20/12/2019 | Yazar: Umut Erdem

Yıl 2019, fakat hâlâ biseksüelliğin üzerine görünmezlik pelerini giydirilmiş gibi.

Görünmezleştirilen Bi+ Meselesi Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı
Umut Erdem | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Umut Erdem

Yıl 2019, fakat hâlâ biseksüelliğin üzerine görünmezlik pelerini giydirilmiş gibi. Yavaş yavaş politikası yapılmaya başlandığında, hakkında politik söz üretildiğinde, görünür olmaya başladığı anda da biseksüellik ve biseksüeller çeşitli yargılama ve suçlamalara tabi tutuluyor. Zorunlu heteroseksüelliğin herkesi baskıladığı ve sıkıştırdığı su götürmez bir gerçek ama bu baskıdan en çok etkilenen, kendini bulmaya, keşfetmeye, açılmaya en az fırsat tanınan topluluklardan biri bi+’lar. Çünkü heteropatriyarkal toplumun ötekileştirmesi, ayrımcılığı, kalıp yargılarının yanında bir de bu toplumun normlarını karşısına alarak mücadele etmeye çalışan LG(B)Tİ+ topluluğun dışlamasına, gösterdiği “şamar oğlanı” muamelesine maruz kalıyor. Bu sadece Türkiye’ye özgü bir şey değil, aynı deneyimi yaşadığını anlatan dünyanın her yerinden bi+ var ama Türkiye’deki LGBTİ+ hareketi ve topluluklarında bi+fobi, biseksüel görünmezliği, biseksüel olumsuzlamaya ortak olma durumu çok yüksek seviyede. Biseksüel görünürlüğünden fazla, hareket ve topluluktaki görünmezleştirme ve dışlama edimlerine tanık oluyoruz. Bu dışlamalar da aslında belki hareketin kendini silkelemesini sağlayacak bi+ politikanın sağladığı imkân ve tahayyül okyanusuna açılmaktan mahrum kalmasına neden oluyor.

İlk başta “bi+” derken ‘kimlerden bahsediyoruz’u açıklamak isterim. Her kimlik ve varoluşun yaşadığı dönüşümü, insanların onları algılama, tanıma, deneyimlemelerinde gösterdiği çeşitliliğin biseksüellikte var olmadığına dair yoğun bir algı var Türkiye’deki LGBTİ+ topluluğunda. Neredeyse herkes ya da çoğunluk diyeyim, biseksüellik hakkında zamanında yapılan “kadınlar ve erkeklerden hoşlanmaktır” tanımının kesinliğinden çok emin. Bu yüzden “B”nin ayıp olmasın diye sözde LGBTİ+’nın görünür harflerinden biri olmasını kabul edip pratikte “old-school” bularak “adını bir daha anmayacağız, yüzüne de bakmayacağız” konusunda ağız birliğine varmış gibi. Oysa bu yoğun bilgisizlik ve bunun da pay sahibi olduğu nefretin görmek istemediği, görmeyi reddettiği bir şey var: Biseksüeller çeşit, çeşittir. İşte bu çeşitliliğin ve kapsayıcılığın altını çizmek için, birden fazla cinsiyete romantik/duygusal/cinsel/entelektüel vs. çekim duymanın anlamı, şemsiye kimlik olarak alınan Bi+’dır.

Biseksüel: Birinin birden fazla cinsiyetten, kişinin hem kendi cinsiyeti hem de diğer cinsiyetlerden hoşlanıyor olması anlamına gelmektedir ve kapsadığı var oluşlar ile deneyimler çeşitlidir. Biseksüel bir kişinin cinsiyetlerden eşit derecede hoşlanması gerekmez, hoşlanma derecesi de zamanla değişiklik gösterebilir.

Panseksüel: Cinsiyet fark etmeksizin herkese ilgi duyan ve kendisini panseksüel olarak tanımlayan kişidir.

Poliseksüel: Pek çok cinsiyete ilgi duyan ve kendisini poliseksüel olarak tanımlayan kişidir.

Bi-curious: Kendini genelde heteroseksüel, lezbiyen ya da gey (yani monoseksüel) olarak tanımlayan ama başka cinsiyetlerden insanlarla bir şeyler deneyimleme merakı olan insanlardır.

