27/04/2009 | Yazar: Kaos GL

Küratörlüğünü Anna Heidenhain, Kristina Kramer ve Önder Özengi’nin paylaştığı ‘Göreli Konumlar ve Kanaatler’ isimli sergi için İstiklal Caddesi’ndeki Suriye Pasajının 4.

Kaos GL | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Kaos GL
Küratörlüğünü Anna Heidenhain, Kristina Kramer ve Önder Özengi’nin paylaştığı ‘Göreli Konumlar ve Kanaatler’ isimli sergi için İstiklal Caddesi’ndeki Suriye Pasajının 4. katındaki eski bir kayıt stüdyosu kullanılıyor. 16 - 30 Nisan arasında gezilebilecek sergi, farklı alan ve disipinlerden gelen katılımcıları ile birlikte 15 gün boyunca işleyen bir mekan ve geçici bir sanat kurumu yaratmaya odaklandı.

Kimlik, konum ve farklılık üretiminin belirli kaynaklar ve alışıldık yollarla gerçekleştirilmesine karşıt olarak sergi, katılımcıları ve onların pratikleri ile bağımsız ilişkisel metotları üretiyor ve görünür kılıyor. Kolektif mekân ve bilgi üretimi, ağ biçimli ilişkiler, bellek, arşivleme, bağlam üretimi, toplumsal tahayyül ve çatışma gibi konular üzerinden konum ve fark üretiminin yolları araştırılıyor. Katılımcılar, ürettikleri projeleri aracılığıyla sanat üretimini ve ilişkili olduğu bağlamlar aracılığıyla yerleştiği konumunu, izleme, üretme ve katılım ilişkilerini mekânı kullanma biçimleri üzerinden sorgulamaya açıyorlar. Caner Aslan, İnci Furni, HaZaVuZu, Kanalkayıt, Borga Kantürk, Tayfun Serttaş, Vahit Tuna ve Pelin Tan’dan oluşan kadrosu ile günümüz sanatının farklı dinamiklerini bir araya getiren sergi, Nisan ayının en çok konuşulan sanat etkinliği olmaya aday. Sergiye ‘Hayaletler / The Ghosts’ isimli enstalasyonu ile katılan Tayfun Serttas ile fark üretiminin kimlik üzerinden geçirgenliğini ve bu geçirgenliğin sanat üzerindeki etkisini konuştuk. 
 
Hayaletler adlı enstalasyonda bir araya getirdiğin her iki çalışmanında farklı tarihileri ve medyumları var?
Enstalayonda yer alan ‘öteki ötkei ve sonrası’ adlı performans videosu 2005’te yaptığım bir çalışma. 4 farklı mahallede belirlediğim 20’ye yakın mekruh binaya ait görüntü seçkisine performansım eşlik ediyor. Binaların hepsi detaylarında Ermenice ya da Rumca armalar - yazılar bulunması üzerinden belirlediğim mekruh sivil yapılar. Hepsi senelerce boş kalmış, bazılarının içerisinde mobilyalar dahi duruyor. Performansı gerçekleştirdiğim asıl mekan Ermeni Patrikhanesi, Meryem Ana Kilisesinin arka bahçe komşusu olan Papaz Evleri. O videoyu yapmamın üzerinden yalnızca 4 sene geçti ve şu an orada izlenen yapıların neredeyse tümü restorasyon geçirmiş durumda. O nedenele ki bugün o çalışma daha çok belgeleyici bir işlev kazanıyor. İlginç olan bunun kendiliğinden oluyor olması. Kentin sürekli dönüşen ve el değiştiren yüzü, kısa zaman önce yarattıkları heykelsi izlenimler ile beni kendilerine çeken tüm o yapılara türlü fonksiyon kazandırdı. Benim bile kestiremediğim bu hızlı dönüşüm tam da ‘kimlik’ üzerinden tartışmakta olduğumuz meselenin döngüsüne göndermede bulunuyor. Kimlik heykel değil! Videonun bugün kazandığı anlam ile bunu öncelikle kendime itiraf etmiş oluyorum.
 
