü için ligden çekileceği iddiaları ortada. Bunun yanı sıra oyunculara borçlardan dolayı FİFA tarafından ceza gelebilir.
[2] Ankara Futbolu: Memleket Futbolunun Kenar Semti - http://aradaugra.blogspot.com/2012/02/ankara-futbolu-memleket-futbolunun.html - erişim tar: 22/072012 15:47
 

Etiketler:
Nefret