30/04/2020 | Yazar: Halim Kır

Pandemi sürecinde ve sonrasında, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği eşitliğini insan hakları mücadelesinin ayrılmaz bir parçası olarak benimsemek ve LGBTİ+’ların hak taleplerini her alanda yükseltmek, hak ihlallerine karşı gösterilen refleksler kadar gerekli ve acildir.

Gündemimiz her zaman LGBTİ+ hakları Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı
Halim Kır | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Halim Kır

Çizim: Aslı Alpar

Dünya koronavirüs ile mücadele ederken, Türkiye’de cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli ayrımcılık da gündemdeki yerini koruyor. LGBTİ+’ların pandemi sürecinden, en azından kısa vadede, nasıl etkilendiğini ele alırken en yetkili ağızlardan duyulan nefret söylemleri de artık bir etken olarak önümüzde. Bu süreçte yaşananların, on sekiz yıllık bir iktidarın sağlık, çalışma, sosyal hizmet, örgütlenme ve ifade özgürlüğü alanları başta olmak üzere ortaya koyduğu politikalardan bağımsız olmadığını biliyoruz. Peki ya şu an bu süreci yürütenler, bizim bildiklerimizi bilmiyor, en azından tahmin edemiyor olabilir mi?

Nitelikli sağlık hizmetlerine erişemeyen, erişmek istediğinde ayrımcılığa maruz kalan ve çoğu zaman bu temel hakkı kullanmaktan geri duran LGBTİ+’ların bugün sihirli bir değnek ile sağlığa eşit erişemeyeceğini en az bizim kadar biliyorlar.

Cis heteroseksist eğitim sistemi ve çalışma hayatına sürdürülebilir şekilde katılamayan, kayıtsız ve güvencesiz iş alanlarına mahkum edilen, LGBTİ+ olmayan kişilere göre aileleri tarafından maddi olarak daha az desteklenen ya da hiç desteklenmeyen ve dolayısıyla ekonomik açıdan dezavantajlı ve yoksulluk riskinin oldukça yüksek olduğu bir grup olan LGBTİ+’ların bugün kirasını, faturasını ödeyemeyebileceğini, sağlıklı gıdaya erişemeyebileceğini en az bizim kadar biliyorlar.

Kamusal her alanda ve dolayısıyla kamuya yönelik hizmetlerde görünmez kılınmaya çalışılan, kendi vergileri ile dönen sistemin mekanizmalarını kullanamayan, yaşadığı kötü deneyimlerin bir sonucu olarak o kurumları asla kendisi için var olan kurumlar olarak göremeyen, bir kamu kurumunun, belediyenin kapısından girmek şöyle dursun bir şey talep etmek için dahi aramayan LGBTİ+’ların, bugün bu kurumlar tarafından sağlanan sosyal hizmetlere çekincesiz başvuramayacağını en az bizim kadar biliyorlar.

Toplumsal cinsiyet temelli şiddetin önlenmesinde önemli bir araç olan İstanbul Sözleşmesi ve 6284 Sayılı Kanunun, kadınlar ve LGBTİ+’lar için bir güvence olduğunu ve oradan doğan haklarını kısıtlayacak her türlü düzenlemenin, kadınların ve LGBTİ+’ların hayatlarını pandemi sürecinde daha da zorlaştıracağını en az bizim kadar biliyorlar.

Adında insan hakları, eşitlik ifadeleri geçen kurumlarda dahi varlıkları tanınmayan, sivil topluma yönelik baskılar ile örgütlenmeleri engellenmeye çalışılan, onur yürüyüşlerine yönelik saldırılar ile gösteri ve ifade özgürlükleri ihlal edilen, hedef gösterilen LGBTİ+’ların, bugün, dayanışma ağlarına dahil olamayabileceklerini, bugün herkesten daha yalnız hissedebileceklerini en az bizim kadar biliyorlar.

Birleşmiş Milletler’in, LGBTİ+’ları da kapsayacak şekilde, kırılgan grupları gözeten politikaları hayata geçirin çağrısına kulak tıkıyor aslında LGBTİ+’lar için de özel önlemler geliştirme sorumlulukları olduğunu en az bizim kadar biliyor.

