12/02/2009 | Yazar: Kemal Ördek

DİSK, KESK ve TÜRK-İŞ’ten ortak yapılan açıklama ile, 15 Şubat 2009 Pazar günü bütün emek örgütlerinin katılımıyla Kadıköy’de ‘İşsizliğe ve Yoksulluğa Hayır!

Kemal Ördek | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Kemal Ördek
DİSK, KESK ve TÜRK-İŞ’ten ortak yapılan açıklama ile, 15 Şubat 2009 Pazar günü bütün emek örgütlerinin katılımıyla Kadıköy’de ‘İşsizliğe ve Yoksulluğa Hayır! Emek ve Demokrasi Mitingi’nin gerçekleştirileceği duyuruldu.

Emek cephesi, AKP’nin iktidara geldiği andan itibaren hayata geçirdiği neoliberal iktisat politikalarına karşı bir araya gelme kararlılığı içinde hareket ediyor. Daha önce 29 Kasım 2008’de Ankara’da bir araya gelen emekçiler, bu defa Kadıköy’de sermayenin sözcülüğünü yapan AKP hükümetine ‘Artık Yeter!’ diyecek. AKP’nin yoksullaştırma politikalarına, emekçilerin ücret kaybına karşı bir araya gelecek olan emek grupları, küresel kapitalist ekonomide yaşanan krizin Türkiye’ye olan olumsuz etkilerinin AKP eliyle daha da karşı konulmaz hale gelmesini protesto etme niyetinde olduğunu ısrarla gösteriyor. Türkiye’deki adaletsiz ekonomik sisteme karşı yaratılan bu direnme dalgası, ilerde daha da büyüyerek devam edecek gibi görünüyor.

Öncelikle belirtmek isterim ki, halkın yoksullaşması ve geçimini sağlamak noktasında çaresiz kılınmasının tek sebebi AKP değildir. AKP, zaten var olan ve derinleştirilmek istenen adaletsiz bir ekonomik sistemin taraftarlığı/uygulayıcılığına soyunmuş aktörlerden sadece biridir. 24 Ocak kararları ile birlikte hayata geçirilen ve Özal dönemiyle güçlendirilen ekonomi politikalarını benimsemiş olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, AKP’den çok önce zaten küresel sermayenin sözcülerinin belirleyip ülkedeki büyük sermaye gruplarının onayladığı bir politik hat üzerinde hareket etmeye başlamıştır. Diğer bir deyişle, uygulanan ekonomik politikaların içeriğine AKP’nin katkısı azdır; her şey zaten IMF, Dünya Bankası veya Avrupa Merkez Bankası’yla yapılan anlaşmalar ile belirlenmiş durumda. Tek fark, ‘taşra-İslami’ sermayenin de AKP desteğiyle denkleme dahil edilerek, mevcut konjontür içerisinde daha fazla pay kapmasının sağlanmasıdır.

Türkiye, bir ‘sözde’ sosyal devlettir. Anayasa, devletin kapitalist üretim biçimi dolayısıyla zorluklarla karşılaşan emekçilerin korunması noktasında harekete geçmesini zorunlu kılar. Tabii ki asıl amaç, emekçilere yardım etmek değil, emekçiler ile sermayedarlar arasındaki çatışmayı bertaraf etmektir. Avrupa devletleri - her ne kadar 80’lerde ABD’de Reagan ve İngiltere’de Thatcher ile başlayan yeni-muhafazakar dalgayla beraber yok olmaya başlasa da- sosyal politika anlayışını 2. Paylaşım Savaşı sonrasında başarıyla uygulayarak işçi sınıfını sisteme entegre edebilmiştir. Türkiye’nin 80 sonrası yeni muhafazakar dalgadan etkilenmesi kaçınılmazdı ve dolayısıyla, Özal hükümetlerinden bu yana, zaten yetersiz olan sosyal devlet uygulamaları bir bir yok edilmeye başlamıştır.

2001 krizi ve sonrasında AKP’nin tek başına iktidara gelmesiyle birlikte, Türkiye’nin küresel kapitalizmle birleşmesi hızlanmış ve bunun topluma ciddi maliyetleri olmuştur. Tarımdaki çözülme hızlanmış, kamu sektörü küçülmüş, tekstil sektörü daralmış, sosyal güvenlik haklarında erime hızlanmıştır. İşsizlik ise ciddi bir sorun olarak karşımızda durmaktadır. Bu gerçeklerden hareketle, AKP’nin sosyal politika anlayışını kısa da olsa anlamak önemlidir.