Lezbi/Homoflexible: Genelde hemcinslerine ilgi duyan ama bazen başka cinsiyetlere de ilgi duyabilenlerdir.

Heteroflexible: Genelde sadece bir diğer cinsiyete ilgi duyan ama bazen başka cinsiyetlere de ilgi duyabilenlerdir.

Diğer Bi+ Kimlikler: Queer, akışkan, bi/panromantik, bi/panerotik, bidyke, biseksüel-lezbiyen vb.

Bu kapsayıcılık ve çeşitlilik, aslında durağandan değil, devinimden beslendiğini iddia eden ve politikasını bunun üzerine kurmaya çalışan LGBTİ+ hareketinden ve topluluğundan pek çok insanı rahatsız eden bir durum, çünkü uzun zamandır stigmatize edilen ve dışlanan varoluşlara sahip çıkan bir hareket ve politika bi+ politikası. Zaten 70’lerin sonları ve 80’lerin başlarında Avrupa ve Amerika merkezli LGBTİ+ hareketini queer eyleme noktasına getiren varoluşlardan biri biseksüellik olmuş. Biseksüelliğin, politikanın eşcinsellik-heteroseksüellik ikiliğine hapsolmasını ortadan kaldırma potansiyeli etkili olmuş. Ama ne yazık ki günümüzde hem dünyada hem de şu an Türkiye’deki LGBTİ+ hareketinde bu hapsolmanın egemenliğini, bu ikilik üzerinden politika üretildiğini görmek mümkün. Bi+ politika ise bunu kıracak güce ve potansiyele sahip.

Bifobi: Biseksüellere, biseksüel oldukları için nefret ve korku duygularıyla ayrımcılık uygulama, onları dışlama pratiği.

Biseksüel olumsuzlama: Biseksüelliğe ve biseksüellere yönelik korkutucu ve baskı kurucu söylem geliştirme.

Bi+ politika, herkes nasıl heteroseksüel ve natrans atanıyorsa herkesin aynı zamanda monoseksüel atandığını da söyler. Yani herkesin kendi cinsiyetinden ya da başka bir cinsiyetten olmak üzere sadece tek bir cinsiyetten hoşlandığı önkabulünde olduğunu belirtir. İnsanlar ya heteroseksüel ya da eşcinseldir, genel kanıya göre. Bunun sonucunda da insanlar birden fazla cinsiyetten hoşlananları, onlarla birliktelik yaşayanları “tehdit” olarak görürler. Bi+’lar tam da bu yüzden güvenilmez, “tarafını seçememiş”, açgözlü, kararsız, “sadakatsiz” olarak yaftalanırlar. Çünkü insanlar genel olarak karşısındakilerin hangi cinsiyetten hoşlanmasını bilmek isteme, bir şekilde bunu varsayma eğilimindedir. Bunu varsayamama, bundan emin olamama noktasında suçlu, bir kesinliği, eminliği karşı tarafa aktarmayan kişi olur.

