12/05/2020 | Yazar: Hakan İlker

Otoritelerin kültürel değişim çalışmaları sonucunda karşımızda büyük bir sonuç bugün de hâlâ karşımızda duruyor: Heteroseksüelin ayrıcalığı.

Hanne Blank “Düzcinsel” okuması Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı
Hakan İlker | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Hakan İlker

Covid-19 salgını dolayısıyla karantina günlerinde Kaos GL dergisinin “Queer Göç 2” dosya konulu 171. sayısı yazıları KaosGL.org okurlarıyla buluşuyor.

Biz insanlar hayatlarımızı, kişiliklerimizi, güdülerimizi hatta duygularımızı şekillendirirken her daim dışarıdan ilham alma eğilimine sahibiz. Pekâlâ her gün ‘dışarı’ ile, toplum ile bir etkileşim içerisindeyiz. Defalarca soyut normlara, sayısız ‘normal’e maruz kalıyoruz. Bundan hareketle çizgiler çiziyor çerçevemizi oluşturuyoruz. Peki, çerçevemizi nereden çiziyoruz? İşte bu soru, Blank’a göre toplumsal bir soru olarak çıkıyor karşımıza.

Bilindiği üzere XX kromozomlu kişiler erkek; XY kromozomlu kişiler ise kadın olarak tanımlanmaktadır. Peki ya XXY kromozomlu kişiler nasıl tanımlanmaktadır? Hanne Blank, kitabının giriş kısmında partnerinin sahip olduğu XXY kromozomundan bahseder ve bir tanımlama bulmaya çalışır. Çünkü XXY kromozomuna sahip kişiler hem kadın hem de erkektir. Aynı zamanda hiçbir şeylerdir. Peki, bu kişilerin cinsel yönelimlerinden bahsetme olanağına bizler sahip miyiz? Eğer ki bu tanımlama gücü ve belirsizi belirli olana itme isteği doğrultusunda bir karar verecek olursak, bunu nasıl yapacağız?

Blank, bu temel sorulardan hareketle heteroseksüelliğin tarihini, heteroseksüel kavramının farklı kişilerce kullanım alanlarını ve aslında heteroseksüelin çizgilerini irdelemektedir. Bu irdeleme ışığında Blank, ‘heteroseksüel ve homoseksüel kavramlarının yarı hukuki bağlamda yasamanın felsefi bir noktasını tartışmak için tasarlanmış bir jargon olarak çıktı.’ (s.18) demektedir. Ortaya çıkan bu kavramlara tarihsel süreç içerisinde belli anlamlar yüklenmiş ve toplumsal bir mesele olarak heteroseksüel ve homoseksüel, çeşitli iktidarlar tarafından fütursuzca kullanılmıştır. Parmak basılması gereken bir nokta da şudur ki, Blank’in de çalışmasında belirttiği gibi, bu kavramlar ‘doğru’nun temsili olarak değil, bir kullanım kolaylığı sağladığı için ‘başarı’ya ulaşmıştır. Kullanışlıdır çünkü kategorileştirmek insanları belli etiketler üzerinden tanımlamak daha da önemlisi bu kavramlar aracılığıyla insanlar üzerinde belli kanılara varmak artık kolay bir hal almıştır.

Tarih boyunca çeşitli cinsel davranışların adlandırılmasının ve kategorize edilmesinin var olduğu görülmektedir. Özellikle otorite olarak Kilise’nin ‘sodomi’ anlayışı ile cinsel davranışlar kategorilere ayrılmış ve bu cinsel aktivitelerde bulunanlar yargılanmıştır. Blank, çalışmasında bu noktada sodomist olarak adlandırılan kişilere belli bir kimlik etiketi vurulmadığını, bu kişilerin sabıka olarak görüldüğünü açıklamaktadır. (s.36) 19. Yüzyıl içerisinde mevcut sanayi devriminin, kentleşmenin ve Aydınlanma’nın etkisiyle önemli bir toplumsal- kültürel değişim olarak heteroseksüel ve homoseksüel* kavramları ortaya çıkmıştır. Yaşanan bu değişim doğrultusunda ‘ahlaki doğruluk’ önem kazanmış ve toplumsal yaşam içerisinde üstünlük belirtisi olmuştur. Pekâlâ bununla birlikte ‘aile’ kavramı da özellikle orta sınıf için ciddi bir önem arz etmiştir. Bu aile oluşumu, otoriteler ve iktidarlar için kullanışlı olmasının yanı sıra bir üreme hanesi olarak görülmüştür. Ancak öyle ki bu üremenin sağlıklı bir üreme olması yani, sağlıklı bir cinsel aktivitenin olması gerekmektedir.

