07/08/2007 | Yazar: Kaos GL

  A. Ömer Türkeş

Kaos GL | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Kaos GL
 
A. Ömer Türkeş

‘Sistemin şenlikli, parıltılı kabuğunda yaşayan, yaşadıklarından bahtiyar insan tiplerinin aşk ilişkilerini anlatan romanların yazarıydı Colette. O, toplum dışında kalmaktan hiç çekinmemişti.’ A. Ömer Türkeş, eşcinsel yazar Colette’i ve Türkçede yayımlanan kitabı Caniko'nun Sonu’nu anlatıyor. 

Colette'in kendi hayatıyla da örtüşen hikâyesiyle Cheri, Türkçeye birkaç kez çevrilmiş, Vivet Kanetti imzalı son çeviri 2004 yılında, Colette'e pek yakışan bir kapak tasarımıyla, Caniko adıyla yayımlanmıştı. Vivet Kanetti, o günlerde Caniko'nun Sonu'nun çevirisiyle uğraştığını söylüyordu. Colette'in, ilk kitaptan altı yıl sonra, 1960 yılında tamamladığı bu roman nihayet Türkçeleşti. Yazıldığı yıllar için çok cesur ve cüretkâr addedilen bu kitapların eleştirisine geçmeden önce asıl cesur ve cüretkâr olanı, yani yazarını, Colette'i tanımakta yarar var.

Sidonie Gabrielle Colette, 1873 yılında Fransa'da doğmuştu. Babası subaydı. Taşrada, annesinin de etkisiyle din duygusundan ve her türden bağnazlıktan uzak, doğayla barışık mutlu bir çocukluk geçirmiş, yirmi yaşına geldiğinde yaşça kendisinden bir hayli büyük Willie adlı bir edebiyatçıyla evlenmişti. Edebiyat hayatı evliliğiyle başladı, ama 1906 yılındaki boşanmalarıyla birlikte sona ermedi. Üstelik sahne hayatına da atılmıştı. Bir süre müzikallerde çalıştı, pantomim gösterileri yaptı ve nihayet 'Ten' adlı oyunda göğüslerini açmaktan çekinmedi. Paris'in dilindeydi şimdi Colette, ama aklı hâlâ edebiyattaydı. Yazmayı sürdürdü. Avare Kadın'ın yayımlanmasının ardından, adı artık edebiyat dünyasında karşılık bulmuştu. Nitekim 1920'de Marcel Proust'la birlikte Legion d'honneur nişanına değer görüldü. Buna rağmen kendi adıyla ilk romanını 1923'te, ikinci kocasından boşandıktan sonra yayımlamıştır. Daha sonra editörlük, adli muhabirlik, film senaristliği, tiyatro eleştirmenliği yaptı, gazete yazıları yazdı, röportajlar yayımladı. Romanları, Fransız Komünist Partisi'nin organı Humanita gazetesinde tefrika edildi...

1945'te, yitmiş iki yaşında, Fransa'nın en önemli edebiyat kurumlarından biri olan Académie Goncourt'un ilk kadın üyesi oldu. 1954'te seksen bir yaşındayken öldüğünde cenazesi büyük bir devlet töreni ile kaldırıldı. Ancak kilise katılmamıştı cenazeye; Colette için dini tören yapılmadı. Anlaşılan o ki, tenini özgürleştiren bir kadının dilediğince yaşamasını kabullenmek Fransız muhafazakârları için bile kolay değildi. Ne de olsa, "üç kez evlenen, sahnelere çıkıp göğsünü sereserpe açan, iki evliliği arasındaki beş yıllık sürede erkek giysileriyle dolaşıp eşcinsel ilişkiler yaşayan, hayatını hep kendi emeğiyle kazanmış, on altı yaşındaki üvey oğluyla cinsel ve duygusal ilişkiye girmiş, parasız kalınca güzellik enstitüsü açmış, adını sigara reklamlarına kiralamış bir yazar"dı o!