Monoseksizm ve bi+fobi

Aslında bu durum sistematik ve kurumsallaşmış bir şiddet ve tahakküm kurma mekanizmasıdır, ismi de monoseksizmdir. Tüm kamusal alanda ve kamusal alandaki tüm toplumsal yapılarda üretilir. Herkesi monoseksüel varsayan bu sistem aslında patriyarka ve heteroseksizm kaynaklıdır ve bu sistemlerle zincir gibi bağlıdır. Patriyarka ve heteroseksizm kaynaklıdır çünkü zorunlu heteroseksüelliğin hegemonyası altında en çok zararı gören grup, tek bir cinsiyete ilgi duymayanlar olur. Zorunlu heteroseksüellik, insanların arzularının, meraklarının, keşiflerinin, imkânlarının önünü kapar, onları ikili cinsiyetçi monoseksist bir kadere mahkûm eder. Biseksüel olduğunu sonradan keşfeden pek çok insan var. Ama genel kanı olarak insanlar her LGBTİ+’nın küçüklükten kendini keşfetmesini bekliyor. Çocukluğa dair bir lubunya hikayesi duymak, 25 yaşlarında ikinci ergenliğini yaşayandan daha “gerçekçi” geliyor insanlara. Oysa pek çok insanın çocukken kendi cinsinden öğretmenine his besleme durumu olmayabilir. Zira kendimizi inşa etmeye fırsat vermeyen toplumsal cinsiyet öğretilerini hayatta kalmak için takip etmekten başka bize çıkar yol sunmayan bu düzende, insanların kendini keşfetmesi, kendisine “yeni” gelen bir şeyleri deneme alanı yaratması, merakının peşinden gitmesi çok önemli bir hadise. Fakat bunun hem sözde hem davranışta direkt özellikle monoseksüeller tarafından yadırganması durumu mevzu bahis. Hareket ve topluluk içinde “deneme”, “keşif”, “merak” asla kullanılmaması gereken anahtar kelimeler olmuş durumda. Tek bir cinsiyete, hemcinse “ezelden” ilgi duyma durumu, “bana öğretilenin dışına taşabilir miyim?”, “ben kimim?” sorgulamasını yaşayan insanları yüreklendirmekten çok, ipin diğer ucundan kişiyi baskılama yoluna girebiliyor. Böylece kişinin kendini keşfetme, nelerden hoşlanıp hoşlanmayacağını öğrenmeye dair deneme süreci–hayat aslında bundan ibaret değil mi?-, merakı kesintiye uğramış oluyor ve bu da aslında kişiye yönelik zararla sonuçlanıyor. Kendimize nasıl bir mercii ataması yapıyoruz da insanları deneyim üzerinden yargılayabiliyoruz? Özellikle tanışma aplikasyonlarında, barlarda, partilerde vs. kişinin kendini keşfetmesine, nelerden hoşlandığını, zevk aldığını anlama yolculuğuna, merakına karşı kalkanlar hazır bir halde durabiliyor, bundan zarar gören de bi+’lar oluyor. Çünkü özellikle monoseksüel insanlar bi+ olan ya da kendini bulmaya çalışan insanlardan hetero olmadığına dair bir kanıt alma peşine düşebiliyor. Görünür, somut bir “delil” ile ancak karşısındaki kişinin lubunya olduğuna kendisini ikna edebiliyor. Bu da topluluk içinde yaratılan bir hiyerarşiyi ortaya koyuyor ve bi+’ların arzularının edilgen kılındığını gösteriyor. Arzu, ‘deneyim’den hiyerarşik anlamda aşağıda kalıyor, ‘deneyim’in belirleyiciliği altında “çocuk oyuncağı” muamelesi görüyor. Bi+ politikası da kapsayıcılığı ve çeşitlilik esasıyla camiada yaratılan arzu-deneyim ikiliğinin önüne geçen bir hat örme amacı taşıyor.

