08/07/2014 | Yazar: Rosida Koyuncu

‘Evet ben geyim’ dedim. İki saniyelik bir sessizlikten sonra bir polis bıyıklı polise, ‘Abi doğru söylüyor az önce araçla oradan geçtim piknik yapıyorlar. Bana ters ters baktılar korktum valla’ dedi.

Rosida Koyuncu | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Rosida Koyuncu
Zaman geçince değişik değişik polisler geliyor teftişe: “Merhaba ne oldu? Ne işin vardı parkta?” Başla tekrar hikayeyi anlatmaya… Bir tanesi de demez mi: “Senin parka pikniğe gittiğini nerden bileceğiz?” Yani sen başka işler içinde belki ordaydın demez mi? Ben onur haftası kataloğunu çantamdan çıkarıp polise piknik bölümünü verip, “Al oku” dedim. Bıyıklı adam okudu okudu ve “Bu lubunca” dedi. Alıkmaymış kolilermiş… Meğer bu polis bu konuları biliyor ve lubunya kolisiymiş dedim içimden. O da, “Sen gey misin” dedi. “Evet ben geyim” dedim. İki saniyelik bir sessizlikten sonra bir polis bıyıklı polise, “Abi doğru söylüyor az önce araçla oradan geçtim piknik yapıyorlar. Bana ters ters baktılar korktum valla” dedi.
 
28 Haziran 2014 saat 13.00’te Maçka Parkı’nda Onur Haftası kapsamında yapılan piknik için parka; lubunyaların yanına gidiyordum. İlk defa Maçka Parkı’ndaydım. Parka ters yönden girmiştim. Lubunyaları aradım bulamadım. Parkın içinde ağacın dibinde bir kadın ve iki erkek oturuyordu. Onlara; “Burada piknik yapan kalabalık bir grup gördünüz mü?” diye sordum.  “Evet” dediler, “şu ilerde piknik yapıyorlardı.” Gençlerden biri, “Gel ben sana yerlerini göstereyim” dedi. Ben saf ve kezban lubunya, “olur” dedim. Adının sonradan Sina olduğunu öğrendiğim İranlı çocukla biraz yürüdük. Merdivenlerin ortasında Sina dışında iki tinerci de arkadan beni çembere aldılar. Birden Sina “Telefonunu çıkar” dedi. Ben kezban; olayın gasp olduğunu yeni fark ettim. “Telefonumu vermiyorum” deyince kelebek bıçak çıkarıp sallayarak beni korkutmak istedi. Sol omzuma hafif çizikler attı. Benden cüzdanımı çıkarmamı istedi bu sefer. Bıçak başka yerime saplanmasın diye cüzdanı çıkardım. Anketten kazandığım 125 TL paramı cüzdanımdan alıp, cüzdanımı bana fırlattı Sina. Sina geri çekilince tinercilerden biri sağ göğsüme yumruk indirdi. Ben o an can havliyle aşağı doğru kaçtım.
 
Daha önce parkta lubunyaları ararken düğün salonun olduğu yerdeki polisleri görmüştüm. Polislerin yanına gidip gasp edildiğimi söyledim. Genç olan resmi polis, “Bak bunun altından sonra bir şey çıkmasın” dedi. Ben, “Ne iş çıkacak gasp edildim diyorum” diye ısrar edince polis, “Tamam araca atla” dedi. Parkın içinde araçla tur attık. Bulamayınca araçla Kadırga Caddesi’ne indik. Sina ve iki kişiyi caddede yürürken gördük. Polisler aracı durdurup onları aradı. Üzerlerinde 100 tl param bir bıçak ve 30 cm zincir çıktı…  Polis yardım ekibi beklerken tinercilerden biri kaçtı. Biraz daha beklerken bu kez her ikisi de kaçınca bu sefer polisti kovalamaya başladı. Kaçma kovalama derken “Türk polisimiz” yakaladı araçla. Harbiye karakoluna geldik.
 