19. yüzyılda kanun yapıcılar Kilise’nin kanunları devam ettirme yönelimine sahip olmuşlardır. Bunun etkisini de “erkek cinsinden kişiler arası doğal olmayan gayrimeşru cinsel ilişki’’ nedeniyle beş yıla kadar kürek cezasına çarptırılmasında açıkça görülmektedir. Karl–Ulrics ve Karl–Maria Kertbeny, yasaya karşı çıkan çalışmalarıyla ‘heteroseksüel’ sözcüğünü ve kavramını kullanmışlardır. (s.53) Ancak kavram, Freud’un çalışmalarından yola çıkılarak yazılan incelemelerle büyük bir popülerliğe kavuşmuş böylece ‘normal’ belirlenmiştir. Blank, “Normal cinsel heteroseksüeldi ve övgüye değer biçimde cinsel olandı.’’ (s.59) tanımlamasını yaparak fiziksel ve psikolojik normalin simgesini açıkça göstermiştir.

Hanne Blank, kitabının ikinci bölümünde ‘doxa’ üzerinde ayrıca durmaktadır. Devam eden bölümlerinde de sıkça doxa üzerinden söylemde bulunmaktadır. Yunanca’da ‘herkesçe bilinen’ anlamına gelen doxa’yı Blank şöyle açıklamaktadır: “Doxa, kültürümüzün beklentilerini karşılamada başarılı olmak için refleksif şekilde bilmemiz gereken tüm şeylerden oluşur.’’ (s.65) Bu tanım doğrultusunda aslında heteroseksüel ve homoseksüel* kavramlarını kişiler toplumun bildiği şekilde bilmeli ve bu noktada normal olanı tekrar üretmelidir. Bu üretim aşamasında ise kişiler kendilerini heteroseksüel şeklinde tanımlayarak normalin bir parçası olarak hakiki noktada bulunmaktadırlar.

Üretilen ve üretilmeye devam edilen bu doğruluk çerçevesinde insanlar geçmişte de bugün de heteroseksüel deneyimlerde bulunarak kendilerini normalin bir parçası haline getirmeye çalışmaktadırlar. Blank’ın “... aynada bir yozlaşma görme ihtimalinden kaygılı...’’ (s.94) diyerek bahsettiği kişiler sadece tarihte değil, farklı biçim ve kaygılarla günümüzde de mevcutlardır.

Bu normların ve kavramların belli bir bilimsel dayanağa oturtulmak istenmesi ise elbette ki şaşırtıcı değildir. Birçok bilim insanı defalarca heteroseksüelin fizyolojik dayanağını bulmaya çalışmıştır. Bunun yanı sıra eşcinselliğin de ‘nedenleri’ bulunmaya çalışılmıştır. Bu çaba sadece geçmişte değil, günümüzde de devam etmektedir. Ancak Blank’ın da çalışmasında bahsettiği gibi, “Bilimde negatif bir sonuç da pozitif bir sonuç kadar bilimsel ve anlamlıdır.’’ (s.101)

Otoritelerin kültürel değişim çalışmaları sonucunda karşımızda büyük bir sonuç bugün de hâlâ karşımızda duruyor: Heteroseksüelin ayrıcalığı. Belli bir süreç içerisine yayılan ve akla gelebilecek tüm alanlarda karşımıza çıkan bir normallik var. Bu normallik, tarih boyunca beslendi ve günümüzde de beslenmeye devam ediyor. Blank, kitabının ‘Burada Ejderhalar Yaşar’ adlı son bölümünde heteroseksüel ayrılacağı hakkında çarpıcı bir tespitte bulunuyor: “Heteroseksüellik sıradandır çünkü diğer her şeyin ölçüldüğü standarttır. Bu, heteroseksüel ayrıcalıktır.’’ (s.236) Ancak tam da burada Blank, okuyucuya değişimi ve yolun sonunu gösteriyor:

“Gerçekte heteroseksüel/homoseksüel şemasını yaratan biziz ve nihayetinde o şemanın çokluklarının kapsamayacağı da biziz. (…) Şu anda, heteroseksüele inanıyoruz. Ve bu da geçecek.’’

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. Yazının KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.


Etiketler: kültür sanat
Nefret