Topluluk içinde genelde hemcins görünen ve/ya olan insanlar direkt eşcinsel olarak atanırken farklı cinsiyetli görünen ve/ya olanlar heteroseksüel varsayılıyor ve üstelik kişilerin ilişki tanımları da direkt bu varsayım üzerinden yapılıyor. Ya heteroseksüel ya da eşcinsel ilişki içinde varolabiliyoruz. Yani düşünsenize, ilişki yaşayanlar biseksüelse bile, “biseksüel çift” vs. olarak varsayılmaları çok düşük bir ihtimal. Her zaman diğer insanların onları nasıl gördüğü daha büyük bir önem taşıyor. Topluluk içinde genelde ilişkilerin görünen ve varsayılan belirli bir yönelime göre isimlendirildiğini görüyoruz, yani bu aslında tamamen kişinin partner(ler)i esas alınarak yapılıyor. Bu varsayımlarda insanların monoseksüel olmayabileceği aklımıza asla gelmeyen bir ihtimal. Bu demek oluyor ki, biz herkesi monoseksüel atıyoruz. Lezbiyen ya da gey olmak, “ulaşılması gereken” bir mertebe olarak düşünülüyor ve bunun gullümü çok fazla yapılıyor. Bu yüzden de biseksüellik, başlı başına bir var olma hali, arzu duyma, ilgi duyma durumu değil de bir geçiş süreci olarak tasvir ediliyor. Tasavvur ettiğimiz ve öve öve bitiremediğimiz “lezbiyen ilişki” özellikleri oluyor ama bahsettiğimiz “lezbiyen ilişki” içinde yer alan insanların hepsinin zaten monoseksüel olduğunu varsayıyoruz. Ya da heteropatriyarka eleştirisi yaptığımız ya da yerdiğimiz “hetero ilişki”lerdeki öznelerin monoseksüel olduğuna son derece eminiz. İlişki yaşayan çiftlerden birisi natrans kadın diğeri de natrans erkekse direkt ilişkinin ismi heteroseksüel kabul ediliyor ve bu kabul üzerinden bir patriyarka eleştirisi getiriliyor. Bu noktada karşımıza çıkan birden fazla sorun var. Birincisi, ilişkide ikisi de trans olan kadın ve erkeklerin ya da taraflardan en az birinin trans olduğu ilişkilerin yok sayılma durumu. İkincisi ise, sırf partnerin cinsiyeti sebebiyle kişinin hetero olduğunun direkt kabulü. Bu, her duruma “beyanlarını bilmiyoruz ama” şeklinde müdahale ederek konuyu çıkışsızlığa sürükleme genelleyiciliğine saplanmak değil. Aksine her kadın-erkek ilişkisine “genellemeci” bir noktadan yaklaşıp monoseksizmi sorgulamama tehlikesini içinde barındırıyor. Sonuçta beraberlik sürdüren insanlardan en az birinin monoseksüel olmaması, doğal olarak hetero patriyarkal ve normatif kodların yerle yeksan olacağı anlamına gelmiyor. Fakat her kadın-erkek ilişkisini bir yönelimle tanımlama hali, monoseksizm üretiyor ve bi+ görünmezliğine alan açıyor. İlişkilerin kendisine direkt yönelim atamadan ilişkilerdeki hetero-patriyarkal, normatif hatta monoseksist kodları eleştirmenin mümkün olduğunu düşünüyorum. Bi+ politika, ilişkilerin insanların atanan ve/ya sahip olduğu cinsiyetlerinden hareketle varsayılan, aslında tek meşru kabul edilen bir yönelimle (ya eşcinsel ya da hetero) tanımlanmasını eleştirir. Bunu monoseksizmle açıklar ve bi+ görünmezliğini öne sürer.

Özellikle erkek partnerleri olduğu için LGBTİ+ topluluklarından dışlandığını hisseden kadın bi+ çok fazla var. Kendilerinin LGBTİ+ topluluğunda bir yeri olduğunu düşünmüyorlar, çünkü direkt hetero varsayılıyorlar. Heteropatriyarkanın tüm yükü de birden kendilerinin sırtına bindiriliyor. Monoseksüel olmamak başlı başına heteronormatif patriyarkal kodlardan azade olunduğu anlamına asla gelmiyor. Fakat yine de monoseksüel olmayan bi+ kadınların ve erkeklere ilgi duyan, erkeklerle ilişki yaşayan bi+’ların heteropatriyarkanın asıl yürütücüsü hatta yaratıcısı olduğuna dair yorumlamalar, bifobiden ve monoseksizmden başka bir şeye denk düşmüyor. LGBTİ+ topluluğunda asıl yeri olan ve başka kimlerin yeri olduğunu söyleyebilecek biri ya da birileri var mı? Teoride ve politik doğrucu olmak adına herkes tabii “yok” diyecektir. Ama pratikte işler böyle yürümüyor. Ve günün sonunda insanların arzuları, monoseksüel olmamaları hedef gösteriliyor ve sorgulanabilir oluyor. Biseksüel olmaları dolayısıyla insanlar nefret, ayrımcılık ve dışlanmanın hedefi oluyorlar. Birilerinin ise kendi varoluşu “üst mercii” kabul ediliyor. Bunun monoseksüel olması da tesadüf değil.

Geçtiğimiz yıllarda evli olan biseksüellerin biseksüelliklerini sorgulayan bir tweet’e rast gelmiştim. Kadın-erkek ilişkisini direkt hetero kodlayan zihniyet, aynı şekilde evli olan çiftleri de direkt monoseksüel atama meyilli olduğu gibi bir biseksüelin evli olmaması gerektiğine hükmediyor. Bunu kendini nasıl bir mercide kılarak yaptığı aslında sorulması gereken bir soru. Ama evliliğe yönelik feminist ve queer bakış açısının kişinin yönelimi, arzusunu görünmez kılma hatta yok sayma halinin feminist ve queer olarak görülme hali başlıca tartışılmalı. Bu evliliğin kendisini tartışmayı, evlilik kurumunu sorunsallaştırmayı anlamsız, gereksiz ve imkânsız kılmaz, kılmamalı. Ama evet, evli olan biseksüeller de var ve bi+ politika, evli oldukları için bu insanları yok sayacak, dışlayacak değil. Biseksüellerin çeşit, çeşit olduğu bilgisi bu durumlarda sıklıkla hatırlanması gereken bir gerçek. Tartışma zemini de bu durumlar göz önüne alınarak, monoseksizm meşrulaştırılmadan, bifobi üretilmeden inşa edilmeli.