Topluma dışardan bakabilmek

Yüze yakın eseri olduğu söyleniyor Colette'in. Elbette sayısal çoklukların önemi yok, önemli olan bu eserleriyle hepsi de farklı kulvarlarda yürüyen Proust, Claudel, Gide, Mauriac, Louys, Simenon, Guitry, Cocteau, Jean Genet, Scott Fitzgerald gibi yazarlara yaptığı etkilerdir. Colette, kendini nasılsa öyle, yani olduğu gibi göstermekten, içindeki duygu ve düşünceleri toplumsal değerlerleri çiğnemekten hiç çekinmeden bütün çıplaklığı ile ortaya koymaktan çekinmez; bencillik, çıkarcılık, korkaklık, tensel zevklere tutsaklık, erkek ya da kadın 'yiyicilik' ve benzeri rahatsızlık verici ama insan özgü her türden duygu ve düşünceyle, doğa ve insanla, günah ve suçluluk duygularından arınmış, 'pagan' bir ilişki kurar. Hiçbir şeyi saklamadan, gizlemeden...

Sistemin şenlikli, parıltılı kabuğunda yaşayan, yaşadıklarından bahtiyar insan tiplerinin aşk ilişkilerini anlatan romanların yazarıydı Colette. Ne ün ne hayran kitlesi ne de maddi kazanç uğruna duygularından, düşüncelerinden, aşklarından, tensel tutkularından ödün vermiş, toplum dışında kalmaktan çekinmemişti. Eleştirelliği ve insanı gözleme gücü tam da burada, topluma dışarıdan bakabilmesindeydi.

Caniko'da 1900'lü yılların başında genç bir kadın, genç bir erkek (Caniko) ve orta yaşlı kibar bir fahişe(Lea) arasında gelişen bir aşk hikâyesi anlatılıyordu. Lea ve Caniko arasındaki ilişkinin arkasındaki tensel tutkuyu anneoğul ilişkisini çağrıştıran halleriyle birlikte işlemişti Colette. Üstelik Caniko'nun yayımlanmasının hemen ertesinde roman kahramanı Lea'yı bizzat kendisi taklit edecek, henüz delikanlılık çağlarındaki üvey oğlu uzun süreli bir ilişkiye girmekten sakınmayacaktı. Yunan tragedyalarını çağrıştıran özet sizi yanıltmasın; hayatı ve kendisini ciddiye almamayı bilen bir kadın olarak Colette, yazgısı daha baştan çizilmiş imkânsız aşkı ironik bir dille, hüzünlü bir alayla anlatıyordu. Lea ve Caniko'nun ilişkisi taşların yerli yerine oturmasıyla, 'ahlaka uygun' biçimde sonlanmıştı.

Anlaşılan bu sıradan sonu içine sindirememiş ki, Colette altı yıl geçse de üstünden Caniko'nun yani Fred'in hikâyesini tamamlamak istemiş. Lea'nın Fred'i evine, karısına gönderdiği günden bu yana neredeyse altı yıl geçmiş, bu uzun zamanda pek çok olay, bu arada I. Paylaşım Savaşı bile yaşanmıştır. Cepheden dönen Fred, karısı ve annesi tarafından idare edilen aile servetinin verdiği rahatlıkla, aynı umarsızlıkla sürdürmektedir hayatını. Sorumsuzca, etrafında olup bitenlere aldırış etmeksizin ve büyük bir boşluk duygusu hissiyatıyla. Karısı ile kısa zamanda tükettikleri ilişkileriyse bu boşluğu derinleştirecektir. Uzun yıllardır görüşmediği Lea'nın bir çözüm olacağını düşünür. Ne var ki aradan geçen yıllar, daha sevgiliyken orta yaşı çoktan geride bırakmış bir kadın olan Lea'yı fiziksel ve ruhsal açıdan tanınmaz bir hale getirmiştir. Buluşma anında Caniko, gördükleri karşısında zorlukla dizginlediği korkunç bir hınç, yalvarma hamlesi ve bağırma ihtiyacıydı. "Yeter! Artık ortaya çık! Şu gülünç maskeyi atıver!" demek ister Lea'ya; "Onun altında bir yerlerde olmalısın, madem konuştuğunu duyuyorum! Artık çık ortaya! Gene dipdiri belir, şu sabah vaktinin kızıl saçlarıyla, taze sürülmüş pudranla; gene uzun korseni kuşan, ince dantelli mavi elbiseni üstüne geçir, yeni evinde boşuna aradığım çayır kokunu sürün..." Caniko, artık zamanı geriye çevirmenin, gençlik aşkını ve tensel arzuyu yeniden alevlendirmenin farkındalığı ve sürüp giden hayatın anlamsızlığıyla hesaplaşmak zorundadır.