Normalde sosyal politikalar üretmek devlet için bir kamusal yükümlülüktür, vatandaşlar için ise vazgeçilemeyecek bir haktır. AKP politikaları, sosyal devlet uygulamalarını yok eden bir anlayış ile belirlenmektedir. Devlet, yoksulların karşılaştığı ekonomik sorunların çözümünde aktif rol üstlenmektense bu görevi, gönüllü yardım kurumları ve sivil toplum kuruluşlarına havale ediyor. Yani, ‘Benden bu kadar, artık kim sizinle ilgilenirse ondan yardım dileyin,’ diyor. Vatandaşın anayasal hakkı olan eğitim, sağlık, barınma ve benzeri asgari ihtiyaçların sağlanamaması durumunda devletin devreye girmesi zorunluluğunu ortadan kaldırıyor. Yerine, ‘hayırsever sosyal politika’larıyla kendisine bağımlı kıldığı yoksul kitlelere yardım/sadaka dağıtma mantığı ile hareket ediyor. Devletin, ihtiyacı olanlara yardım etmesini sağlayacak kurumlarını teker teker özelleştirerek sosyal devleti yok eden AKP, kitlesel yoksulluğun önünü açıyor.

Bütün bunlar olurken AKP, alt sınıfları ‘patlama noktası’ndan uzak tutacak alternatif mekanizmalar yaratıyor. Bunu ise son dönemlerde çokça eleştiri alan bildik yöntemlerle gerçekleştiriyor: kendisine yakın dernek ve vakıfları (Deniz Feneri, İHH) devreye sokarak yoksullara ‘hayır’ yaptığı gerekçesiyle maddi yardımda bulunuyor, AKP adına yoksullara yardımda bulunma taahhüdü veren şirketlere AKP’li belediyeler ihaleler veriyor, vs. Bu şekilde, bir nebze de olsa ‘basiretli’ bir ekonomi politikasına sahip olduğunu iddia ederken, kendisi için katılımı yüksek bir ‘oy havuzu’nu garantiye alıyor. AKP’nin seçimlerdeki başarısının altında yatan nedenlerden biri de budur. Sonuç, yine de faciadır ve gittikçe etkisini güçlendirecektir. Benzer politikaları yıllarca birçok ülke uygulamıştır; neoliberal uygulamalara sahne olan Mısır’daki ekonomik buhranı hatırlayın.

Krizi bizzat yaşıyoruz. Bütün bu kriz dinamikleriyle beraber AKP, sosyo-ekonomik haklarımızı elimizden alarak bizi daha da zor durumda bırakıyor. Mesela, SSGSS ve benzeri kanunlarla, herkesin sosyal güvenlik haklarını bir bir gasp ederken, zaten işsizliğin tavan yaptığı bir ülkeyi daha çok işsizle dolduruyor. Kadınlar, gençler işsizlikle tanışıyor, zor koşullar altında çalışan ve asgari ihtiyaçlarını bile karşılayamayanların sosyal güvenlik hakları ellerinden alınıyor, iş güvenliği standartları ihlalleri yüzünden Tuzla vb. yerlerde ölümler yaşanıyor, mesailer ödenmiyor, keyfi işten çıkarmalar yaşanıyor ve buna benzer birçok adaletsiz uygulama AKP eliyle meşrulaştırılıyor.

İşte bunlar gibi bahsedilmeyen onlarca politikaya karşı emekçiler 15 Şubat’ta Kadıköy Meydanı’nı dolduracak. Sağlıksız koşullarda çalışıp ücretleri ödenmeyen işçiler, iş alanlarından evlerine itilen kadınlar, düzgün bir geliri olmayan emekliler, işleri yok edilen tarım emekçileri, mezuniyet sonrası iş bulamayan gençler, cinsel yönelimleri dolayısıyla işlerine son verilen eşcinseller, kendileri için oluşturulmuş bir istihdam politikasından yoksun engelliler ve burada sayamadığım tüm emekçiler için, işsizliğe, yoksulluğa ve pahalılığa karşı Kadıköy’de sesimizi yükseltme zamanı.

Haydi Mitinge!..
‘Yaşadıklarımız kader değil; yaşanası bir ülke mümkün!’


Etiketler: yaşam, siyaset
Nefret