“Biseksüel Görünürlük Günü”ne özel olarak zamanında paylaşılan bir postta LGBTİ+ aktivistlerini eleştiren bi+’ların “adam kayırıyor” olduğunu okumuştum. Bi+’lar olarak biseksüel görünmezliğini dert edinmeyen, bifobik söylem ve davranışlarda bulunup bununla yüzleşmeyen, pek çok bi+’nın topluluktan dışlanmasına neden olan LGTİ+’ları bi+’lar neden eleştiremiyor, üstelik eleştirince neden “adam kayırıyor” oluyor, bunu anlamak mümkün değil. Oysa LGBTİ+ hareketi ve topluluktaki kadın düşmanlığı, transfobi, milliyetçilik/ırkçılık ve hatta homo normativite gibi pek çok ayrımcılık biçimini masaya yatırmayı kıymetli buluyoruz. Konu bifobi olduğunda neden oklar yine bi+’lara çevriliyor? Bi+’lar neden kendilerini edilgenleştiren ve sıkıştıran genel ahlakçı heteroseksist ve patriyarkal toplumu eleştirdiği gibi bu normlarla mücadele eden bir topluluğun monoseksist bakış açısını eleştirmesin? İçinde güvende hissettiğimiz, öznesi olduğunu düşündüğümüz topluluk ve hareket, bizleri dışlayıcı kılan bir pozisyondaysa bunu değiştirip dönüştürmek zaten bir sorumluluk. Bu duruma dikkat çekmek, direkt “oyunbozanlık” olarak ifade ediliyorsa, davranışlarını tartması gereken kişi o “oyunbozan” değildir aslında.

Biseksüelliğin varlığı için değil; gülmek, güldürmek için biseksüellik

Sosyal medyada, ilişkilerde, örgüt içinde vs. bizzat lubunyalar (özellikle monoseksüel olanlar) tarafından biseksüellik üzerinden yürüyen önyargı ve mitlerle süslü “mizah” örneklerine ve fobilere bolca tanıklık ediyoruz. Biseksüellik hakkında doğru düzgün konuşulmazken biseksüelliğin daha çok kalıp yargılardan gücünü alan “espri” malzemesi olarak karşımıza çıkması da ayrı bir tartışma konusu. Kimse biseksüelliği doğru düzgün bilmiyor ama herkes biseksüellik üzerinden üretilen “espri”lere gülüyor. Biseksüellik hakkında yapılan tüm “espriler”, biseksüelliğin tek tip yaşandığını varsayan türden. Oysa her biseksüelin arzusu ve deneyimi birbirinden farklıdır. Ama biseksüelliğe çok sığ bir yerden yaklaşıldığı için bi+’ların aslında “belirli bir kalıba sığmayıp taşanlar” olduğu idrak edilemiyor.

Mesela, “bir biseksüel atasözü olarak önce Can sonra Canan” “esprisi” her ne kadar çok güldürse de bu espriye gülen insanlar “her biseksüel kadın, erkeklerden hoşlanmaz” önermesini duyduklarında allak bullak oluyor. Biseksüelliğin anlamı, kişinin birden fazla cinsiyete ilgi duyması ve kişinin her cinsiyete aynı derecede ilgi duyması gerekmediği olarak kafalarda henüz yer etmedi çünkü.

