28/07/2011 | Yazar: Osman Bulugil

Artık oyun oynamayan, sadece maç kazanmak için her yolu deneyen, didişen; bunu yaptıkça yeni stadıyla beraber tüketilen ve sadece endüstriyel futbolun bir dişlisinden ibaret Galatasaray’la karşı karşıya kalabilirler önümüzdeki yıllarda.

Osman Bulugil | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Osman Bulugil
Galatasaray için 2010/2011 sezonu, uzunca bir süre görülen kabusların en kötüsüydü. İki kez teknik adam değiştiren yönetimde, kadroda sorunlar yaşayan ve Avrupa kupalarına katılamayan bir takımın taraftarının mutsuz olması oldukça normal bir durum aslında.
 
Buradaki sıkıntı, birincilik hariç her şeyin başarısızlık sayılması ve başarıya giden her yolun mubah olması gibi çoğaltabileceğimiz algıların özellikle medya tarafından taraftara empoze ediliyor olması. Bu noktadan sonra artık Galatasaray, daha fazla tüketilmesi gereken, fakat bunu başaramayan bir takım olarak öne çıkacaktır. Olması gereken yer (Av. Kupaları, zirve vb.) ,onun maksimum tüketildiği duruma karşılık geliyor ve bunun dışındaki her durum başarısızlık olarak atfediliyor.
 
Biz Galatasaray’a başka taraftan bakalım: Yönetim ve takım tam anlamıyla dibe vurmuş, gündelik kurtarma çabalarının sergilendiği bir sürecin sonunda artık Galatasaray da dibe vurmanın avantajlarını da görmeye çalışalım.
 
Başka bir tarafıyla da, yapılacak hiçbir şey kalmadığında artık her şey yapılabilir. Yani 2011 Mayıs ayında Galatasaray yönetim ve kadro anlamında dibe vurmuş durumdaydı. Tam da burada Galatasaray’ın önünde her şeyi yeniden inşa etmenin yolu apaçık duruyordu.
 
Yine devran aynı dönünce her şeyi yeniden kurabilmenin bir tarafı da kapanmış oldu. Süreçle beraber, yönetim açısından var olan kapalılık ve küçük bir zümrenin yönettiği kulüp olmaktan çıkabileceğinin tartışılması gereken bir döneme karşılık geliyordu. Fakat olmadı ve aynı döngünün başka bir görünümü artık karşımızda.
 
         Tabii bu süreç sahada takımın nasıl var olacağını da etkileyecek. Kısa dönemli yatırımlarla önümüzdeki yıl şampiyon olup sonra yine aynı düşüşü yaşayabileceği bir yönetim anlayışı mı yoksa her yıl üstüne koyan ve böylece de oyuncudan çok oyun karakteriyle öne çıkan, bu karakterin oyuncularıyla sahada yer alan bir takım mı olacak? İkincisini olacağı yönünde aklı yürütmemizi sağlayan tek gelişme Fatih Terim’in gelişi oldu. İlk bakışta Terim’le yine 1996–2000 arasında inşa edilen ve 2000’de zirveye çıkılan sürecin tekrar üretilmek istendiği düşünülebilir. Durumun böyle olup olmadığını aslında transferlerden de göreceğiz. Her şeyi yeniden inşa edebilir bir kulüp: Galatasaray -II- ‘de daha detaylı işleyeceğimiz altyapı ve transfer meselesinden bir örnek verebiliriz: Emre Çolak.
Emre Çolak, teknik kapasitesi yüksek bir oyuncu ve onun sahip olduğu yeteneklerden çok nasıl gelişme göstereceği bize Galatasaray’ın nereye gittiğini gösterecek.
 
2000’den bu yana Galatasaray’da çalışan teknik adamlara bakalım: M. Lucescu (2000–2002), Fatih Terim (2002–2004), George Hagi (2004-2005), Eric Gerets (2005-2007), Karl H.Feldkamp (2007-2008), Cevat Güler (2008-2008 – Feldkamp’ın gidişi sonrasında), Michael Skibbe (2008-2009), Bülent Korkmaz (2009-2009 – Skibbe’nin gönderilmesi sonrasında) Frank Rijkaard (2009-2011), George Hagi (2010-2011), Bülent Ünder (2011-2011 Hagi’nin ayrılışından sonra) ve 2011-2012 sezon başında da Fatih Terim takımın başına geçti.
Bunun yanında takımın bonservis değerlerindeki değişme ve sportif başarıdaki azalmayla beraber farklı bir duruma işaret ediyor. Galatasaray’ın 2000’lerin başından bugüne bonservis değeri iki kat artarken, UEFA sıralamasındaki yeri de iki kat gerilemiş durumda. 
       
 Artık Galatasaray taraftarı da Yeni stada kavuştu. Fakat akıllarının bir tarafı da Ali Sami Yen’de kalacak. Çünkü orada, kendi koşullarında oyun karakterine sahip, onlara göre sıradan kadrosu olan, ama oyunu oynayan bir takımları var 10 yıl önceye kadar…
 
O dönem Artık bir nostaljiden ibaret. Artık oyun oynamayan, sadece maç kazanmak için her yolu deneyen, didişen; bunu yaptıkça yeni stadıyla beraber tüketilen ve sadece endüstriyel futbolun bir dişlisinden ibaret Galatasaray’la karşı karşıya kalabilirler önümüzdeki yıllarda. 
 
Nostaljide kalan da, artık bugün olmayan bir duruma karşılık geleceğinde yine iyi bir pazarlama aracı olacak önümüzdeki yıllarda. Başka bir oyunun yarattığı tarihle bugün inşa edilmeye çalışacak ve taraftar da yine o günleri beklerken tam da tepeye oynayan takımını maksimum tüketerek müşteri görevini yerine getirmiş olacak.
 

Etiketler: yaşam, spor
Nefret