06/03/2020 | Yazar: Semih Deniz

Ercan Jan Aktaş bu romanında gidenin patikasını izleyerek, derinden hissedilen bir yürek acısı ile adeta “gitmeyin!” diye sesleniyor.

Gitmek Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı
Semih Deniz | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Semih Deniz

“...gitmek daima bölünmektir.”

“Merhaba. Birkaç gün sonra arkamızda dolu dolu bir yılı geride bırakmış olacağız. Belki senin hayatın için anlamlı bir zaman değildir bu. Ama bende durum çok bambaşka Eren... Sana ne alsam, diye düşünüyordum ama hediye alacak param yok şu an. O yüzden yazmaya karar verdim...” Ekin Can

En son ne zaman elimize bir kâğıt ve kalem alıp bir mektup yazdık? Bunca iletişim aracı varken, aynı şehirde birlikte yaşıyorken biri sevdiğine neden eline kalem alıp kağıda mektup yazar? ‘Gitmek’ romanının sayfalarında yol alırken sadece bu surunun cevabı ile uğraşmayacak okuyucu. Kendisi yeni sorularına olmayan cevaplar ile bir patikada yol alacak.

“Gitmek” kelimesi özellikle de son yıllarda bu kadar çok dilimize düşmüşken, Ercan Jan Aktaş bu romanında gidenin patikasını izleyerek, derinden hissedilen bir yürek acısı ile adeta “gitmeyin!” diye sesleniyor.

Hikâye, İstanbul Üniversitesi’nde öğrenci olan Eren ve Ekin Can’ın aşkı çevresinde örülüyor. Eren’in hikayesi, daha çocukluğundan itibaren sığındığı kitapları ve biriktirdiği soruları ile “o uzakta”ki köylerden birinde başlıyor. Ara ara, giden ve bir daha gelmeyen bir dayı figürü aklının bir yerinde kalmış. Selanik göçmeni bir aileden İstanbullu olan Ekin Can’ın öyküsü, ailesi ve toplum ile çatışmasında kendini bulma arayışı ile gelişiyor. Bambaşka hayaller içinde yol alırlarken beklemedikleri bir anda yolları çakışıyor.

Merkezinde eşcinsel bir aşk ile başlayan hikâye adeta iki zaman dilimi içinde akıyor. Eren ve Ekin Can’ın aşkı ile 2010’lu yılların Karaköy, Kadıköy, Adalar sokaklarında yol alırken, ‘gitmek’e dâhil olan Jean’ın hikayesi ile okuyucu, kayıp gazeteciler, ateşe verilen gazete binaları ve yakılan köyleri ile bir anda kendini 1990’ların Türkiye’sinde buluyor.

“ Yine merhaba. Disa ezim... Kürtçe yazdığım ilk iki kelimem, belki küçük bir ayrıntıdır, küçücük bir ayrıntı...”

Ekin Can’ın Eren’e mektuplarında bir aşkın başlama, şekillenmesine ve yavaş yavaş hayatın merkezine oturmasına tanıklık ediyoruz. Eren’in Ekin Can’a yazdığı mektuplarda ise, daha çok bir özeleştiri ve sol siyasetin eşcinsel ilişkiye yaklaşımının gözlem ve eleştirilerini görüyoruz.

Eren ve Ekin Can’a eşlik ederken, bir Fransız ailenin İstanbul hikâyesi ile tanışıyoruz. İstanbul’a aşık iki “yabancı” ve onların sevgili çocuğu Alain’in hüzünlü hikayesi... Yazar burada sanki Alan’ı bir nefret cinayetine “kurban” vermemek için çırpınır direnir. Bu hissiyatı Eren’in her fırsatta gittiği ve kafenin çalışanı Kader ile olan sohbetlerinden de alıyoruz.

‘Gitmek’ belki de tam bir İstanbul romanı. Karaköy’ün, Tophane’nin arka sokaklarında geziniyoruz onlarla...

“O ürkek, bu kente yabancı çocuk terler içinde İstanbul’da ilk karşılaştığı çocuğun yatağındaydı işte. Bir çocuğu andıran yüzü, kapkara kaşları ve bir gelincik gibi uçmaya hazır dudaklarıyla arasında bir karıştan daha az bir mesafe vardı işte. Dudaklarını öpmek için dizginlenemez bir istek duydu içinde...”

Jean’ın mektupları ile Paris sokaklarında, Atlantik Pirene’lerinin eteklerinde, Bask ülkesinde buluyoruz kendimizi... Babet, Gerard ve Joseph ekleniyor bu yolculuğa...

Eren ve Ekin Can’ın varoluşlarının güzergahında serpiştirdikleri beyaz çakıl taşlarını, tek tek elimize alarak, adım adım izlediğimiz bu yolculuk, zaman zaman politik tartışmalarla daha da gerilere, adeta bir yüzleşme çağrısı ile, 1915’lere kadar gidiyor:

“Hayatı, bilgiyi, sevgiyi, toprağı, aşkı tanımak ve bilmek için gidin. Susun ve dinleyin... Nusaybin’e gidin. Amed’i görün. Bir halk neden hep ‘terörist’ kalır, gidin ve görün. 1915 tarihi Ermeniler için ne anlama geliyor, bunu bilmeden bu ülkenin trajedisini bilemezseniz.” “Gitmek” aslında; benim, senin, bizim. Başka bir ülke ve dünya hayallerimize, kavgamıza ait. Ve hepimizi Karaköy’ün bir kafesinde çay içmeye, mola verip düşünmeye çağıran bir davetiye...

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. Yazının KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.


Etiketler: kültür sanat
Nefret