Hareket ve topluluk içinde hâkim olan “biseksüel kadınların aslında biseksüel olmadığı” yargısı, özellikle sosyal medyada “biseksüel kızların” biseksüel olmadığı, elbet sonunda bir erkekle evlendiği analizli tweet’lerle ortaya çıkıyor. Kişinin arzusunun direkt deneyimle özdeşleştirilmesi, tek bir cinsiyete yönelik olmayan ilgisinin “yanıltıcı” olarak görülmesi, kendisinin tamamen o anki partnerinin cinsiyetine göre “yeterince lubunya” olmadığının düşünülmesi, sosyal medyanın bir gazabı, cahillikten ibaret bir durum değil. Sistematik ve kurumsallaşmış bir şiddet mekanizması olan monoseksizm ve bifobinin ta kendisidir ve LGBTİ+ hareketinin bir gerçeğidir. Lezbiyen, trans feministlerin biseksüel feministlere alan açan, biseksüel kadınları ve feministleri de kapsayan bir noktadan politika yapmaya çalışmaları daha görünür ama bu noktada da biseksüel kadın ve feministlerin biseksüel oldukları için yaşadıkları ayrımcılığı, yok sayılmayı görmeme, biseksüelliğe “kesişim kümesi” olarak bakma durumu ne yazık ki daha yaygın. Komedyen DeAnne Smith bir lezbiyen olarak “hetero kadınlarla nasıl konuşacağımı bilmiyorum” diyip hetero kadınların erkekler yüzünden eşcinsel olmayı düşündüğünü iddia ediyordu bir stand-up şovunda.  Şov boyunca bir lezbiyen olarak “hâlâ hetero” olarak atadığı sevgilisi dâhil pek çok kadının arzusunu sürekli partnerlerinin onlara nasıl davrandığı ve davranması gerektiği üzerinden ölçüp kadınların kendisini, arzularını ve merakını edilgen kılıyor. Onları sadece bir “arzu nesnesi” olmaya indirgiyor[i]. DeAnne Smith kendi sevgilisinin ona başka bir dünya göstermediğini, direkt kendisinin ona hayatın başka gerçekliğini gösterdiğini iddia ediyor. Bunun gerekçesi olarak da kendisinin lezbiyen, sevgilisinin de daha önce hep erkeklerle birlikte olmuş olmasını gösteriyor. Bunun anlamı, monoseksizmden, bifobiden ve biseksüel görünmezliğinden, lezbiyenliği iktidar olarak kurmaktan başka bir şey değil. Ama bu, De Anne Smith’in nev-i şahsına münhasır görüşü değil; sistematik ve kurumsallaşmış bir ayrımcılık biçiminin öğretisi. Bu bir çalışmaya da konu olmuş bir öğreti. Psychology of Sexual Orientation and Gender Diversity tarafından 2018 yılında yayınlanan bir çalışma, lezbiyen ve geylerin büyük çoğunluğunun biseksüellerin sadece erkeklere yöneldiğini düşündüğünü ortaya çıkarmış. Geyler tarafından biseksüel erkekler, “gey olduğunu inkâr edenler” olarak tanımlanırken, lezbiyenler biseksüel kadınları aslında hetero olup öyle değilmiş gibi davranmaya çalışan insanlar olarak yorumluyorlar. Bunun sonucunda biseksüeller, biseksüel oldukları için partner olarak tercih edilmiyorlar ya da partner şiddetine maruz bırakılıyorlar. Kadın ve erkek ikiliğinin dışındaki insanların biseksüel olabileceği ise asla düşünülmüyor tabii.

“Bi=İkili cinsiyet” algısı

Bunun en önemli sebeplerinden biri tabii ki maalesef toplumdaki ikili cinsiyetçi anlayış. Bir diğer önemli sebep ise biseksüelliğin ikili cinsiyetçi olarak konumlandırılması. Biseksüellik, biseksüel olan her bir insan için farklı bir anlam ifade ediyor. Ama genellikle çoğu monoseksüel ve LG(B)Tİ+ hareketi için son derece tek tip ve tüm normatif yapıların temeli gibi. Tabii ki biseksüel olmak kişinin doğal olarak tüm normatif yapılara karşı olması, feminist olması, hayatını queer eyleme üzerine kurması, bunun üzerine düşünen biri olması, herhangi bir ayrımcılık biçimini asla uygulamayan biri olması anlamına gelmiyor ama biseksüelliğin ve biseksüellerin üzerine doğal olarak tüm olumsuzlamalar yükleniyor. Hiçbir monoseksüele atanmayan ikili cinsiyet algısı, isminde “bi” geçtiği için biseksüelliğe reva görülüyor. Birden fazla cinsiyete ilgi duyan biseksüeller “ama sadece iki cinsiyete ilgi duyuyor” yargısıyla direkt ikili cinsiyetçi olarak tanımlanıyor. Bir biseksüel sadece iki cinsiyetten hoşlanıyor olabilir, bu diğer biseksüelin de biseksüelliğini bu şekilde tanımladığı ve yaşadığını göstermiyor. Tek tip olarak bakılmaması gereken bir varoluşa bizzat hareketin ve topluluğun tek tipçi bir anlayışla baktığına şahit oluyoruz.