Koronavirüsü bile alttan altta LGBTİ+’ların varlığına bağlamaya çalışıyor, oysa hiçbir hastalığın sebebinin toplumun bir kesimi ile ilişkilendirilemeyeceğini biliyorlar. “Birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde” eğer gerçek bir birlikten bahsediyorsak, toplumun bir parçası olan LGBTİ+’ları ve HIV ile yaşayanları hedef göstermemeleri gerektiğini de biliyorlar.

En temelde ise şunu biliyorlar. Bir transın eğitim hakkını dilediği gibi kullanabildiği bir ülkede pek çok kişinin eğitime eşit erişebileceğini biliyorlar. Bir eşcinselin istediği işi istediği şekilde yapabildiği bir ülkede çalışma hayatında pek çok şeyin değişebileceğini biliyorlar. LGBTİ+ sivil toplum örgütlerinin faaliyet alanlarının kısıtlanmadığı bir ülkede tüm sivil toplumun, demokratik güçlerin güçleneceğini biliyorlar. LGBTİ+’ların kamusal alanda daha fazla görünür olduğu bir toplumda herkesin kendini daha güvende hissedeceğini, korkuların yerini özgürlüklerin alacağını biliyorlar. LGBTİ+ varoluşların anayasal olarak tanındığı bir ülkede, toplumsal barışın mümkün olabileceğini biliyorlar. Bunları bilmelerine rağmen ya da bunları bildikleri için LGBTİ+’ları koronavirüs gündeminde dahi hedef gösterebiliyorlar.

Hal böyleyken birbirimizle dayanışma ve hak ihlallerine birlikte ses çıkarma sorumluluğu da bir kez daha önümüze koyuluyor. Bu sorumluluk, sanılanın aksine, sadece LGBTİ+’ların ya da LGBTİ+ sivil toplum örgütlerinin sorumluluğu değil. Bu sorumluluk, tüm yurttaşların, tüm sivil toplumun, insan hakları örgütlerinin, sendikaların, baroların, siyasi partilerin, kısaca insan hakları ve demokrasiden yana tüm unsurların sorumluluğu. Diyanet’in hedef göstermesi üzerine pek çok şehirden pek çok örgüt LGBTİ+’lar ile dayanışarak ve suçu ifşa ederek bu sorumluluğu yerine getirdi, umut verdi, güvende hissettirdi. Aynı şeyi Diyanet açıklaması öncesindeki süreç için ise söylemek pek mümkün değil.

Pandemi ile geçen bir buçuk ayda sivil toplum ağlarında dahi LGBTİ+’ların görünmez olduğu, sendikaların yayınladıkları metinlerde LGBTİ+ işçilerin, seks işçilerinin sorunlarına dikkat çekmediği, infaz düzenlemesi ile ilgili açıklamalarda LGBTİ+’ların bu düzenlemeden nasıl etkileneceği üzerine söz üretilmediği, siyasi partilerin pandemiyle mücadelede tüm kesimler için öneriler getirirken LGBTİ+’ların ihtiyaçlarını görmediği, insan hakları örgütlerinin LGBTİ+’lara yönelik hak ihlalleriyle ilgili söz üretmediği bir süreçten geçtik.

Nefret söylemi karşısında gösterilen dayanışmanın önemi bir yana gerçek bir dayanışma ancak LGBTİ+’ların her alandaki hak taleplerine, her koşulda sahip çıkmakla mümkün olabilir. LGBTİ+’ların, sadece hedef gösterildiğinde dayanışılması gereken bir grup değil, her türlü toplumsal süreçten doğrudan ya da dolaylı etkilenen, hak ihlallerine açık hale getirilen insanlar olduğunu kabul etmekle mümkün olabilir. LGBTİ+’lara yönelik hedef göstermelerin yalnızca gündem değiştirme bahanesi değil, sistematik saldırıların bir parçası olduğu ve sadece LGBTİ+’ları değil bu ülkede barış içinde ve özgürce yaşama iradesini hedef aldığını kabul etmekle mümkün olabilir. Aksi takdirde, hedef göstermenin altındaki motivasyon eksik okunmuş, nefret karşısında üretilen söz eksik kalmış olur.

Pandemi sürecinde ve sonrasında, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği eşitliğini insan hakları mücadelesinin ayrılmaz bir parçası olarak benimsemek ve LGBTİ+’ların hak taleplerini her alanda yükseltmek, hak ihlallerine karşı gösterilen refleksler kadar gerekli ve acildir.

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. Yazının KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.


Etiketler: insan hakları
Nefret