Bir sakatlıktır yalnızlık

20. yüzyıl başlarındaki Paris dekadansını yansıtan Caniko ve Caniko'nun Sonu'nda karşılaştığımız insan tipleri toplumun yaşadığı sorunlardan habersizcesine zevk peşinde koşuyorlar. Zevk peşinde ama o zevkleri almak için fazlasıyla yorgunca... Her iki romanda da, iki savaş arasındaki bunalım döneminin acıdan dehşetle kaçınan, bilinçaltları ölüm korkusuyla ürperen insanları izliyoruz. İşte bu insanların, özellikle kadınların zayıf ve güçlü yanlarını, erkekteki dişiliğin ya da kadındaki erkekliğin varlığını araştıran Colette, ilk romanda Lea'nın Caniko'suz yaşarken hissettiklerini genel bir kadınlık durumuna gönderme yaparak- yakalamıştı. İkinci romanda ise Caniko'nun bir zamanlar Lea ile yaşadığı ilişkiyi bir başkasıyla kuramayışının ruh halini yansıtıyor; bir eksiklik, sakatlıktır bu, yalnızlıktır...

Yaşı geçkin sosyete fahişeleri, lüks ve kibar fahişe olmayı öğrenen kızlar, birbirlerini 'aşkla seven' kadınlar, jigololar, tutkulu aşıklar, aşk üçgenleri, ihanetler, kıskançlıklar, kırılganlıklar, sonsuz aşklar, kısacası cinsellikle, ama özellikle kadın dünyasının cinsellik algısıyla ilgili hemen her şey var Colette'in beden, duyu ve içgüdü üçgeninde devinen romanlarında. Bu nedenle, sınırların bittiği her yerde olduğu gibi, Colette'in romanlarında da erotizm çıkar ortaya. Roman kişilerinin korkularını, davranışlarını, davranışları ardındaki sırları anlamamızı sağlayan belki de hikâyelerinin bu erotik çağrışımlardır. Pornografiden, seksin iştah kabartacak tasvirlerinden söz etmiyorum; tersine, Colette'in o kendine özgü edebi dilini daha da çekici kılan bir erotizm, zengin bir duygu yoğunluğu, hayal gücünün ve artistik yeteneklerin ortaya konduğu güzel bir anlatım bu. Bugüne kadar okumadıysanız eğer, Caniko'yu Caniko'nun Sonu ile birlikte, Vivet Kanetti'nin doyurucu önsözleri ve titiz çevirileriyle okumanın tam zamanı.

Türkçede Colette

Sevmek Korkusu, çeviren: Suut Kemal Yetkin, Lûtfi Ay, 1945, Berkalp Yay.

Dişi Kedi, çeviren: Azra Erhat 1954 Varlık Yay., 1991 Can Yay.

Cicim, çeviren: Azra Erhat, 1955 Varlık Yay, 1991 Can Yay.

Avare Kadın, çeviren: Suut Kemal Yetkin, Lütfi Ay, 1957 MEB, 1991 Can Yay.

Dişi Kedi, çeviren: Azra Erhat, 1954 Varlık, 1991 Can Yay.

Hissi İnziva, çeviren: A.Baltacıgil, 1958, İlhami Alpagut Yay.

Uzaktan, çeviren: Tahsin Yücel, 1959 Varlık Yay.

Gigi, çeviren: Adnan Benk, 1960 Varlık Yay.

Claudiene'in Evi, çeviren: Vedia Tatarağası, 1960, MEB.

Sevgilim, çeviren: Gülten Suveren, 1965, Altın Kitaplar.

Duygusal Sürgün, çeviren:Tahsin Yücel, 1991, Can Yay.

O Zevkler, çeviren: Bülent Boysan, 1995, İletişim Yay.

Caniko, çeviren: Vivet Kanetti, 2004, Cadde Yay.

• Caniko'nun Sonu - Colette

• Çeviren: Vivet Kanetti, Cadde Yayınları, 2007, 148 sayfa



Etiketler: kültür sanat
Nefret