Julia Serano, ‘bi’yi hem hetero ve natrans dünyanın hem de LGBTİ+ topluluğunun kendisini farklı şekillerde tanımlıyor olması olarak ifade ediyor. Trans ve biseksüel aktivist olan Sam Schmitt biseksüelliğini şöyle anlatıyor: “Bi+/biseksüellik toplumsal cinsiyet ve cinsel kimliklerimin karmaşıklığı üzerine esnek bir çerçeve sunuyor. Biseksüellik etrafındaki sınırlar, kendimi tanımladığım/tanımlamış olduğum herhangi kimlikten daha geçirgen olarak anlaşılabilir. Ben “bi”yi “hem/ve” yönelimi şeklinde bir kimlik olarak anlıyorum. Bu da daha fazla kapsayıcılığa, farklı tanımlara, şekillendirilen pratiklere imkân tanıyor.”

Translar ve biseksüeller -salt Türkiye’den bahsetmiyor olsam da- özellikle Avrupa ve Amerika’da LGBTİ+ tarihi boyunca birbirine çok benzer gerekçelerle dışlanma yaşamış iki grup. Bir yandan da trans olan bir bi+’nın varlığı asla tasavvur edilemiyor. LGBTİ+ hareket ve topluluk içinde de açılan trans kadın ve erkeklerden genelde monoseksüel olmaları beklenir. Üniversite öğrencilerinin biseksüellere ve translara karşı tutumlarıyla ilgili yapılan 2018, Mart tarihli bir araştırma da öğrencilerin belirsizlikten korktukları için bifobik ve transfobik söylem ve eylemde bulunma ihtimallerinin daha yüksek olduğunu ortaya koyuyor. Bu bağlamda aslında birbirlerine en çok destek olması ve birbirlerine neredeyse hiç ayrımcılık uygulamaması gereken grubun, biseksüeller ve translar olduğunu söylemek mümkün. Özellikle Avrupa ve Amerika merkezli LGBTİ+ tarihlerinde de bu müttefiklikle karşılaşıyoruz. Türkiye’de de bu müttefikliği görünür kılmak, pek tabii elzem ve bir sorumluluk. Fakat bir yandan dünyada da görülen bir örnek olarak hareket içinde transfobi ve bifobi arasında da yaratılan bir hiyerarşiye tanıklık edebiliyoruz, bu hiyerarşik yapıda transfobi üst sırada yer alıyor. Kişi biseksüel olduğunda kendisinin trans olduğunu asla düşünmeme ya da bu beyanı göz ardı etme durumları yaşanabiliyor. Bifobi ve biseksüel olumsuzlamanın son derece görünmez kılınması karşılaşılan bir hadise olabiliyor. Shiri Eisner bir keresinde trans olan bir blogger’la tartışırken biseksüel olduğu için genderqueer oluşunun tamamen göz ardı edildiğini anlatıyor.

