14/04/2010 | Yazar: Kaos GL

Özellikle kadınların acıları ve ezilmişliklerini anlatm

Kaos GL | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Kaos GL
Özellikle kadınların acıları ve ezilmişliklerini anlatmaya soyunan edebiyatın, heteroseksüelliği içselleştirmiş bir edebiyat olduğunu söyleyeyim.
 
Hande Öğüt'ün Semra Topal'la yaptığı söyleşinin bir bölümünü aktarıyoruz. Söyleşinin tamamı aylık kitap dergisi Mesele'nin nisan sayısında. Mesele 64 sayfa, 5 TL.

Cinsellik erotizm ve pornografiyle içli dışlı metinleriyle tabuları altüst ediyor, sıra dışı kadınları kahraman kılıyor, erkeğin iktidarını kurgusu ve diliyle kovuşturuyor Semra Topal. Kimi kez grotesk olanın, kimi kez erotiğin, kimi kez kara mizahın izini sürüyor metinleri.
 
Tarihe, kültüre, geleneğe, aydınlanmaya, Batılı kurgulara, eril hegemoniye bitmek bilmez bir ölümcül nefret, hijyenik edebiyatı kirleten bir iğrençlik' var romanlarında... Cinsiyet rollerini kabullenmiyor, baskıcı ataerkil toplumun çizmiş olduğu çerçevenin ve mevcut olan kadınlık kurgusunun dışına çıkıyor, he-teroseksist hegemonyanın normlarını çiğniyor.
 
Cinsellik ve erotizmi tam da doğa ve kültürün kesişme noktasında yakalıyor Semra Topal... Erkek egemen sistemin baskı altında tuttuğu kitonyen doğa açığa çıkıyor böylelikle. Camile Paglia'nın deyimiyle, "yere ait" anlamına gelir kitonyen, ama yerin yüzeyine değil de derinliklerine...
 
O, yeraltının tanrılarına ve ruhlarına ait olandır. Hayaletlerle ilgilidir; aynı zamanda cehenneme ait ve paganik olanı imler. Cinsellikle, kötücüllüğün ve ölümün iç içe geçtiği Yara, Gece Gülüşü ve Mukaddes Cildin Parçalanışının ardından son romanı Kirlihanımlar'da da, kirletmenin estetiği ve erotiğini yaratıyor Topal, şeytani bir dişillikle...
 
Romanlarında iki önemli strateji tespit etmek mümkün: taklit ve parodi... Abartılmış, örtük biçimde parodileştirilmiş erkek klişesiyle uyum sağlayan, ama bir yandan da düşmansı parodiyle yasayı işgal eden dişil bir ses...
İşin aslı, parodi ve taklit birbirinden ayrıdır, ama böyle yan yana kullanılma durumu da söz konusu. Bu pratikler, orijinal mefhumunu alaya almaya yarayan stratejilerdir. 'Parodide kahkaha vardır, pastişe özgü taklitte kahkaha yoktur' gibisinden ayrımlara gidilmeye çalışılsa da, önemli unsur her ikisinde de kimlikleri alt üst etme bağlamında orijinal ve normal olanın alaya alınmasıdır.
 
Parodi pratikleri zorunlu heteroseksüelliğin siyasal analizinde, cinsiyetin ikili inşasının ve hiyerarşik ikiliğin nasıl işlediğini ortaya çıkarmak bakımından çok önemli pratiklerdir. Zaten feminist siyasetler tarafından da sahipleniliyor. Heteroseksüelliğin doğal kahramanları kadın ve erkek kimliklerinin gerçek değil, yapma' kimlikler olduğunu, yani bu ayrımın bir yanılsama olduğunu göstermeye yarayan araçlardır parodi ve pastiş.
 
Kimlik kategorisinin yapaylığını  sergilemeyi, doğru politikalar eşliğinde kullanılabilirlere tabii. Benim derdim de başından beri bu verili dizgeye ve dizgenin tezahürlerine karşı koymaktı. Senin benim için söylediğin 'yasayı işgal eden dişil ses' tanımın buraya tekabül ediyor.
 
Toplumsal cinsiyet ve cinsellik, metinlerinin temel izlekleri... Edebiyatla ilişkisi açısından, bu ikisi arasında nasıl bir bağıntı kuruyorsun? Irigaray, Kristeva ve Cixous tarafından bütünlükçü, güçlü, katı, çizgisel, istikrarlı eril metinlere karşı ortaya atılan 'dişil metin' kavramını nasıl anlamlandırıyorsun?
Öyle ki, yazdığım metinlerin bir sürü yere taşınabildiğim görüyorum. Bu bana çok doğal geliyor. Madem toplumsal cinsiyet, cinsellik ve edebiyat mevzusuna geldik, olaya mevcut edebiyat cephesinden bakalım.
 
Özellikle kadınların acıları ve ezilmişliklerini anlatmaya soyunan edebiyatın, heteroseksüelliği içselleştirmiş bir edebiyat olduğunu söyleyeyim. Heteroseksist yapının kadın-erkek ikiliği üzerinden kaleme alınan ve hem kadınlar hem de erkekler tarafından yazılan birçok 'duyarlı' eserler kataloğu yok mu? Heteroseksüel matris içinde kurulan toplumsal cinsiyet ve arzu mefhumu, hiçbir bozulmaya uğratılmadan edebi metinlerde ağırlanmıyor mu?
 
Bu çeşit bir sanat anlayışı, toplumsal düzeni kabul etme ve onaylama anlamına gelir. Irigaray, Kristeva ve Cixous feminist teorinin en önemli isimleri. Onların seslendirdikleri 'dişil metin' kavramı, siyasetlerinin bir parçasıdır. Özellikle Cixous, ataerkil düzende ancak dişil yazımla mücadele edilebileceğine inanır.
 
Dolayısıyla 'dişil metin' hem çifte cinsiyetliliği dillendirecek, hem de kadının dişil konumunu ifade edecek bir yazı biçimidir. Ama bunlar iyi teorisyenlerin iyi romancılar olacağı anlamına hiç gelmez. Ben bu bağlamda en çok, romancı olarak Djuna Barnes'a hayranlık duyarım. Çünkü Djuna Barnes, öznenin cinsiyet kategorisinden nasıl konuşarak kurtulacağı sorusuna gösterilecek en güzel örnektir.
 
* Semra Topal, Kirlihanımlar, Agora, Ocak 2010, 256 sayfa, 17 TL.
 
 


Etiketler: kültür sanat
Nefret