Fotoğraf ise bambaşka bir dönemi yansıtıyor?   
Fotoğrafın hikayesi çok farklı ve aslında o çok daha heykelsi. Adı, Kalfayan’da Tenefüs. Bu isim dışında bir bilgide yok. Tahminen 1960’larda çekilmiş. 2007 senesinde, Yüksek Lisans Tezim için çalışırken Agos arşivinde karşılaştığım ve tanıklık ettiğim ilk andan itibaren çok heyecanlandığım bir kare. Aslına bakarsanız sıradan bir okul fotoğrafı hatta fotografik olarak pekte iyi sayılmaz. Ancak o fotoğrafta sürüp giden tekinsizlik bende başka bir dinamiği tetikliyor. Fotoğraflanan öğrencilerin hepsi kız, hepsi kurdelalı ve makinemsi – bedenlerinden bir hayli büyük park oyuncakları üzerinde konumlanmışlar. Onlara gözetmenlik yapan bayan öğretmende dahil, herkes bir görevi yerine getiriyormuşcasına kendinden emin. Arkası dönük ikisi haric herkes objektifi, aslında fotoğrafı çekeni izliyor ve bu alaycı tavır bir tür algı bozumuna yol açıyor. Bu kare kimlik olgusunun geçirgenliği adına çok şey betimliyor benim için. Fotoğrafı 100 X 65 cm boyutlarında, reklam panolarından tanıdığımız bir lightbox yöntemi ile yeniden üretime soktum. Kendi aydınlatmasına sahip transparan bir materyal ile bütünleşerek enstalasyonun sloganını oluşturdu aslında. Fotoğraflar gerçekte dilsizdir. Altlarına yazılan yazının ağzından konuşurlar. Bu nedenle fotoğrafa dair hiçbir bilgi vermeksizin onu anonim olarak mekana bıraktım. Oradaki tanımlanmamış imge izleyici için bir sorgulama alanına dönüşüyor. 
 
Peki ya Hayaletler?
Hayalet ilk etapta oldukça klişe bir kavram hissi veriyor. Üzerine çok fazla oynanmış, çok fazla karikaturize edilmiş hatta çok pop. Ancak bu kavrama biraz mesafelendiğinde zihninde mitler, hurafeler, metafizik, gerçeküstülük ya da fantastik gerilim filmleri arasında bir külliyatlar dizisi belirmeye başlar. Burada seçki yine izleyiciye kalmış. Derrida’nın hayaletlerinden, Gul Yabani romanlarına uzanan bir seçki bu. Bir tarafı çok muallak. Diğer taraftan hayaletler üzerine konuşmayı hem sevmeyiz hem de onları görmemeyi – es geçmeyi dileriz. Bu kanı, zihnimde yeterli bir reflekse yol açıyor zaten. Kimlik dediğin şeyin hayaletlere dönüştürüldüğü bir varyasyon, bugünün hali hazırda metaforunu belirliyor. Kimlik olgusu bugün en çok gerçirgenlikler üzerinden, hayaletimsi bir mesafelenme perspektifinde kurgulanıyor.

 
Tayfun Serttaş’ın 2005 senesinde yaptığı performans videosu ‘öteki öteki ve sonrası’ ve 2007 yılında arşivine eklemlenen ‘Kalfayan’da Tenefüs’ isimli fotoğrafın birlikteliği üzerine kurgulanan enstalasyonu ‘Hayaletler’, mekanın hafıza üzerinde yarattığı fantastik etkiye odaklanıyor. Mekan içerisinde iki ayrı noktaya bölünen çalışma, özel ve kamusal alan deneyimleri arasındaki belirsizlik ve geçirgenliği sorguluyor. 2005 yılında hepsi mekruh haldeki 20’ye yakın binada gerçekleştirilen videoda görülen yapıların tümü restore edilmiş durumda. Fotografik mekan ise içkin anlamda bir restorasyona izin vermiyor.  


 

Etiketler: kültür sanat
Nefret