Son niyetine

Biseksüelliğin tarihi, toplumda karşısına konulan monoseksüellik ve monoseksizm kadar eski. Anatomi tanımlamasından cinsel yönelim tanımlamasına uzanan ve birbirinin varlığıyla şekillenen biseksüellik ve monoseksüellik, tarih boyunca erkek-kadın, beyaz-renkli, kültür-doğa, heteroseksüellik-eşcinsellik, insan-hayvan, şehir-taşra gibi ikili ve birbiri arasında hiyerarşinin hüküm sürdüğü bir sınıflandırmayla var olurlar. Monoseksüellik de bu sınıflandırmada hiyerarşik olarak üstün pozisyonda yer alır. Monoseksüelliğin karşıtı olarak yerleştirilen biseksüellik, olgunlaşmamış, ilkel olanla, beyaz/Batı Avrupalı olmayan, bu kültürden gelmeyenle, "hayvani" olanla özdeşleştirilir. Monoseksüellik ise tam tersi bir biçimde olgunluk, gelişim, kültür, insanlık ve beyaz olmakla özdeşleştirilir. Ardından 70’lerin sonlarında biseksüelliğin heteroseksüel-eşcinsel ikiliğinden sıyrılma potansiyeli olarak görülmesi ve Kinsey skalasının geliştirilmiş hali olan Klein Cinsel Yönelim Skalası’nın öne sürülmesi, 90’larda Bay Area Bisexual Network tarafından kaleme alınan ilk biseksüel manifestosu[ii] ile beraber feminist/queer politikayla etkileşim içindeki bi+ politika, biseksüel görünmezliği ve biseksüel olumsuzlamanın karşısında durarak kapsayıcılık ve kesişimsellik esasıyla kendini var etmeye çalışır. Biseksüellik ve bi+ politika insanların diğer ayrıcalıklarıyla beraber monoseksüel olmalarından kaynaklı ayrıcalıklarını da sorgulaması gerekliliğini öne sürer. Kate Bornstein’ın da dediği gibi “biseksüel hareket ‘ya … ya da …’ cinsel yönelimini kırma konusunda ektiği başarıyı yeterince biçemedi.” Aksine heteropartiyarkanın da heteronormativitenin de ikili cinsiyetçiliğin de neredeyse birinci sorumlusu ilan edildi ama bu suçlamalara göğüs gerebildiği de aşikâr. Aksi takdirde şu an bu yazıyı yazıyor olmazdım.

Notlar:

1)    Yazıda biseksüellikten direkt şemsiye bir kimlik olarak bahsettiğim için bazen sadece “biseksüel” olarak belirtirken bazen “bi+” olarak ifade ettim.

2)    Natrans kelimesi, trans, genderqueer, nonbinary, interseks olmayan insanlardan bahsetmektedir.

3)    Yazı, her biseksüelin tamamen bifobiden ve monoseksizmden azade olduğunu da öne sürmemektir.   

Kaynaklar:

https://medium.com/@umuterdem/biseks%C3%BCelli%C4%9Fi-nas%C4%B1l-bilirsiniz-8074e5b28f79

https://kaosgl.org/sayfa.php?id=24637

https://www.them.us/story/study-explains-lesbian-bias-against-bisexual-women

https://www.youtube.com/watch?time_continue=20&v=MXGRiHsvRz4

[1] Biseksüel kadınların* cinselliklerinin ve arzularının tamamen natrans hetero erkek zevkine göre olduğu anaakımda inanılan bir durumdur. Biseksüel kadınların* biseksüel olduğu için direkt aşırı cinsel istekleri olduğu varsayılmakta ve deneyimledikleri cinsel şiddet vakalarında biseksüel olmaları kendilerine, failler tarafından inşa edilen rıza inşasıyla dönmektedir.

[1] “Kendimiz haricinde başkaları tarafından analiz edilmekten, tanımlanmaktan ve temsil edilmekten; daha kötüsü hiç düşünülmemekten yorulduk. Ya eşcinsel ya heteroseksüel kimliğini seçmemizin beklenilmesinden ve söylenmesinden kaynaklı görünmezlik ve dayatılan tecridin hayal kırıklığını yaşıyoruz. Monoseksüellik, eşcinselleri baskı altına almak ve biseksüellerin geçerliliğini çürütmek için kullanılan heteroseksist bir diktadır. Biseksüellik bütün ve akışkan bir kimliktir. Biseksüelliğin doğalında ikili ya da iki eşlilik olduğunu sanmayın. “İki” tarafı olan ya da tam insan olmak için her iki cinsiyetle aynı anda beraber olması gereken insanlar olduğumuzu varsaymayın. Aslında sanmayın ki; sadece iki cinsiyet vardır...” manifestonun tamamı için: https://www.kaosgl.org/haber/biseksuel-tarihi-ilk-biseksuel-manifestosu

Kaos GL dergisine nasıl ulaşabilirsiniz?

Bu yazı ilk olarak Kaos GL dergisinin + dosya konulu 167. sayısında yayınlanmıştır. Dergiye; online aboneler dergi websitesinden ulaşabilir. Dergiyi internetten satın almak için ise Notabene Yayınları ile iletişime geçebilirsiniz.

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. Yazının KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.


Etiketler: insan hakları, yaşam, cinsellik
Nefret