Harbiye karakolunda bana, “Parkta ne işin vardı? Bunları daha önce tanıyor muydun?” dediler. Ben ilk soruya LGBTİ Onur Haftası kapsamında bir pikniğin olduğunu ve bu piknik için parka geldiğimi, arkadaşlarımı bulamayıp gasp edildiğimi söyledim. Bu şahısları da daha önce tanımıyordum. Gasp sayesinde tanıştım. Eski gözaltı psikolojilerinden ve kaygılardan olmalı ki polis bana “Oruçlu musun” derken ben oruspu musun diye bana hakaret ettiğini düşünüp “Evet oruspuyum” demez miyim…  Genç  polis, “Oğlum ben sana oruçlu musun diye sordum neyin kafasındasın sen” demez mi! Ben ön yargılarımdan  mortladım. Zaman geçince değişik değişik polisler geliyor teftişe: “Merhaba ne oldu? Ne işin vardı parkta?” Başla tekrar hikayeyi anlatmaya… Bir tanesi de demez mi: “Senin parka pikniğe gittiğini nerden bileceğiz?” Yani sen başka işler içinde belki ordaydın demez mi? Ben onur haftası kataloğunu çantamdan çıkarıp polise piknik bölümünü verip, “Al oku” dedim. Bıyıklı adam okudu okudu ve “Bu lubunca” dedi. Alıkmaymış kolilermiş… Meğer bu polis bu konuları biliyor ve lubunya kolisiymiş dedim içimden. O da, “Sen gey misin” dedi. “Evet ben geyim” dedim.  İki saniyelik bir sessizlikten sonra bir polis bıyıklı polise, “Abi doğru söylüyor az önce araçla oradan geçtim piknik yapıyorlar. Bana ters ters baktılar korktum valla” dedi.
 
Harbiye karakolunda bana “sen oruçlu musun” diye soran polis odaya gelip, “Gasp masp edilmişsin ama sen de pek temiz değilsin” demez mi! Temiz olmamamın sebebi lubunya olamam değil. Eski PKK tutuklusu olmam ve PKK davasından yargılanmamı kastediyor.
 
Bana temiz değilsin deyince bende lubunyalığımdan bahsediyor diye düşündüm. Ama bana, “Sen terör örgütü üyesisin” dedi: “Canım mevcut yasalara göre mahkeme sonuçlanmadan bana sen üyesin diyemezsin. Ben örgüt üyesi falan da değilim farz edelim de ben üyeyim bir vatandaş olarak şikayet etme hakkım var.” Polis sinirlenip, “Çok bilmiş vatandaşlık yapma bana” diye bağırmaz mı? “Hem devletin polisine taş atıp kurşun sıkacaksın hem de gelip polise ben gasp edildim diyorsun. İşte böyle polisin kucağına düşersiniz.”
 
Bu arada bu tartışmalar sürerken yoldaşlarım Asya, Ercan ve Murat karakola gelip beni gördüler. İfademi bana sen polisin kucağına düştün diyen polis aldı. İfade tutanaklarını Şişli Asayiş’ten polisler almaya geldi. Beni de hastane raporunu almaya götürdüler. Formaliteler tabi… Ben paramı ne zaman geri alacağımın peşindeyim. Şişli Emniyeti’ne gittim, paramı sordum. Bana, “Yarın öğleden sonra gel işlemler bitince alırsın” dediler. Ertesi gün Onur Yürüyüşü’nden önce para almaya gittim. Bana, “Savcı karar vermeden para alamazsın. Paranı ancak bir ay sonra alabilirsin ayrıca parayı emniyetten değil Çağlayan Adliyesi’nden alabilirsin. O da savcı parayı ver deyince alabilirsin” dediler. Kısacası ölme eşeğim ölme…
 
7 Temmuz günü Çağlayan Adliyesi’ne gittim bir sürü diplomatik bürokratik işlemlerden sonra Hikmet Taş adında bir savcının karşısına çıktım: “Ben gasp edilen kişiyim. İki kere Şişli Emniyet’e gittim burada paran yok, paranı Adliye emanetten alırsın. Savcılık kararı olmadan onu da alamazsın” dediler. “Ben öğrenciyim anketle geçimimi sağlıyorum o parayı almak istiyorum” dedim.
 
Savcı: Ne kadar para?
Ben: 125 TL gasp edildi fakat 100 TL almam gerekiyor. Tutanaklarda 100 TL üzerinden çıktı diyorlar.
Savcı: Buraya evraklar daha gelmedi gelen evrak içinde paran. Ben Şişli Emniyeti’ni arayacağım. Evrakları göndermedilerse gider oradan alırsın.
 
Savcının babacan konuşmasının ardından ben dışarı çıktım. Emniyet ile görüşmesi bitince, “Evraklar yarın gelecek; ancak 4 gün sonra paranı belki alırsın. Ayrıca gelip paranı sorma. İstediğin zaman dilekçe yaz bu şekilde gelme” dedi.
 
“Ben neden paramı belki alabiliyormuşum. Bıçaklandım, gasp edildim, o para benim” diyince, “O gün başkaları da gasp edilmiş olabilir. O paranın senin olduğuna mahkeme karar verince ancak alabilirsin hukuki olarak” demez mi? Bir nevi hırsızlar aldı biz modern bir şekilde paranı gasp ediyoruz dedi…  Bir de ben kalemlikte ne öğreneyim beni gasp eden, elimi kesenler yumruklarından hala sağ göğsüm ağrırken tutuklanmamış sadece yurt dışına çıkmama kararı vermiş yüce adaletimiz… Hırsızlar paramı aldı, devlet gasp etti! 

Etiketler:
Nefret